Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2018/5284 E. 2020/3551 K. 23.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5284
KARAR NO : 2020/3551
KARAR TARİHİ : 23.09.2020

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Gümüşhacıköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.06.2018 tarih ve 2014/118 E- 2018/184 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 14.09.2018 tarih ve 2018/1132 E- 2018/1122 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının davacı şirket müdürü iken şirket adına kayıtlı fabrikanın bulunduğu taşınmazı, fabrikadaki makineleri ve arabaları kendi adına sattığını, herhangi bir bedel ödemeden ve şirket ortaklarının izni olmadan yapılan satışının iptali gerektiğini ileri sürerek, taşınmaz, makine ve araç satışlarının iptalini aksi halde satılan malların değerinin faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacı şirket tarafından alınan karar doğrultusunda işlem yapmış olup, herhngi bir usulsüzlüğün söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin 31.03.2013 tarihli kararı ile davalıya şirketin bankalarla olan bütün işlemlerini, şirket adına menkul veya gayrimenkulü kendi üzerine veya bir başka gerçek ve tüzel kişi üzerine almaya satmaya devretmeye, ipotek ve rehin vermeye yetki verildiği, müdür olan davalının 13.06.2013 tarihinde taşınmazı kendi adına satın aldığı, 6102 sayılı TTK’da limited şirket müdürleri için şirketle işlem yapma yasağı düzenlenmemiş olup, davalının şirket müdürü olarak kendi adına taşınmaz satmasına engel bir düzenleme bulunmadığı, zaten 31.03.2013 tarihli kararı ile de davalıya şirket adına olan taşınır ve taşınmaz malları kendi adına satın alma yetkisi verildiğinden yapılan işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ayrıca, davacı tarafça satılan malların bedeli de talep edilmiş ise de, davalı ile davacı şirketin şu anki müdürü …’ın baba oğul olup, şirketin aile şirketi olduğu, ailenin bu şirketten başka İstanbul Sultanbeyli’de şirketlerinin bulunduğu, bu şirketlerdeki hissselerin davalının çocukları arasında devrinin sağlandığı, davalının ise aile şirketi olan davacı şirket ile hukuki olarak herhangi bir görev ve bağlantısı bulunmadığı halde şirketteki müdürlük görevinin sona ermesinden sonra şirketin borçlarını ödemeye devam ettiği, davalının şirketle işlem yapma sırasında şirkete sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya kötüniyetle taşınmaz devraldığına ilişkin herhangi bir delilin mevcut olmadığı aksine davalının iyiniyetle müdürlük görevinin sona erdiği tarihten sonra da aile şirketin borçlarını ödemeye çalıştığı bu nedenle davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının şirket müdürü olduğu zamanda 31.03.2013 tarihinde genel kurul tarafından şirket adına menkul veya gayri menkulü kendi üzerine veya bir başka gerçek veya tüzel kişiliğe alma satma devir etme yetkisinin verildiği, bu yetki kapsamında davalının davaya konu gayrimenkul araç ve makinelerin satışını yaptığı, bu işlemi yapma yetkisinin genel kurul tarafından davalıya verildiği, davacı şirketin satış işleminin iptali hususunda açmış olduğu davanın reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davacı şirketin yapılan işlemden dolayı şirketin zarara uğradığı iddiası var ise bu durumda davalı aleyhine sorumluluk davası açılabileceği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve özellikle davacı şirket ortaklar kurulunun 31.03.2013 tarihli kararını uygulayan davalı müdürün müdürlük görevinden azledildiğine ilişkin 08.06.2013 tarihli kararın davalı müdüre tebliğ edilmediğinin anlaşılmasına, bu durumda müdürlük görevinin tebliğe kadar sürecek bulunmasına zira, limited şirket müdürlerinin şirket ile olan ilişkilerinde TBK’nın 514. maddesinde düzenlenen vekalet hükümlerinin kıyasen uygulanmasına, anılan yasa maddesinde, vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçılarının sözleşme devam ediyormuş gibi sorumlu olduğunun düzenlenmiş bulunmasına (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu/ Ortaklıklar Hukuku II, 13. Bası, Sayfa 500), davalı müdürün müdürlük görevinin sona erdirilmesine ilişkin olduğu ileri sürülen 08/06/2013 tarihli kararın, ortakların tamamının toplantıya çağrılmamış olması, kararı alan iki ortağın paylarının yeterli nisabı oluşturmaması, işbu kararın 19.06.2013 tarihinde noter tasdikinin yapılıp, 26.07.2013 tarihinde tescil edilip, 05.08.2013 tarihinde de Ticaret Sicil Gazatesi’nde ilan edilmiş olmasına göre, yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğininde Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 18,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 23.09.2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(M)
(M)

KARŞI OY
Dava, şirket müdürünün izinsiz olarak yaptığı taşınmaz, makine ve araç satışlarının iptali, bu mümkün olmazsa satılan malların bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
Davacı şirkette, …, Yılmaz Akay, Fethiye Akay, Kadir Akay, Özge Akay ve Aygün Akay hep birlikte ortak ve davalı … da dışarıdan müdür iken, 31.03.2013 tarihli ortaklar kurulunda şirket müdürü davalıya şirkete ait menkul ve gayrimenkulü üçüncü kişiye satmak veya kendi üzerine almak üzere yetki verildiği, 19.06.2013 tarihli ortaklar kurulu kararıyla davalı …’ın müdürlükten azledilerek yerine …’ın atandığı, Bekir ve Ömer’in baba oğul, diğer ortakların da kardeş, davalının eş ve çocukları oldukları, davalı …’in şirket müdürlüğünden azlinden sonra 13.06.2013 tarihli satışla, içerisinde fabrika binasının da bulunduğu şirkete ait iki adet gayrimenkulü 582.000 + 4.500 TL bedelle kendi üzerine devir aldığı, keza fabrika demirbaşı makine ve teçhizatın da 01.07.2013 tarihli 4 ayrı kapalı fatura ile davalı tarafından 21.000 TL bedel üzerinden kendi üzerine devir alındığı, şirkete ait 05 KH 173 plakalı kamyonun ise 35.245 TL bedelle davalın kendi üzerine devir aldığı, bilirkişi raporuna göre, fabrika binasında bulunan makine ve teçhizatın gerçek değerinin toplam 276.910 TL, arazi üzerindeki meyve ağaçlarının bedelinin ise 38.568.000 TL olduğu, davalının azline ait ortaklar kurulu kararının ise 05.08.2013 tarihinde, yani satıştan sonra ticaret sicilinde yayınlandığı anlaşılmaktadır.
