YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4127
KARAR NO : 2015/11886
KARAR TARİHİ : 11.11.2015
MAHKEMESİ :FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ….Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/12/2014 tarih ve 2014/86-2014/273 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davacı, karşı davada ise davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, “…” ibaresinin müvekkilinin ticaret unvanının ayırt edici unsuru olduğunu, aynı ibareyi taşıyan tescilli markalarının bulunduğunu, bu ibare üzerinde üstün hak sahibi olduğunu, davalının kötüniyetli olarak müvekkilinin tanınmışlığından istifade etmek için, “…”, “…” markalarını tescil ettirdiği, bunların müvekkili markalarıyla iltibas oluşturduğunu ileri sürerek,… nolu markanın tümden, 2010/61022 nolu markanın ise dava dilekçesinin sonuç kısmında belirtilen sınıfla sınırlı olarak hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
Davalı- karşı davacı vekili, asıl davanın reddini, karşı davada ise davacı adına tescilli markaların hükümsüzlüğünü talep etmiştir.
Mahkemece, “…” markasının 1988’den beri, önce babası sonra da davalı tarafından kesintisiz kullanıldığı, davalının markayı kötüniyetle tescil ettirmediği, davalının 556 sayılı KHK 8/3 maddesi anlamında marka üzerinde tescilsiz kullanımla hak kazandıktan sonra tescil ettirdiği ve ilk kullanımdan bu yana 20 yılı aşkın süre geçtiği, karşı davanın ise davacı markalarının da tescilden önce davacıya devir yapan tarafından çok uzun senelerden beri kullanıldığı ve tescilden bu yana çok uzun süre geçtiğinden hak düşümü nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı asıl davada davacı, karşı davada ise davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
(1) Dava konusu … nolu ”…” ibareli marka 03.05.2012 tarihinde, … nolu ”…” markası ise 03.03.2014 tarihinde sicile tescil edilmiştir. Davacı, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b ve 42/1-b hükümlerine dayalı
olarak tescilde öncelik ve iltibas hukuki sebebine dayalı olarak davalı markalarının hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Dairemizin uygulamada kararlılık kazanan içtihatları uyarınca markada öncelik ve teklik ilkesi geçerli olup, kural olarak mükerrer marka tescili mümkün değildir. Yine, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b ve 42/ 1-b bendine dayalı olarak açılacak hükümsüzlük davasının 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekir. Somut uyuşmazlıkta, yukarıda açıklandığı şekilde hükümsüzlük davası 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı halde, mahkemece tarafların tescilden önceki dönemde tescilsiz olarak kullanımlarının devam ettiği uzun bir süre boyunca sessiz kalınmak suretiyle işbu davada hükümsüzlük isteme hakkının da kaybedildiği gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Oysa, hak düşürücü sürede hükümsüzlük davası açıldığına göre, süresinde açılan davanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığından bahisle reddi mümkün değildir. Bu nedenle, uyuşmazlığın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı-karşı davalı yararına bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre davacı-karşı davalı vekilinin sair, davalı-karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı-karşı davalı yararına BOZULMASINA, (2) bozma sebep ve şekline göre davacı-karşı davalı vekilinin sair, davalı-karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.