YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2153
KARAR NO : 2017/4721
KARAR TARİHİ : 26.09.2017
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 27/11/2015 tarih ve 2015/378-2015/640 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka şubesi nezdinde hesabı bulunduğunu, davalı banka şubesinde görevli dava dışı kişi olarak kendisini tanıtan kişi facebook üzerinden yazışmaya geçerek müvekkilinden kart ve şifre bilgilerini talep ettiğini, müvekkilinin de bilgileri verdiğini, bu aşamada müvekkilinin cep telefonuna gelen mesajlarla hesaptaki paranın başka hesaplara havale edildiğini öğrendiğini ileri sürerek, 34.590,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının hesaplarında internet aracılığı ile yapılan işlemlerin şüpheli bulunarak arandığını, kendisine ait kart ve şifre bilgilerini tanımadığı 3. şahsa vermesi sonucunda dolandırıldığını, yapılan havalelerin göndericiye ödenebilmesi için havale alıcılarının yazılı rızasının veya bu tutarın davacıya ödenmesine ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı ya da CMK’nın 132/1 ve 132/5 maddeleri gereğince iadesi hükmünü içerir bir kararın bulunması gerektiğini, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, teknik imkanları çok geniş olan ve bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren davalı bankanın sahteliği önleyici tedbirler alması, kredi sağlayarak ve mevduat toplayarak getirisinden faydalanan bankaların, gerekli güvenliği sağlayamaması nedeniyle meydana gelen zararlardan da sorumlu olması gerektiği, objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğu, davacının hesabını iptal ettirmesi ya da bloke ettirmesi gerekirken bunu yapmadığı, bankanın bloke konulmasına ve Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturması bulunmasına ve beyanından sorumlu olduğu müşteri temsilcisinin bloke konulan paranın üçüncü kişiye ödenmeyeceği bilgisi ve taahhüdüne rağmen üçüncü kişiye ödeme yapılarak davacının zararına sebep olduğu, eğer bloke konulan parayı üçüncü kişiye ödememiş olsaydı davacının müterafık kusuru sebebiyle indirim yapılabileceği, oysa üçüncü kişiye ödeme yapılması sebebiyle artık bu indirimin uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 34.590,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, banka nezdindeki hesaptan yapılan usulsüz havaleler nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat sözleşmesi ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Yine BK’nin 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, dolandırıcılık eylemi müşteriye değil bankaya karşı gerçekleştirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Birer güven kurumları olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu nedenle de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.
Somut olayda, davacının daha önceden tanıdığı, facebook isimli sosyal medya aracılığı ile kendisini davalı banka şubesinde görevli dava dışı kişi olarak tanıtan kişiye şifre ve parola bilgilerini verdiği, bu kişinin talimatları doğrultusunda bankamatiğe giderek kendi hesaplarından tanımsız hesaplara havale yapılmasına kapalı olan seçeneği kaldırdığı ve sonrasında davacının hesaplarından dava konusu havale işlemlerinin gerçekleştirildiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Bu itibarla, davacının zararın meydana gelmesinde müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bankacılık hukukundan anlayan bilirkişi marifeti ile banka kayıtları üzerinde inceleme de yapılmak suretiyle bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.