Davacı taraf, davalının müdürlük görevi sona erdikten sonra davalı …’in kendisine yaptığı devrin geçersiz olduğunu, davalının şirketin içini boşalttığını ve Bekir’in fabrika binasına girmesini engellediğini ileri sürerek satışın iptaline ve ayrıca fabrika içerisinde bulunan makine ve ekipman ile şirkete ait araçların da şirkete iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise, fabrika binasının içerisinde her hangi bir makine bulunmadığını, araçların daha önceden de kendisi ve başka şirketler adına kayıtlı olduğunu, şirket adına kayıtlı sadece 05 KH 173 plakalı aracın devrini üzerine yaptığını, gerek taşınmaz, gerekse araç devrinin ortaklar kurulu kararına dayandığını savunarak davanın reddini talep etmektedir.
İlkderece mahkemesince, 31.03.2013 tarihli karar uyarınca şirkete ait malvarlığını üzerine almaya yetkili kılındığı, davalının şirkete sadakat yükümlülüğüne uymadığı ve kötü niyetli olduğu hususunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise istinaf isteminin reddine karar vermiştir.
TTK 623. maddesi uyarınca, limitet şirketlerde şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesi ile yönetim ve temsil, müdür sıfatını taşıyan ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler.
TTK 630. maddesi uyarınca, şirket genel kurulunun, müdürü görevden alma, yönetim hakkı ve temsil yetkisini sınırlama yetkisi bulunmaktadır.
TTK’nın 36.maddesi uyarınca, ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez. Tescili zorunlu olduğu halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan olunmamış bir husus, ancak bunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
Somut olayda, davalı şirket müdürü her ne kadar 2008 yılında şirketi temsil etmek üzere 20 yıl süreyle görevlendirilmiş ve 31.03.2013 tarihli kararla, şirkete ait taşınır ve taşınmaz malvarlıklarını devretme yetkisi verilmiş ise de, bu tarihten sonra şirket hisselerinin önemli ölçüde el değiştirdiği ve 07.05.2013 tarihli satışla şirketin hakim hissedarının … olduğu, hakim hissedarın şirket genel kurulunu, hisse devrinden 1 ay sonra toplayarak 08.06.2013 tarihli kararla, aynı zamanda babası olan …’ın müdürlük görevinden azline ve yerine …’ın 20 yıl süreyle müdür atanmasına karar verildiği, anılan kararın yenilik doğurucu karar niteliğinde olduğu ve şirketin vekili konumunda bulunan davalı … yönünden derhal sonuç doğurucu nitelikte olmasına rağmen, davalı …’in genel kurul kararından 5 gün sonra, şirkete ait taşınmazları 08.06.2013 tarihinde, şirkete ait kamyonu 13.06.2013 tarihinde, makine ve teçhizatı ise 23 gün sonra 01.07.2013 tarihinde kendi üzerine devraldığı, davalının azil kararının ticaret sicilinde 05.08.2013 tarihinde yayınlandığı, azil kararının davlının şirket ortakları ile baba-oğul olması nedeniyle alınan kararlardan haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi, hiçbir devir bedelinin şirket muhasebesine intikal ettirilmemiş olması nedeniyle kötü niyetinin de açık olduğu, limitet şirket müdürlerinin azil ve seçimlerinin ticaret sicilinde yayınlanması zorunlu olmakla birlikte, davalının üçüncü kişilerle değil, kendisiyle işlem yaptığı ve taşınır-taşınmaz malvarlığını kendi üzerine devir aldığı dikkate alındığında, TTK’nın 36.maddesi uyarınca, azilin sicilde yayınlanmadığı gerekçesiyle satışın geçersizliğinin kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini iddia edemeyeceği, kaldı ki bir an için davalı üçüncü kişi sayılsa bile, davalının şirket ortakları ile baba-oğul yakınlığı nedeniyle şirket genel kurulunda alınan azil kararını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, ayrıca resmi devir bedellerinin düşük tutulması ve devir bedellerinin şirket muhasebesine intikal ettirilmemiş olması nedeniyle kötü niyetli de olduğu dikkate alınarak yapılan devirlerin iptaline karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçeyle davanın reddine ilişkin mahkeme kararının bozulması gerekirken onanmasına karar veren Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.