YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4765
KARAR NO : 2015/6467
KARAR TARİHİ : 06.05.2015
MAHKEMESİ : İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/05/2003
NUMARASI : 2001/1855-2003/553
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/05/2003 tarih ve 2001/1855-2003/553 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan Y. Bank A.Ş. İ. Şubesi’nde vadeli hesap açtırdığını, banka yetkililerince kendisine hesap cüzdanının daha sonra verileceğinin ve paranın gerekirse K.’ta bulunan şubelerince değerlendirilerek yüksek faiz uygulanacağının bildirildiğini, daha sonra Y.Bank hesap cüzdanına benzeyen bir cüzdan verildiğini, cüzdan üzerinde Y. S.O. Ltd. Şti. ibaresinin bulunduğunu, O. bankalarına el konulunca kendisine verilen cüzdanın O. bankasına ait olduğunu anladığını, O. hesabına alınan paraların kesinlikle bu bankaya gitmediğini, bankanın K.’ta hiç faaliyet göstermediğini ileri sürerek 5.869,00 TL’nin 10.12.1999 tarihinden itibaren % 95 faiziyle, 740,00 TL’nin 17.12.1999 tarihinden itibaren %81 faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı A.B. ve B. Holding A.Ş. vekili, davacının parasını Y.. L… Şti’ne yatırdığını, şirketin ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunduğunu, müvekkilinin O. bankasının kurucusu ya da hissedarı olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı O. vekili, Y.S.O. Bank ile müvekkili banka arasında hiçbir hukuki ve fiili bağlantı bulunmadığını, davacının talimatı üzerine havale yapıldığını, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı TMSF vekili, davanın idari yargıda açılması gerektiğini, yetki ve husumet itirazında bulunduklarını, müvekkilinin davacıyla herhangi bir tasarrufu bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Y.. L..’ne tebligat yapılamamıştır.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı TMSF hakkındaki davanın atiye bırakıldığı, davalının da buna muvafakati bulunduğu anlaşılmakla HUMK’un 185/2 maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına ve davacının verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücreti ve tebligat giderini yatırmadığı, Y.. L..’ne dava dilekçesini tebliğ ettirmediği ve 29.05.2002 tarihli duruşmada da bu davalı ile ilgili davasını atiye bıraktığını belirttiği, bu nedenle davacının öncelikle Y.. L… ile ilgili davasını yürüterek kanıtlaması, daha sonra sonucuna göre diğer davalılar aleyhine dava açması gerektiği gerekçesiyle, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davacı vekilinin 29.05.2002 tarihli celsede davalılardan TMSF yönünden davayı atiye bıraktıklarını bildirmesi ve davalı TMSF vekilinin de 16.10.2002 tarihli celsede bu hususu kabul etmesine ve davalı TMSF hakkında açılan dava yönünden atiye bırakılma nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş bulunmasına göre, davacı vekilinin davalı TMSF yönünden yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin diğer davalılar S. A.Ş. (Y.T. K. A.Ş. adına O. A.Ş.), A.. B.., B. Holding A.Ş., Y.. L… yönünden temyiz isteminin incelenmesine gelince ise;
Dava, davalı S. A.Ş.{Y.T. K. A.Ş.adına O. A.Ş. (ING Bank A.Ş.)’nın külli halefi olduğu Y.A.Ş. İ. Şubesi’nde bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Y.. L… hesabına gönderildiği iddiasına dayalı olarak açılmış alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücreti ve tebligat giderini yatırmadığı, Y.. L..’ye dava dilekçesini tebliğ ettirmediği, 29.05.2002 tarihli celsede bu davalı ile ilgili davasını atiye bıraktığı, bu nedenle öncelikle Y.. L… ile ilgili davasını kanıtlaması, daha sonra sonucuna göre diğer davalılar aleyhine dava açması gerektiği gerekçesiyle, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, dosyada mevcut delillerden davacı tarafından 5.869,00 TL ve 740,00 TL tutarlarında davalı O. (ING Bank)’ın halefi olduğu Y.’da 311 00 20 01 ve 311 00 10 01 no’lu hesapların açıldığı, bu hesaplardan davacının imzasını taşıyan havale talimatı ile yine davalı Y.. L…’ne 10.12.1999 tarihinde 5.869 TL ve 17.12.1999 tarihinde 740,00 TL havale yapıldığı ve davacının hesaptaki parasını talep etmesine rağmen bu paranın kendisine ödenmediği anlaşılmakta olup, bu husus esasen taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Her ne kadar davacı vekili müvekkilinin söz konusu talimatı, davalı Y.B. A.