YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3446
KARAR NO : 2021/5656
KARAR TARİHİ : 22.09.2021
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30.10.2013 gün ve 2008/376 – 2013/249 sayılı kararı bozan Daire’nin 12.12.2017 gün ve 2017/2094 – 2017/7155 sayılı kararı aleyhinde davalı …A.Ş. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Almanya’da çalışarak biriktirdiği paraları İmar Bankası’nın gurbetçiler için Türk gazetelerinde verdiği Dövize Yüksek Faiz başlıklı ilana aldanarak bankaya yatırıp hesap cüzdanı aldığını, 03.07.2003 tarihli kararla bankanın TMSF’ye devredildiğini, ayrıca BDDK tarafından off-shore hesaplarına yatırılan paraların ödenmeyeceğinin ilan edildiğini, oysa müvekkilinin parayı off-shore hesabına değil davalı bankaya yatırdığını, cüzdan üzerine off-shore yazılmasının müvekkilinin talimatı dışında olduğunu, davalı banka yanında bu bankanın ve İmar Bank Off-Shore Ltd.’nin hakim ortağı olan …’ın da doğan zarardan sorumlu olduğunu, davalı BDDK ve TMSF’nin de gerekli denetimleri yapmaması nedeniyle bu usulsüz işlemlerden dolayı sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek, 96.216,84 Euro karşılığı 186.593,32 TL’nin avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan BDDK vekili, TMSF vekili, … vekili, müflis T. İmar Bankası T.A.Ş. İflas idaresi vekili davanın reddini istemiş, diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalılardan BDDK ve TMSF aleyhine açılan davanın yargı yolu nedeniyle usulden reddine, davalı … aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davalı … aleyhinde açılan davanın zamansız açılması nedeniyle reddine, davalı … Ltd. aleyhine açılan davanın kabulüne, 96.216,84 Euro’nun 24.05.1999 tarihinden itibaren değişen oranlardaki avans faizi ile tahsiline, davalı … İflas İdaresi aleyhinde açılan davanın kayıt kabul davası olarak kabulüne ve (96.216,84 Euro) karşılığı olan 186.595,32 TL’nin müflisin iflas masasına kayıt ve kabulüne dair verilen kararın davacı vekili, davalı …A.Ş. İflas İdaresi vekili ile katılma yoluyla davalı TMSF vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Davalı …A.Ş. İflas İdaresi vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı …A.Ş. İflas İdaresi vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı …A.Ş. İflas İdaresi vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, davalı …A.Ş. İflas İdaresi’nden harç ve ceza alınmasına yer olmadığına, 22.09.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, İmar Off Shore Bankasında açılan hesapta bulunan paranın faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline yönelik kayıt kabul talebine ilişkindir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş farkı, mudinin kendi talimatı üzerine Off Shore bankasına gönderilen paranın aracı bankadan istenip istenemeyeceği hususunda kaynaklanmaktadır.
Türkiye’de 1994 yılında yaşanan ekonomik krizi müteakiben özel kamu bankası ayrımı yapılmaksızın belirli bir tutara kadar tüm mevduatlara hazine garantisi verilmişti. Buna rağmen bir takım mudilerin tasarruflarını hazine garantili yerli bankalarda değerlendirmek yerine fahiş faize tamah ederek mevduat sigortası kapsamında olmayan Off Shore bankalara yönlendirdikleri görülmüştür.
Somut vakıada da, işlem bizatihi davacının imzalı onayıyla gerçekleştiğinden davacı ancak Türk Borçlar Kanununda sıralanan irade fesadına dayanabilir ki, dosya içeriğinde bu tür bir delil ve bulguya rastlanmamıştır.
Büyük kazanç elde etme hayaliyle tasarruflarını yurt dışındaki kıyı bankalarına yönlendirirken basiretli bir müşteri gibi davranıp, riziko gerçekleştiğinde ise “aracı bankanın yanlış yönlendirmesi nedeniyle” zarara uğradığını iddia etmek tipik bir çelişkili davranış yasağının ihlali olup, hukuken korunması mümkün değildir.
Burada meselenin daha iyi idrak edilmesi için bir an ters bir varsayımda bulunacak olursak; davalı banka, davacının talimatına rağmen mevduatını Off Shore bankası yerine kendi uhdesinde tutsaydı ve bu arada Off Shore bankası da batmayıp yerli bankalara nazaran daha yüksek oranda faiz tahakkuk ettirseydi, davacının talimatına rağmen mevduatı ilgili yere aktarmayan bankadan aradaki faiz kazancını istemesi mümkün müydü, sorusuna verilecek olumlu cevap, mevcut halde neden aracı bankaya başvuramayacağının da haklı sebebini oluşturacaktır.
Milli bankalara nazaran orantısız biçimde faiz kazancı vaadinde bulunan Off Shore bankalara bizzat kendi imzalarıyla mevduatlarını yönlendiren mudilerin büyük risk üstlendikleri ve tabiri caizse bir nevi kumar oynadıklarının kabulü gerekir. Tahminler tutmayıp zarar gerçekleştiğinde talimatını yerine getirmekten öte fonksiyonu bulunmayan bankalardan paranın faiziyle birlikte tahsili cihetine gidilmesi, zamanında sigorta primi ödemek suretiyle hazine garantili düşük faiz tercihinde bulunan aynı bankanın kendi halindeki diğer mudilerin dolaylı da olsa mağduriyetine yol açacağı kaçınılmazdır.
Ceza mahkemesi kararları TBK’nun 74. maddesi uyarınca maddi olgunun sübutu açısından hukuk davalarında hukuk hakimini bağlar ise de, Türkiye İmar Bankası A.Ş.’nin sahip ve yöneticileri hakkında açılan ceza davasının iddianamesinde, bilirkişi raporunda ya da karar başlığında mağdur, müşteki ya da katılan olarak yer almayan bir kimsenin ceza davasındaki maddi olgudan yararlanması mümkün değildir. Bu sebeple mahkemece yukarıda belirtilen ceza mahkemesi dosyası ve ekindeki tüm belgeler getirtilerek eksiklikler giderildikten sonra davacının bahsedilen İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi ceza davası dosyasında mağdur veya müşteki olarak ya da bu ceza davasında alınan bilirkişi raporları ve eklerinde belirlenen mağdur veya mudilerden olup olmadığı araştırılıp bu husus net olarak tespit edildikten sonra uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
Açıklanan gerekçelerle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.