YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9159
KARAR NO : 2013/22675
KARAR TARİHİ : 11.12.2013
MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.10.2012 tarih ve 2011/264-2012/234 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait BURBERRY markalı taklit ürünlerin yurt dışına gönderilmek için gümrüğe getirildiği sırada Ambarlı Gümrük Müdürlüğü’nde ele geçirildiğini, davalının bu eyleminin müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini iddia ederek, müvekkilinin marka hakkına tecavüzün tespitini, durdurulmasını, giderilmesini ve men’ini, el konulan ürünlerin imhasını, depolama sundurma ücretinin davalıya yükletilmesini, verilecek kararın gazetede ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 06/05/2011 tarihli faturanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin yapılan ihracat işlemlerinden haberdar olmadığını, kusur ve kastının bulunmadığını, taklit ürünlerden dolayı müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 06/05/2011 tarihli faturanın şirket defterinde kayıtlı olup olmamasının sonuca bir etkisinin bulunmadığı, gümrük evrakına göre dava konusu mallarla ilgili EKS 061163 sayılı ve 06/04/2011 tarihli gümrük çıkış beyannamesinin davalı şirket adına işlem gördüğü, gümrük beyannamesinde davalı şirketin adının yazılı bulunduğu, davalı şirketin gümrük müdürlüğüne verdiği 16/05/2011 tarihli dilekçe ile beyannameyi sahiplendiği ve beyannameye konu eşya içindeki sorunsuz eşyanın iadesini istediği, “mavi” adlı şirkete gönderilen tezkereye olumsuz cevap verildiği, faturadaki imzanın şirket ortaklarına ya da temsil ettiği kişilere ait olmadığı biçimindeki davalı savunmasının, dava konusu malların ele geçirildiği aracın ve gümrük beyannamesinin davalıya aidiyeti karşısında sonuca etkisinin bulunmadığı, davalı vekilinin “matbu olarak gümrük müşavirine boş teslim edilen belgelerin irade dışında kullanıldığı” biçimindeki savunmasının hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı, dava konusu gümrük eşyasından dolayı sorumluluğun davalı şirkete ait bulunduğu, davalının eyleminin 556 sayılı KHK’ nın 9, 61 maddeleri anlamında marka hakkına tecavüz teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması, giderilmesi ve taklit ürünlerin imhası istemlerine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK.’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda “Cehennem” isimli sinema filmiyle ilgili olarak taraflar arasındaki 02.04.2010 tarihli Yönetmen Sözleşmesi gereği “25.350,11 TL alacağın dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine” karar verilmiştir. Ancak, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “davaya konu Burberry markalı ürünler nedeniyle davalının eyleminin davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, bu tecavüzün durdurulmasına, giderilmesine ve men’ine” şeklinde hüküm kurulmuş ve 28.03.2013 tarihli müteferrik kararla kısa kararda maddi hata yapıldığı açıklanmış ve doğru kararın taraflara tebliğine karar verilmiştir. Mahkemece mevcut çelişki maddi hata olarak nitelendirilmiş ise de, bu husus maddi hata niteliğinde bulunmayıp, çelişkinin bu şekilde izahı doğru bulunmamıştır. Buna göre, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmadığı, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmış olduğu anlaşılmakla, bu yönden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bozma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.