YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15697
KARAR NO : 2015/6417
KARAR TARİHİ : 06.05.2015
MAHKEMESİ : ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/09/2013 gün ve 2012/269-2013/232 sayılı kararı bozan Daire’nin 07/05/2014 gün ve 2013/17523-2014/8725 sayılı kararı aleyhinde davalı Banka vekili ve davacı vekili ile feri müdahil …vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin …Şubesi’nde vadeli hesaplarının bulunduğunu, davalı bankanın çalışanlarının yönlendirmesi ile hesaptaki paranın …. Ltd’ye aktarıldığını, ancak gerçekte paranın davalı bankanın bünyesinde kaldığını, davalı TMSF tarafından bankaya el konulduğunu, halen müvekkillerine ait paranın ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, her bir davacı için 1.000’er TL olmak üzere toplam 2000 TL’nin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davalı TMSF’ye karşı açılan davanın husumet yokluğundan reddine, davacı ….’in … Bank A.Ş’ye karşı açtığı davanın ıslah edilmiş haliyle kabulü ile 252.290 USD’nin taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince işleyecek değişen oranlardaki yıllık USD faizi ile birlikte, 82.560,96 TL’nin de taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalı …Bank A.Ş’den tahsiline, davacı …’in .. Bank A.Ş’ye karşı açtığı davasının ıslah edilmiş haliyle kabulü ile 16.714,88 TL’nin taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalı…Bank A.Ş’den tahsiline dair verilen kararın davalı banka ve feri müdahil …vekillerince temyizi üzerine karar dairemizce davalı banka yararına bozulmuş, fer’i müdahil …vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Davalı banka vekili, davacılar vekili ile feri müdahil …. vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı banka vekili, davacılar vekili ile feri müdahil … vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı banka vekili, davacılar vekili ile feri müdahil … vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalı İng Bank A.Ş’ne iadesine, aşağıda yazılı bakiye 05,20 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacılar ile feri müdahil …n’dan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 06/05/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dairemizin muhterem çoğunluğunca davacı vekilinin karar düzeltme itirazının reddine yönelik kararına katılmaya olanak görmüyorum. Çünkü, 4.2.1948 gün ve 10-3 sayılı İBK, içtihadı birleştirme kararlarının konularıyla sınırlı olarak değerlendirilmelerine ilişkin temel prensip de gözetilerek, bir hükmün Yargıtay tarafından bozulmasından sonra, Yargıtay’ın bozma kararını nafile kılmaya ya da bozma ve öncesindeki yargılama sürecini tümüyle boşa çıkarmaya yönelik olarak davanın kamilen (bütünüyle) ıslahına olanak vermeyen bir karar olarak algılanmalı ve bu sınırlı çerçeve içerisinde uygulanmalıdır. Söz konusu kararın aydınlatıcı gerekçesinde, belirtilen bu hususun açıklıkla işlenmiş olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim, ıslahın, HUMK’nun 84. maddesinde tanımlandığı şekliyle soruşturma ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği yolundaki yasa hükmü de bu yorumu destekler niteliktedir. Söz konusu hükümdeki “soruşturma” ve “yargılama” sözcüklerinden kastedilenin, belli vakıalara dayalı olarak açılmış bir davadaki, bu vakıalarla sınırlı soruşturma aşamasını ve bu aşamayı noktalayan, yapılan soruşturma sonuçlarına dayalı olması gereken hükümle birlikte sona eren yargılama aşamasını tanımladığında kanımca duraksanmamalıdır.
Gerçekten de, bu şekilde sonuçlanan yargılama sonucu verilen hükmün, şu ya da bu nedenle Yargıtay tarafından bozulmasından sonra, bozma kararından da esinlenilerek, dava dayanağı vakıaların tümüyle değiştirilmesine, geliştirilmesine yahut yeni vakıaların öne sürülmesine, bir başka deyimle önceki yargılama sürecinin kısmen yahut tamamen yok sayılmasına yol açacak nitelikte bir usul işlemine, yani davanın kamilen ıslahına cevaz verilmemelidir ve yukarda sözü edilen ve sonuçları ile bağlayıcı nitelikte bulunan İBK da, tam da bu amaca hizmet eder niteliktedir.
Ancak, somut davada, Yargıtay bozma kararından sonra müddeabihin artırılmış olması, yukarda sözü edilen anlamda sonuç doğurmaya elverişli ve kamilen ıslah niteliğinde bir usul işlemi sayılamayacağı gibi, HUMK’nun 87. maddesinin “Müddei, ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez.” şeklindeki son tümcesinin, hakkın elde edilmesini zorlaştırdığı ve davacıyı ikinci kez dava açmaya zorladığı, bu durumun Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gerekçeleriyle, Anayasa Mahkemesi’nin 07.11.2001 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 20.07.1999 tarihli kararıyla iptal edilmesi nedeniyle davadaki talep sonucunun kısmi ıslah yoluyla artırılması usulen olanaklı hale geldikten sonra yukarda sözü edilen İBK’nın sınırlı konusu itibariyle gerek somut dava ve gerekse benzer davalar bakımından uygulanmasına ve yerel mahkeme kararının bu nedenle davalı lehine bozulmasına yönelik Dairemizin karar düzeltmeye konu ilamının davacı lehine kaldırılmasına ve davalıların bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi görüşünde olduğumdan Dairemiz çoğunluğunun aksi yöndeki değerlendirmesine katılmaya olanak görmüyorum.