Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/10338 E. 2015/6915 K. 14.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/10338
KARAR NO : 2015/6915
KARAR TARİHİ : 14.05.2015

MAHKEMESİ : İSTANBUL(KAPATILAN) 29. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/02/2014
NUMARASI : 2013/91-2014/11

Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 29. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/02/2014 tarih ve 2013/91-2014/11 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 12/05/2015 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. D. T. ile davalı vekili Av. İ.. B.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduklarını, davalının müvekkillerine gönderdiği ihtarname ile sermaye taahhüdünün faizi ile birlikte ödenmesini istediğini aksi halde şirket ortaklığından ıskat edileceklerinin bildirildiğini, müvekkillerinin, şirketten alacaklı olduklarından, sermaye borcunun bu alacaktan tahsil edilebileceğinden, bu işleme muvafakat ettiklerinden, bu tarihe kadar apel çağrısı yapılmadığından faiz istenilemeyeceğinden ve şirketin kötü yönetildiğinden bahisle bu ihtarnameye cevap verdiklerini, davalı şirketin aynı mahiyette gönderdiği diğer bir ihtarnameden sonra müvekkillerini 04.03.2013 tarihli yönetim kurulu kararıyla şirket ortaklığından ıskat ettiğini ileri sürerek bu kararın yokluğunun ve hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıların kendilerine yapılan ihtarlara rağmen sermaye borçlarını ödemediklerini, müvekkili şirket tarafından yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, sermaye koyma borcunun muaccel hale gelmesi için ihbarda bulunulması gereken durumlarda öncelikle ihbarın yapılmasının koşul olduğu ve bu ihbarda ıskat hakkının kullanılacağının bildirilmesinin mümkün olmadığı, davalı şirket tarafından davacılara gönderilen 26.03.2012 tarihli ihtarnamelerde, sermaye taahhütünün ve faizlerinin ödenmesinin istenildiği, aksi takdirde şirket ortaklığından ıskat edileceklerinin bildirildiği, bu haliyle söz konusu ihtarnamelerin ihbar yerine geçmeyecekleri ve ödemeye çağrı olarak nitelendirilemeyecekleri, diğer bir deyişle ıskat ihtarının, temerrüdü gerçekleştiren ilk çağrı ile birlikte yapılmamasının gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının davacılar hakkında aldığı 04.03.2013 tarihli yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davacıların, davalı anonim şirketin ortaklığından ıskat edilmelerine ilişkin 04.03.2013 tarihli yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Anonim ortaklıklarda, pay sahibinin borcu, taahhüt ettiği payların karşılıklarını ifaya yöneliktir. Bu ilke, hem nakdi, hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Bu ortaklıklarda paydaşlardan ödenmemiş bakiye sermaye taahhütlerinin istenmesi ve buna bağlı olarak gündeme gelen pay sahiplerinin ıskatı usul ve şartları, mülga 6762 sayılı TTK’nun 406-408. maddelerinde düzenlenmiş olup 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nun 481-483. maddelerinde de bu hükümlerle paralel düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre, 406. madde uyarınca payların bedelleri anasözleşmede başkaca hüküm yoksa pay sahiplerinden ilan suretiyle istenir. Bununla birlikte, 406. maddede yazılı olduğu şekilde ilan suretiyle değil de ortaklara taahhütlü mektupla çağrıda bulunulması halinde tebliğ edilen bu çağrı, gazetede ilandan daha kuvvetli bir bildirme yolu olduğundan, bunun da geçerli olduğunu kabul etmek gerekir.(Dairemizin 21.02.1980 tarih, 456/818 sayılı ilamı) Sermaye borcunu ödemeyen bir pay sahibinin ıskat edebilmesi için öncelikle temerrüte düşürülmesi gerekir. Temerrütün söz konusu olabilmesi için de bakiye sermaye borcunun ödenmesi konusunda yetkili organın bir karar alması ve bunu sözleşmede öngörülen usul ve şekilde talep etmesi, uygulamadaki ifade ile, apel işlemini yapması gerekir. Şayet anasözleşmede, sermaye borcunun ödeme süreleri ve miktarı duraksamaya neden olmayacak biçimde belirlenmiş ise pay sahibine ihtar gerekmeksizin temerrüt oluşur. Temerrüte düşen ortağa, yönetim kurulu tarafından 6762 sayılı TTK’nun 37. maddesinde yazılı gazete ile anasözleşmenin öngördüğü biçimde ilan suretiyle bir ay içinde ödemeye davet ve aksi halde haklarından mahrum edileceğinin ve ortaklıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekmektedir.
Somut olayın incelenmesine gelince; Şirket anasözleşmesinin 6. maddesinde sermaye borcunun 1/4’ünün tescilden itibaren 3 ay içinde, kalan miktarın ise 3 yıl içinde ödeneceği düzenlenmiştir. Şirket, 21.04.2009 tarihinde tescil edilmiş olup anasözleşmede öngörülen 3 yıllık süre 21.04.2012 tarihinde dolmaktadır. Davalı tarafça davacılara gönderilen 26.03.2012 tarihli ihtarnamede, 12.03.2012 tarihli yönetim kurulu gereğince miktarı da gösterilmek suretiyle sermaye taahhüdünün 1 ay içinde ödenmesi istenilmiş, aksi halde temerrüte düşüleceği ve temerrüt nedeniyle ortaklıktan ıskat edileceği ihtar edilmiştir. 12.03.2012 tarihli yönetim kurulu kararı, 16.04.2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde de ilan edilmiştir. Borcun ödenmemesi üzerine gönderilen 31.01.2013 tarihli ihtarnamenin içeriği de ilk ihtarname ile aynı niteliktedir. Her ne kadar mahkemece, ıskat ihtarının da bulunması nedeniyle söz konusu ihtarnamelerin ihbar yerine geçmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de sermaye borcunun ödenmesine ilişkin yönetim kurulu kararının, 16.04.2012 tarihli gazetede ilan edilmekle davacıların temerrüte düşürüldüğü, kaldı ki sözleşmenin tescilinden itibaren 3 yıl geçmekle de TTK’nun 407/1. maddesi uyarınca davacıların temerrütlerinin gerçekleştiği, temerrüt tarihinden sonra gönderilen 31.03.2013 tarihli ihtarnameler ile de TTK’nun 408.(6102 sayılı Kanun’un 483. maddesi) maddesinde düzenlenen ikinci sürenin de verildiği, verilen ikinci süre ilan edilmemiş olmakla birlikte yukarıda belirtildiği gibi ihtarname ile davacılara tebliğ edildiği gözetildiğinde ıskat için gerekli prosedür yerine getirilmiş olup aksi yöndeki mahkeme gerekçesi doğru olmamıştır. Öte yandan, her ne kadar davacı tarafça kendilerinin şirketten alacaklı oldukları ve sermaye borcunun bu alacaktan mahsup edilebileceği ileri sürülmüş ise de mahkemece bu iddiaya ilişkin bir değerlendirme yapılmamış, davacılar tarafından da bu karar gerekçe yönünden temyiz edilmediğinden mahkemece, davalı şirketin ıskata ilişkin yönetim kurulu kararının usulüne uygun olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.