Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/16965 E. 2015/3767 K. 18.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16965
KARAR NO : 2015/3767
KARAR TARİHİ : 18.03.2015

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06/06/2014 tarih ve 2013/81-2014/404 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 25 yıldır “ … ISI CİHAZLARI/…” adı ile faaliyetlerini yürüttüğünü ve 10.02.2012 tarihinde işletmesinin ticari ünvanını ” … ISI CİHAZLARI – … ” olarak tescil ettirdiğini, “ … Isı Cihazları” ismini meşhur ve maruf hale getirenin müvekkili olduğunu, davalının da “… METAL” adıyla faaliyette bulunduğunu, davalının da ısınma gereçleri sattığını ve 25.11.2011 tarihinde ” … ISI + ŞEKİL ” ibaresini marka olarak adına tescil ettirdiğini oysa, ” … ISI ” ve ” … ISI CİHAZLARI ” ibareleri üzerinde kullanım önceliğinin müvekkiline ait olduğunu, davalının kötüniyetli olup, haksız çıkar sağlamak amacıyla hareket ettiğini ileri sürerek, “ … Isı” ve “ … Isı Cihazları” ibareleri üzerinde kullanım önceliği hakkının müvekkiline ait olduğunun tespiti ile, davalı adına 2010/ 52309 no ile tescilli markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının marka üzerinde üstün ve öncelikli hak sahibi olmadığını, kötüniyet ve tanınmış marka iddiasının da yerinde olmadığını, müvekkilinin tescilli marka hakkının korunması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu markanın davacı lehine eskiye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği gerekçeleri ile ” ısıtma ve buhar üretme tesisatı için cihazlar ( katı, sıvı, gaz yakıtlı ve elektrikli sobalar, kuzineler dahil ) ” ve bunlarla doğrudan ilişkili- benzer görülen ” ısıtma havalandırma ve su tesisatının kurulması ( tesis edilmesi ) bakımı ve tamiri hizmetleri” açısından, 556 sayılı KHK’nın 42/1-b ve 8/3 maddeleri gereğince kısmi hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğunun tanık beyanları ile fiş ve faturalardan anlaşıldığı, davalının ise 11.08.2010 tarihi itibariyle markayı koruma altına aldığı, davalının faaliyet alanının, ısıtma ve buhar üretme tesisatı için cihazlar,iklimlendirme ve havalandırma cihazları, soğutucular ve dondurucular vs. tarzında aletlerin tesisatının kurulması, bakımı ve tamiri hizmetleri olduğu, tarafların yaptıkları hizmetlerin kısmen farklı olmakla birlikte kardeş olmaları, dükkanlarının karşılıklı olması dikkate alındığında davalının, davacının “… Isı” adıyla tanındığını bilmemesinin mümkün olmadığından davalının yıllardır davacı

tarafından tanıtılıp, kullanılan “… Isı” markasını tescil ederek koruma altına alması nedeniyle kötüniyetli olduğu, “… Isı” ibaresi üzerinde davacının öncelik hakkı olduğu, Yargıtay HGK’nın 2008/11-501 Esas, 2008/507 Karar sayılı ilamına uyarınca kötüniyetli tescil edilen markanın tüm hizmet alanları yönünden hükümsüz kılınması gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı adına tescilli 2010/ 52309 no’lu markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile hükmün ilanı istemlerine ilişkin olup, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, dosyaya sunulan belgeler ve tanık beyanlarına göre, ”…” ibaresinin kardeş olan tarafların babaları tarafından ilk kez oluşturulup, kullanılmaya başlandığı ve tarafların babalarıyla birlikte faaliyette bulundukları, daha sonra davacının iş yerini ayırarak aynı ibare ile başka bir iş yerinde faaliyete başladığı, davalının ise babasından iş yerini devralmak suretiyle söz konusu ibareyi tescilsiz olarak kullandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu ”…” ibaresi üzerinde tarafların birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri öncelik ve üstün hakları bulunmamaktadır.
556 saylı KHK’nın 6. maddesi uyarınca bu KHK ile sağlanan marka hakkı koruması tescille elde edilir. Aynı KHK’nın 7/1-b ve 8/1-b maddeleri uyarınca da başvuru ve tescilde öncelik ve teklik ilkesi geçerlidir. Öte yandan, Dairemiz yerleşik içtihatlarında da benimsendiği üzere 556 sayılı KHK’nın 9. maddesi hükmü uyarınca sağlanan marka tescilinden doğan hakların aynı işaret üzerinde eskiye dayalı kullanım hakkı bulunan kişiye karşı ileri sürülmesi de mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda, az önce de ifade edildiği üzere her iki tarafında babaları tarafından ihdas edilerek kullanılan “…” ibaresini kullanmaktan doğan öncelik ve müşterek üstün haklarının mevcudiyeti nedeniyle, davalının daha önce yaptığı marka başvurusu sonucu TPE nezdinde gerçekleştirdiği marka tescilinden doğan öncelik hakkı karşısında dava konusu markanın 556 sayılı KHK’nın 8/3 ve 42. maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü mümkün olamayacağı gibi, davalı tarafça da davacının bu ibareyi tescilsiz olarak kullanımına karşı tescilli markasına dayalı önleme hakkı bulunmamaktadır. Bu itibarla, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde kabulüne dair hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.