YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/9439
KARAR NO : 2015/12193
KARAR TARİHİ : 18.11.2015
MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada …Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/11/2014 tarih ve 2011/125-2014/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin “…” isimli kitabın yazarı olduğunu ve çok sayıda kitabı bulunduğunu, davalının 2006-2007-2008-2010 basım tarihli “”…” adlı kitabında ayet çevirilerinde ve dipnotlarda müvekkilinin eserinden intihaller yaptığını, söz konusu kitaplarını da birçok popüler yazara göndererek maddi menfaat elde ettiğini ve müvekkilin yazarlık ününden haksız yere faydalandığını ileri sürerek FSEK 68. maddesi uyarınca 3 kat telif tazminatı talep ettiğini, 50.000,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tazminini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davanın BK 60. maddesinde öngörülen 1 yıllık sürede açılmadığını, zamanaşımına uğradığını, Kuran’ın kimsenin inhisarında olmadığını, kendi birikimiyle söz konusu eseri oluşturduğunu, intihal suçlamalarını kabul etmediğini, Kuran’ın aslına sadık kalmak gerektiğinden tüm çevirilerin birbirine benzemesinin kaçınılmaz olduğunu, gerçekte davacının eserinin …’nin eserinin kopyası olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; her iki tarafın kitabının da FSEK kapsamında işleme eser mahiyetinde olduğu, davalının 2006 basım Mealinde benzerliğin de ötesinde, gerek cümle yapısı ve gerekse seçilen kelimeler itibariyle âyetlerin tercümeleri ve dipnotlarda davacıya ait 2000 basım … adlı Mealinden intihal yapılmış olduğunu, eser üzerinde mali hakları bulunan davacının FSEK 68. madde uyarınca telif tazminatı istemeye hakkı olduğu, buna göre davlının eseri için 2006 yılında 5000 adet bandrol alındığı, kitabın satış bedelinin 2012 tarihi itibariyle 15,00 TL olduğu, tercüme eserlerde telif tazminatının ortalama %5 olduğu, 2006 itibariyle telif tazminatının 2.312,50 TL olarak hesaplandığı, tecavüzün niteliği gereği 10.000,00 TL manevi tazminatın yerinde olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının 2006 basım … adlı eserinde davacı eserinden intihal yoluyla alıntı yapması nedeniyle tecavüzün tespitine, rayiç bedel olarak tespit edilen 6.937,59 TL’nin FSEK 68 maddesi uyarınca 3 katı olan 20,812,77 TL’nin dava tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair maddi tazminat talebinin reddine, takdiren belirlenen 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair manevi tazminat talebinin reddine, sözleşmesel ilişkinin kurulması nedeniyle davacının ref talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Ancak, telif tazminatının hesabına ilişkin bilirkişi raporunda davacının eserinden intihal yapılarak hazırlanan ve piyasa sunulan davalı eserinin basım adeti ve satış fiyatı üzerinden telif bedeli 2.312,50 TL olarak hesap edilmiş ve FSEK 68. maddesi uyarınca hak sahibinin sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep etmesi nedeniyle tazminatın 6.937,50 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen, mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda davacının tazminat istemini kabul ederken 6.937,59 TL üzerinden sehven yeniden üç katının alınarak 20.812,77 TL’ye hükmedilmesi doğru olmamış, hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/11/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Mahkemece eser sahibi davacının eser üzerindeki 5846 sayılı kanundan doğan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle talep gibi aynı kanunun 68.maddesi uyarınca üç kat telif tazminatına hükmedilmiştir.
5846 sayılı Kanunun 68.maddesinin 1. Fıkrasında eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, “bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlası” nın hak sahiplerince istenebileceği belirtilmiş olup, aynı kanunun 66/3 fıkrası gereğince mahkeme, mali haklara tecavüz halinde, “tecavüzün şümulünü, kusurun olup olmadığını, varsa ağırlığını” takdir etmek durumundadır.
Bu yasal düzenlemelere göre; dava konusu olayda talep edilebilecek “en çok üç kat fazla” tazminatın miktarını, tecavüzün şümulüne ve kusurun ağırlığına göre belirleme yetkisinin mahkeme hâkimine ait olduğu, dâva tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Mülga BK’nun 43/1 (6098 s.TBK.m.51/1) maddesinin de bu yetkiyi desteklediği ve her somut olayda tartışılması ve değerlendirmesi gerektiği, mahkemenin bu hususları tartışmadan doğrudan belirlenen rayiç bedelin üç katına hükmetmesinin isabetsiz olduğu, Anayasa Mahkemesinin konu ile ilgili 28.2.2013 gün 2012/133 Esas 2013/33 sayılı kararında yer verilen -maddedeki “üç katı” ibaresi ile- “hak sahiplerinin dava yoluyla isteyebileceği bedele üst sınır getirildiği, hâkimin taleple bağlı olduğuna dair veya takdir yetkisine ilişkin olumsuz bir düzenleme içermediği, bu sınır içerisinde kalmak şartıyla hâkimin dosya içeriği ve talebi de gözeterek takdir yetkisi kullanacağının açık olduğu ve her dava konusu olayda tartışılması ve değerlendirmesi gerektiği” şeklindeki gerekçenin de muhalefet görüşümüz doğrultusunda bulunduğu ve bu nedenle de yerel mahkeme hükmünün Dairemizin iki nolu bozma sebebine ilave olarak bu gerekçe ile de bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyoruz.