YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3364
KARAR NO : 2021/2298
KARAR TARİHİ : 11.03.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Elazığ 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 19.12.2017 tarih ve 2016/381 E. – 2017/508 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 08.02.2019 tarih ve 2018/446 E. – 2019/187 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesinin duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 09.03.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı banka vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 19.12.1996 tarihinde davalı bankada vadeli mevduat hesabı açarak hesaba 50.000 DM yatırdığını, paranın vadeli hesapta ve kendisinin de yurt dışında bulunması ve faiz işliyor inancı ile herhangi bir işlem yapmadığını ancak müvekkilinin kardeşinin bankaya gittiğinde hesabın zamanaşımına uğraması nedeniyle TMSF’ne devredildiğine dair bilgi verildiğini, hesabın vadeli olup, % 5 faiz oranı ile anlaşıldığını, üç ayda bir işlem yapıldığını, bu nedenle zamanaşımına uğramasının mümkün olmadığını, müvekkiline usulüne uygun bir tebliğ gönderilmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000.- TL ‘nin mevduatın açılış tarihi olan 19.12.1996 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 103.502,00 TL’ne yükselterek dava tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek banka mevduat faiziyle davalıdan tahsilini talep ettiklerini beyan etmiştir.
Davalı vekili, davacının teminat göstermediğini, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının usule aykırı olduğunu, yazılı talimat tarihinden başlayarak on yıl içerisinde aranmayan hesaplardaki paranın zamanaşımına uğradığını, davacının dava konusu mevduatla ilgili 19.03.1997 tarihinden bu yana herhangi bir talimatta bulunmayarak mevduat hesabını hareketsiz bıraktığını, müvekkilinin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getırdiğinden herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usu ve esastan reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı banka’nın Elazığ Şubesinde, 19.12.1996 tarihinde 50.000 DM tutarlı % 5 faiz oranıyla vadeli döviz hesabı açtığı, dava konusu mevduatın TMSF’ye devredilmesinin ön şartının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesi gereğince davacı hak sahibine uyarı yazısı gönderilmesi olduğu, davalı bankanın hak sahibine çıkardığı tebligatın iade edildiği, ilgili Yönetmelikte belirtilen ilan usullerinin yerine getirilmediği, mevduatın zamanaşımı nedeni ile fona devrinin yasal koşullarının oluşmadığından davalı tarafından yapılan devir işleminin usulsüz olduğu gerekçesiyle, 61.624,49 TL asıl alacak, 44.878,03 TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 103.502,52 TL’nin, asıl alacak miktarı olan 61.624,49 TL’nin dava tarihi olan 05.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62 m. ile Mevduat ve Katılım Fonunun Kabulüne, Çekilmesine ve Zamanaşımına Uğrayan Mevduat ve Katılım Fonu, Emanet Alacaklara ilişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik’in 8/2 m. uyarınca davalı bankanın zamanaşımı uyarı yazısının bila tebliğinden sonra hiç adres araştırması yapmadığı, davacının mernis adresinin tespit edilerek mernis adresine tebligat çıkarmadığı, faiz yönünden mevduata dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4/a maddesine göre faiz hesabı yapılabilecekken taleple bağlı kalınarak devir tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinin davalı lehine olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 3.156,56 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 11.03.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda gerek Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekse Yargıtayca hükmedilecek istinaf red harcı ile temyiz onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde de “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı” düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir.(Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararına, alınan harcın niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
…