Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2016/8924 E. 2017/5110 K. 05.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/8924
KARAR NO : 2017/5110
KARAR TARİHİ : 05.10.2017

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/11/2015 tarih ve 2012/324-2015/825 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.10.2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. … ile ihbar olunan vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, sigortacılık faaliyeti yürüten davacının makine kırılması sigortası genel şartları kapsamında …,… ve … marka araçların, üretici ve ithalatçı garantisinin sona ermesinden sonra devreye girecek şekilde uzatılmış garanti sigortası tanzim edilmesi hususunda işbirliği yoluna gittiğini, tarafların akdetmiş olduğu üç adet ko-reasürans sözleşmesi ile bu kapsamda tanzim edeceği poliçelere ilişkin %99 payın davalı tarafa devredilmesi konusunda anlaştıklarını, 26/02/2008 tarihli yazı ile ko-reasürans ilişkisinin 01/04/2008 tarihi itibariyle sona erdirildiğini, bu kapsamda ödenmemiş prim borçları için toplam 377.705,70 EURO prim devrinin gerçekleştirildiğini, dava konusu sigorta poliçeleri kapsamında davacının hasar dosyası oluşturarak toplamda 557.496,41 TL tazminat ödemesi gerçekleştirdiğini, ancak davalı tarafından %99 hissesine düşen hasar miktarlarının ödenmediğini ileri sürerek, 551.637,33 TL hasar tazminatı alacağının 02/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini 551.921,45 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, ileri sürülen alacak iddiasının yerinde olmadığını, davacı tarafından sözleşmeye dayalı edimlerin yerine getirilmediğini, iddia olunan hasarlarla ilgili sözleşmede öngörülen koşulların da sözleşmeye uygun ifa edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; yanlar arasındaki ilişkinin sigortacı-sigortalı ilişkisi olmadığı, taraflar arasında sözleşmeye dayalı edimlerin süreklilik ve karşılıklılık arz etmekte olduğu ve cari hesap ilişkisi şeklinde yürüdüğü, dolayısıyla somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin genel zamanaşımı süresi olan on yıl olduğu, dolayısıyla zamanaşımı süresinin dolmadığı, taraflar arasındaki ko-reasürans sözleşmesine göre davacının düzenlenen poliçelere ilişkin olarak hasar dosyalarına yaptığı ödemelerin %99’luk kısmının davalıdan talep etme hakkı bulunduğu, hasar ödemelerinin tamamının yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında düzenlediği ve poliçelere istinaden yapıldığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, toplam 551.921,45 TL’nin, 551.637,33 TL’sinin 05/07/2012 tarihinden itibaren, 284,12 TL’sinin ıslah tarihi olan 01/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Davacı vekili, taraflar arasındaki sözleşmeler uyarınca davacının sigorta poliçeleriyle yüklendiği hasar tazminatının %99’undan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, sigortalılara ödenen tazminatın %99’unun davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Taraflar arasında düzenlenen “Cover Note (Teminat Tezkeresi)” başlıklı belge incelendiğinde riziko gerçekleştiğinde davacının sorumluluğunun %1 davalının ise %99 olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır. Davacı … primlerini tahsil ederek, davalıya alınan primlerden borcunu ödemiş, taraflar arasındaki yazışmalardan anlaşılacağı üzere aralarındaki ilişki 01/04/2008 tarihi itibariyle sona erdirilmiş, ibraz edilen hasar dosyalarıyla davacı tarafından hasar bedellerinin sigortalılara ödendiği ileri sürülerek, davalıdan yüklenilen %99 oranındaki hasar tazminatının ödenmesi talep edilmiştir.
Öğretide, sigortacının sigorta ettirene karşı tek başına sorumlu olduğu bir sigorta teminatından kaynaklanan yükümlülüğünü başka sigortacı veya sigortacılar ile, onlarla yaptığı özel anlaşmalar çerçevesinde tamamen veya kısmen paylaşılması biçimindeki sigorta uygulaması “kapalı koasürans” olarak adlandırılmaktadır. (Prof. Dr. Samim Ünan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Sigorta Hukuku, Cilt II, s.170.) Kapalı birlikte sigorta olarak da nitelendirilen kapalı koasürans, bir reasürans mekanizması olup bu sigortada birden fazla sigorta söz konusu değildir. Taraflar arasındaki sözleşmeler nazara alındığında taraflar arasında kapalı koasürans uygulamasının yer aldığı, sözleşmelerin hukuksal niteliği açısından bir tür sigorta sözleşmesi olduğu, dolayısıyla TTK’nın sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi bulunduğu anlaşılmaktadır. TTK’da yer alan bütün emredici hükümler ve anlaşmada aksi öngörülmüş olmadıkça TTK’daki bütün yedek hukuk hükümleri taraflar arasındaki hukuki ilişki bakımından da geçerli olacaktır. (Prof. Dr. Samim Ünan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Sigorta Hukuku, Cilt I, Genel Hükümler, s.54,55.)
Taraflar arasındaki sözleşme tarihleri ile ilişkinin sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Müruruzaman” başlıklı 1268. maddesi uyarınca “Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dahil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler, iki yılda müruruzamana uğrar.” Taraflar arasındaki kapalı birlikte sigorta (kapalı koasürans) olarak nitelendirilen sözleşmeler bir sigorta mukavelesi olup, açıklandığı üzere sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlere tabidir. Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1268. maddesinde düzenlenen iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmekte olup, davalı vekilinin zamanaşımı def’inin buna göre değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, yanlar arasındaki ilişkinin sigortacı-sigortalı ilişkisi olmadığı, taraflar arasında sözleşmeye dayalı edimlerin süreklilik ve karşılıklılık arz etmekte olduğu ve cari hesap ilişkisi şeklinde yürüdüğü, dolayısıyla somut olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin genel zamanaşımı süresi olan on yıl olduğu gerekçesiyle zamanan aşımı def’inin reddi ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 05/10/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY

1- Dava, birlikte sigorta sözleşmesinden kaynaklı rücuan alacak istemine ilişkindir.
