YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5122
KARAR NO : 2017/4390
KARAR TARİHİ : 14.09.2017
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21/10/2015 tarih ve 2010/350-2015/468 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi tüm taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 12.09.2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. …, davalılardan … vekili Av. … , davalılardan Toros Demirören vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili dernek hesaplarında yapılan denetimde davalı banka nezdinde bulunan dernek hesabından davalı …’ın çektiği paraları zimmetine geçirdiği, dernek saymanı olan davalı …’in denetim görevini ihmal ettiği, davalı bankanın da talimat aslı, yetki belgesi gibi gerekli belgeler bulunmaksızın işlem yaparak zarara sebebiyet verdiğini ileri sürerek, 34.335 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş; ıslah dilekçesi ile talebini 41.095 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı banka vekili, davacının 1991 yılından beri aynı yöntem ile çeşitli işlemler yaptığını ve bu işlemlerin bir itiraza uğramadığını, öncelikle zarar sorumlularından tahsil yoluna gidilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkilinin tüm işlemleri kendisine verilen talimatlar çerçevesinde gerçekleştirdiğini, yapılan harcamalardan dernek yönetim kurulunun haberi olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkilinin derneğin saymanlık görevini herhangi bir ücret almaksızın gönüllülük çerçevesinde yürüttüğünü, dernek hesaplarındaki usulsüzlüğü mali müşavir raporu ile öğrenerek derhal saymanlık görevi çerçevesinde yönetim kuruluna suç duyurusunda bulunulması talebi ile ihbar dilekçesi verdiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle toplam zararın 41.095,00 TL olarak hesaplandığı, 19.955,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar … ve …’den, 13.790,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte … ve Garanti Bankası A.Ş.’den müşterek ve müteselsilen tahsiline, 7.350,00 TL’sinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’den tahsiline karar verilmiştir.
Kararı tüm taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı derneğin, davalı banka nezdindeki hesabından derneğin talimatı olmadan davalılardan dernek çalışanı olan … tarafından usulsüz ve yetkisiz olarak çekilen ve dava konusu yapılan alacak nedeniyle, dernek çalışanı …, dernek denetçisi davalı … ve …nin dava konusu alacaktan müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğu iddiasına dayalıdır.
6100 sayılı Kanun’un 184 ve devamı maddeleri uyarınca, yargıç tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan kanıtları inceledikten sonra duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Taraflar tahkikatın tamamı hakkında açıklamada bulunduktan sonra, yargıç yeniden araştırma yapılmasını gerektiren bir husus kalmadığı sonucuna varırsa tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Anılan Kanunun 186. maddesi hükmüne göre, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Ancak, taraflar duruşmada hazırsa bu bildirim sözlü olarak yapılır, tutanağa geçirilir ve taraflara imzalatılır. Sözlü yargılama aşamasında taraflara son sözleri sorularak hüküm tefhim edilir. Sözlü yargılama safhasında taraflar kanıt sunmadan kendisi ve karşı tarafın iddia ve savunmaları ile kanıtlarıyla ilgili hukuki değerlendirme yaparak neden haklı olduklarını açıklama hakkı elde ederler, yargıç da gerektiğinde salt hukuki değerlendirmeye esas olmak üzere taraflara soru sorma ve tereddütlü noktaları son kez açıklığa kavuşturma imkanına sahip olur.
Somut uyuşmazlıkta mahkemece, tüm taraf vekillerinin hazır bulunduğu 10.09.2015 tarihli celsede taraf vekillerine beyan dilekçelerini sunmak için süreler verilmiş, 21.10.2015 tarihli son celsede ise davalılardan … ve davalı …vekili tarafından gönderilen mazeretli sayılma taleplerinin reddine karar verildikten sonra, tahkikat aşamasının bittiği tefhim edilmeden ve yukarıda açıklanan hükümler çerçevesinde sözlü yargılama için taraflara süre verilmeden doğrudan davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu itibarla, mahkemece HMK’nın 184 ve devamı maddelerinde belirtilen usullere uyulmadan, tarafların iddia ve savunma hakkını kısıtlar şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı banka vekilinin sair, diğer taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin sair, diğer taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan alınıp yekdiğerine verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 14/09/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
6100 sayılı HMK’nın Geçici 3/2. maddesi delaletiyle temyiz incelemesinde uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK’nın 5236 sayılı Yasa ile değişiklikten önceki 428/2. maddesi “Usulü muhakemeye muhalefetten dolayı bir hükmün nakzolunabilmesi mahkemeye ait vezaifte usulü muhakemenin ihlal olunmasına ve işbu kusur ve hatanın lahik olan hükmü tağyir edecek derecede bulunmasına veya müddei, yahut müddeaaleyh tarafından usulü muhakemenin tağyir ve ihlal olunduğunu ispat edecek derecede itiraz olunup da mahkemede tetkik edilmemiş olmasına mütevakkıftır.” hükmünü içermektedir. Yerel mahkemece tahkikatın sona erdiğinin ve keza sözlü yargılama için duruşma günü belirlenip davalı vekiline tebliğ edilmemiş olması, 6100 sayılı HMK’nın 184 ve 186. maddesindeki usul hükmünün ihlali niteliğinde ise de, yukarda anılan kanun hükmü doğrultusunda, tek başına bozma sebebi olarak kabul edilemez.
Bu nedenlerle, taraf vekillerinin diğer temyiz nedenleri üzerinde durularak esas yönünden bir karar verilmesi, esas yönünden yapılacak inceleme sonucunda bozma nedenleri ortaya çıktığı takdirde, usuli cihete ilişkin bu yönde de bozma nedeni oluşturulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan Daire çoğunluğunun münhasıran usul bozmasına katılmaya olanak görmüyoruz.