YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4013
KARAR NO : 2017/6305
KARAR TARİHİ : 20.11.2017
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/01/2016 tarih ve 2014/763-2016/51 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili ile davalı banka arasında 20/01/2004 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığını ve müvekkilinin bu sözleşme gereğince krediler kullandığını, ancak 15/09/2005 tarihli 110.000,00 TL bedelli kredinin müvekkili tarafından kullanılmadığını, bu kredinin davalı bankanın müvekkili ile ilgilenen çalışanı tarafından kullanıldığının anlaşıldığını, davalı banka çalışanının müvekkili dahil olmak üzere 19 kişi hakkında sanki onlar kredi çekmiş gibi yetkisini kullanarak kredi çektiğini, bu hususun davalı banka çalışanının yargılandığı … 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/279 esas 2010/119 karar sayılı dosyasında sabit olduğunu, davalı banka çalışanının 30/04/2010 tarihi itibariyle mahkumiyetine karar verildiğinden bu tarih itibariyle müvekkilinin zarara uğradığının ortaya çıktığını ileri sürerek müvekkili tarafından ödenmek zorunda kalınan kredi nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.250,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında talebini 109.097,00 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili; açılan davanın zamanaşımına uğradığını, davacının söz konusu kredi borcunu kendi isteği üzerine yapılandırarak 23/10/2007 tarihi itibariyle tüm borcunu kapattığını, ceza soruşturmasından önce de davacının söz konusu krediyi hataen ödediğine ilişkin herhangi bir başvurusunun bulunmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı bankanın sorumluluğunun adam çalıştırma sorumluluğu kapsamında kusursuz sorumluluk olup 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ayrıca dava konusu olayla ilgili olarak ceza davası açıldığı için ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği, davalı banka çalışanının davacının imzalı çerçeve sözleşmesinden davacı tarafından önceden imzalanmış belgeleri kullanarak kredi kullandırdığı ve parayı da kendisinin ve başkalarının hesabına aktardığı, davacının davalı bankanın çalışanının haksız fiil niteliğindeki işlemleri nedeniyle zarara uğradığı, davacının söz konusu krediyi yapılandırıp ödemesinin davalı bankanın çalışanının hukuka aykırı işlemini ortadan kaldırmadığı, bu nedenle davalı bankanın istihdam edenin sorumluluğu kapsamında kusursuz sorumluluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 109.097,00 TL’nin 23/10/2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı banka çalışanının haksız fiili nedeniyle bankanın sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde, davalı banka çalışanının haksız fiili nedeniyle davalı bankanın kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacının zararının davalı banka tarafından tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, dosya kapsamından, davacı ile davalı banka arasında imzalanan 20.01.2004 genel kredi sözleşmesi gereğince davacının birçok defa kredi kullandığı, ancak 15.09.2005 tarihli ve 110.000,00 TL miktarlı kredinin davacı tarafından kullanılmadığı, davacının daha önceki imzaları kullanılarak davalı banka çalışanı tarafından bu miktarın zimmetine geçirildiği, bu durumun davacı tarafından öğrenildiği ve davalı banka çalışanı aleyhine açılan ceza soruşturması kapsamında bulunan 11.08.2006 tarihli ifadesinde “sözleşmedeki ve dekontlardaki imzaların kendisine ait olduğunu, banka ile adına kullanılan kredinin faizsiz olarak taksitler halinde geri ödenmesi konusunda anlaştıklarını ve ödemeye başladığını” beyan ettiği, aynı beyanlarını kovuşturma aşamasında da tekrar ettiği, davacının davaya konu olan ve davalı banka çalışanı tarafından zimmetine geçirilen parayı 07.07.2006 tarihinde yapılandırarak taksitler halinde davalı bankaya ödemeye başladığı ve 23.10.2007 tarihinde paranın tamamını bankaya ödediği, davalı banka çalışanının … 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 30.04.2010 tarihli 2008/279 esas ve 2010/119 karar sayılı ilamıyla mahkumiyetine karar verildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, davacının dava tarihi olan 21.10.2010 tarihine kadar davalı bankadan herhangi bir talepte bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının kendi rızası ve bilgisi olmadan adına kredi çekilmesinden haberdar olduğu ve davalı banka ile anlaşıp çekilen krediyi yapılandırarak kendisinin ödediği, ayrıca geçen süre zarfında davalı bankadan bu yönde bir talebinin de olmadığı sabit olduğuna göre davacının yapılan işleme icazet verip vermediği hususunun tartışılması gerekmektedir.
Gerçektende, icazetin verilmesi kural olarak şekle tabi olmayıp, açıkça verilebileceği gibi, zımni davranışlarla da verilmesi mümkündür. Hatta, bir kimseden dürüstlük kuralı uyarınca haberdar olduğu hukuki işleme itiraz etmesinin, diğer bir ifade ile söz konusu hukuki işlemi onaylamadığını bildirmesinin beklenebildiği hallerde de susmanın dahi icazet sayılabileceği kabul edilmelidir. Bu durum karşısında, davacının davalı banka çalışanı tarafından yapılmış olan işlemden haberdar olduğu ve davalı banka çalışanı tarafından zimmetine geçirilen parayı davalı banka ile anlaşarak ödediği, uzun süre sessiz kalarak davalı bankadan talepte bulunmadığı, ayrıca olayın özelliği ve dürüstlük kuralı gözönüne alındığında, davacının dava konusu işleme icazet verdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, mahkemece, anılan hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulü doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.