Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/184 E. 2020/3463 K. 06.07.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/184
KARAR NO : 2020/3463
KARAR TARİHİ : 06.07.2020

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Bor Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06/05/2016 gün ve 2015/35 – 2016/298 sayılı kararı bozan Daire’nin 17/09/2018 gün ve 2016/14203 – 2018/5339 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, tarafların dava dışı Vatan Tarım Hay. Gıda Tur. Taş. Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ortakları iken müvekkilinin hisselerini davalılara devrederek ortaklıktan ayrıldığını, şirketin kredi borcu sebebiyle müvekkilinin eşi adına tescilli taşınmazın bankaya ipotek edildiğini, sözleşmenin 22. maddesi uyarınca bu ipoteğin 20.07.2013 tarihine kadar kaldırılacağının davalılarca taahhüt edildiği halde bu taahhüdün yerine getirilmediğini, davalıların 27.08.2014 tarihinde şirketteki hisselerini devrettiklerini, bu nedenle sözleşmedeki taahhüdü yerine getirme imkanlarının da kalmadığını, taraflarca kararlaştırılan cezai şarta göre anılan yükümün yerine getirilmemesi halinde ipoteğin kaldırılması için gereken miktarı ödemeleri gerektiğini, bu miktarın sözleşmenin ifa bedeli olduğunu, müvekkil tarafından ifa bedelinin tahsili halinde ipoteğin kaldırılması için ödeme yapılacağını, cezai şartın de davalıların sözleşmeye uymamalarının yaptırımı olacağını ileri sürerek şimdilik ifa bedeli olarak 10.000.- TL’nin, cezai şart olarak da 10.000.- TL’nin temerrüt tarihi olan 20.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, ıslah dilekçesi ile cezai şart yönünden talep miktarını 463.000.- TL’ye çıkarmıştır.
Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, bankaya yazılan müzekkere cevabında davacının eşine ait taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki için 463.000.- TL ödenmesi gerektiğinin bildirildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 22. maddesinde öngörülen cezai şartın ifaya ekli cezai şart niteliği taşıdığı gerekçesiyle cezai şart talebinin kabulü ile 463.000.- TL cezai şart bedelinin 05.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ifa bedeli talebi konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar dair verilen karar davalılar vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 38,50 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 477,45 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 06/07/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY

Dava, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinde, davacının eşi (üçüncü kişi) yararına koşulan şartın yerine getirilmemesine dayalı olarak yine aynı sözleşmede öngörülen cezai şart ve ifa bedelinin tahsili isteminden ibarettir.
Mahkemece, mezkur sözleşmede öngörülen davacının eşinin taşınmazı üzerinde bulunan ve tarafların ortağı oldukları şirket lehine bankaca kullandırılan kredinin teminatı olarak tesis edilmiş ipoteğin kaldırılması taahhütlerini davalıların yerine getirmedikleri, ipoteğin fekki için gereken meblağın 463.000 TL olduğu, ipoteğin kaldırılması için gereken meblağın cezai şart olarak öngörüldüğü, kredi borcunun davadışı Liva Ltd. Şti. tarafından ödenip banka alacağının anılan şirkete temlik edildiği, bu suretle ipotek kaldırıldığı için ifa bedeline ilişkin talebin konusuz kaldığı ve fakat cezai şart tahsil isteminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davalılar tarafından temyizi üzerine Dairemizce verilen 17.9.2018 tarihli karar ile yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, davacının karar düzeltme isteminin ise çoğunluk görüşü doğrultusunda reddine karar verilmiştir.
Dairemizin bozma kararında, öncelikle, TBK’nın 129. maddesinden ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 22. maddesinde öngörülen ipoteğin fekkine ilişkin sözleşmenin tam üçüncü kişi yararına sözleşme olduğundan bahisle, davacının aktif husumet ehliyeti olup olmadığı değerlendirilmeksizin hüküm kurulmasının yerinde olmadığına işaret edilmektedir. Kuşkusuz, sözleşmede öngörülen ve tarafların ortağı oldukları şirketin kredi borcunun teminatı olarak tesis edilen üçüncü kişi ipoteğinin fekkinin davalılar tarafından taahhüt edilmesi, üçüncü kişi yararına taahhüdü içermektedir. Davalıların söz konusu taahhüdü, sözleşmede öngörülen tarih itibariyle yerine getirmedikleri ve temerrüde düştükleri açıktır. Bu durumda, davacının, mezkur ipoteğin terkini için davalılar aleyhine TBK’nın 129/1. maddesinde öngörüldüğü biçimde “üçüncü kişi yararına icbar” isteminde bulunması mümkün ise de, dava dilekçesinde ifa için gereken bedelin tahsili istenmiş olmakla bu yönde bir talep bulunmadığının kabulü gerekir.
Ancak, üçüncü kişi yararına taahhüdün yerine getirilmemesi halinde öngörülen cezai şart, kanımca, sözleşmenin 22. maddesinde “…aksi halde” ifadesi kullanılmış olması da gözetildiğinde, TBK’nın 179/1. maddesinde öngörülen ifa yerine cezai şart niteliğindedir. Öte yandan, mezkur cezai şartın, üçüncü kişi yararına bir koşul olarak öngörülmediği, somut olayın özellikleri de gözetildiğinde, üçüncü kişi yararına sözleşmeye konulan ipoteğin fekki yolundaki taahhüdün yerine getirilmesi bakımından davalıları zorlayıcı ve fakat bu borcun yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin tarafı olan davacı yararına sözleşmeye dercedildiği kanısındayız. Bu bakımdan, davacının cezai şarta ilişkin talebi bakımından taraf sıfatının mevcut olduğu ve bu yoldaki talebinin haklı nedenlere dayandığı düşüncesinde olduğumuzdan Daire çoğunluğunun karar düzeltme isteminin tümüyle reddi yolundaki kanaatine iştirak etmiyoruz.