Ş çalışanlarının kendisini hataya düşürmek sureti ile verdiğini ileri sürmüş ise de, bu husus ana hatları ile yukarıda belirtilen ve taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan olgunun ayrıca değerlendirilmesini gerektirir nitelikte bulunmamaktadır. Bu itibarla, yaptırılacak bilirkişi incelemesinin mahiyeti de belirlenmeksizin bu yolda verilmiş ara karar uyarınca gerekli giderlerin yatırılmadığından bahisle davanın aleyhine temyiz yoluna başvurulan davalılar bakımından esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, yerel mahkeme kararından sonra İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 29.11.2005 tarihli karar ile davalı bankanın külli halefi Yurtbank A.Ş.’nin ve diğer davalı Holding’in yöneticisi olan davalı A.B.r hakkında, “o. hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık” suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ve iş bu ceza hükmü Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 19.10.2006 gün ve 1600-16357 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Ceza Mahkemesince verilen ve kesinleşen kararın gerekçesinde, davalı A.B. ve Y. A.Ş’nin diğer bir kısım yöneticilerinin, Y. A.Ş. aracılığıyla off shore hesabı açtıran 4204 kişiyi, bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırdıkları ve bu suretle topladıkları paraların B. Holding A.Ş. bünyesindeki şirketlere ucuz kredi olarak aktarıldığı, o. bankasının paravan bir şirket olarak davalı Ali Balkaner tarafından yakınlarına kurdurulduğu açıklanmıştır. Bir başka söyleyişle, Y. A.Ş’nin söz konusu yöneticileri tarafından davacı ve onun durumundaki diğer off shore hesabı açtıranların iradelerinin fesada uğratıldığı ve bu suretle o. hesaplarına para yatıran kişilerin haksız ve hukuka aykırı bir fiile maruz bırakıldıkları açıkça ortaya konulmuştur.
Bu durumda, gerek ceza mahkemesindeki belirlemeler ve gerekse de Dairemize intikal eden emsal dosyalardaki aciz vesikaları da gözetildiğinde, davacının alacağını Y. S. O. Ltd.’den tahsil edemeyeceğinin anlaşılması karşısında, diğer davalılar hakkındaki davanın, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararının hukuki sonuçları BK’nun 53. maddesi çerçevesinde gözetilmek suretiyle, BK’nun 41, TTK’nun 321/son ve 336/5. maddeleri uyarınca, gerek davalı Ali Balkaner’in ve gerekse B.Holding A.Ş’nin ve Y. Bank A.Ş’nin külli halefi olan O. A.Ş’nin hukuki durumunun saptanması gerekirken, bu davalılar hakkında açılan davanın, mahkemece yukarıda belirtilen gerekçelerle esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle de davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yine, Dairemize intikal eden emsal nitelikteki dosyalardan da anlaşıldığı üzere, temyiz aşamasında davalı A. A. B.’in Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 17.10.2007 tarih, 2005/120 Esas ve 2007/381 Karar sayılı ilamı ile iflasına karar verildiği anlaşılmıştır.
İİK’ nın 194. maddesi uyarınca, iflasın açılması ile müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları, acele haller ve maddede yazılı olanlar haricinde durur ve ancak alacaklıların ikinci toplanmasından 10 gün sonra devam olunabilir. Bu hükmün amacı, iflasın açılması ile tasarruf yetkisi kısıtlanıp yerini iflas idaresi alan müflisin davacı veya davalı bulunduğu davaları devam ettirmekte fayda olup olmadığını tespiti noktasında iflas idaresine imkan sağlamaktır. İflas idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflas organlarının teşekkül etmesi ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olması gerekir. İşte bu nedenle müflisin hukuk davalarının belli bir süre durması kabul edilmiştir. O halde mahkemece, davalı A. Avni Balkaner ile ilgili iflas davası dikkate alınıp, alacaklıların ikinci toplantısının yapılıp yapılmadığı araştırılıp, toplantının yapılmadığının belirlenmesi halinde bir ara karar ile davanın anılan maddede açıklandığı şekilde durmasına karar verilmesi ve şayet toplantının yapıldığı anlaşılmış ise iflas idaresi huzuruyla davaya devam edilerek sonuçlandırılması gerekmektedir.
3- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.