2- Davacı vekili, yurda ithal edilen otoların uzatılmış garanti süreleri için sigorta sözleşmesi düzenlenmesi için davalı şirketle KOASURANS sözleşmesi kapsamında 2007 ve 2008’li yıllarda işbirliğine gittiklerini, buna göre uzatılmış garanti süresi içerisinde araçlarda meydana gelecek hasarlar için ödenecek riziko bedelinin %99’unun davalı şirket tarafından üstlenildiğini, sigortalı üçüncü kişilerden tahsil edilen 377.705 avro sigorta prim bedelinin davalı tarafa aktarıldığını, ancak sigortalılara ödenen hasar bedelinin %99’u olan 551.637 TL hasar bedelinin davalı tarafça ödenmediğini ileri sürerek bu bedelin davalı yandan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
3- Davalı şirket, sigorta sözleşmeleri için geçerli olan 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürmüş ise de ilkderece mahkemesi zamanaşımı süresinin dolmadığına karar vermiş ve işin esasına girerek karar vermiştir. Dairemiz çoğunluğu, taraflar arasındaki ilişkinin sigorta ilişkisi olduğundan bahisle taraflar arasında 6762 S. TTK’nın m. 1268’de öngörülen 2 yıllık zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.
4- Somut olayda, uzatılmış garanti süresi içerisindeki riskler davacı sigortacı tarafından, sigortalı araç sahiplerine karşı üstlenilmiş ve gerçekleşen riziko tazminatları üçüncü kişilere ödenmiştir. Öte yandan davacı ile davalı arasındaki işbirliği ve KOASURANS sözleşmesi uyarınca sigortalı üçüncü kişilerden tahsil edilen primlerin %99’u olan 377.705 avro prim bedeli Sözleşme ilişkisi çerçevesinde davalı tarafa ödenmiş ve davacı taraf edimini yerine getirmiştir.
5- Koasürans Sözleşmesi, üçüncü kişilerle yapılan sigorta sözleşmesinden doğan büyük ve total risklerin, birden fazla sigortacı tarafından kendi aralarında paylaşılmasıdır (Businnesdictionary-http://www.businessdictionary.com/definition/coinsurance.html). Böyle bir sözleşmenin, TTK m. 1466 da düzenlenen, sigortalanan menfaatin ayrı ayrı sigorta edildiği müşterek sigortadan farklı olduğunu ifade etmek gerekir. Zira müşterek sigortada, menfaat parçalar halinde birbirinden ayrı ve bağımsız olarak riskin bir kısmını sigorta etmekte ve riziko gerçekleştiğinde her bir sigortacı sigortalıya karşı bağımsız olarak sorumlu tutulmaktadır. 6102 sayılı TTK m. 1403’de düzenlenen reasürans sözleşmesinde ise; bir sigorta şirketi bir yıl içerisinde karşılaşabileceği kendi toplam risklerinin bir kısmını başka bir sigorta şirketine devretmekte, yani daha büyük bir sigorta şirketine sigortalatmaktadır. Oysa koasürans sözleşmesinde, sigortalanan menfaatteki riskleri üçüncü kişiye karşı, bu şirketlerden sadece biri üstlenmekte, ancak ödenen riziko bedellerini kendi aralarında paylaşmaktadırlar. Dolayısıyla, risklerin sigortalanması diye bir durum söz konusu olmayıp, sigortacı-sigortalı/sigorta ettiren ilişkisi de olmadığı için ortada bir sigorta sözleşmesinden de söz edilemez. Nitekim atipik bir sözleşme türü olan koasürans sözleşmeleri TTK’nın sigorta kitabı bölümünde de düzenlenmiştir. Anılan nedenlerle, sigorta sözleşmelerine uygulanan 2 yıllık zamanaşımı süresinin, koasürans sözleşmeleri için de geçerli olması gerektiğine ilişkin Dairemiz çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.
6- Yerel mahkeme gerekçesinde, taraflar arasında cari hesap ilişkisi olduğunu tespit ve kabul etmiş, mahkemenin bu gerekçesine karşı da taraflardan hiçbiri temyize gelmediğinden bu husus kesinleşmiştir. 6762 S. TTK’nın m. 67 de (6102 sayılı TTK m. 101) yer alan “Cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya hükmen tayin olunan bakıyeye veya faiz bakıyelerine, hesap hata ve zuhullerine, cari hesaptan hariç addolunmak lazım gelen veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş olan kalemlere veya mükerrer kayıtlara ilişkin bulunan davalar, beş yıl geçmekle müruruzamana uğrarlar” hükmü uyarınca, cari hesap ilişkisinin
geçerli olduğu alacak kalemleri için öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresi dava tarihi itibariyle dolmadığından ve taraflar arasında “cari hesap ilişkisi” bulunduğu hususunda usulü müktesep hak doğduğundan, mahkeme kararının iki yıllık zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle bozulması usulü müktesep hakkın zedelenmesi sonucuna da yol açacağından Dairemiz çoğunluğunun görüşlerine bu nedenle de katılmıyorum.