Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/3647 E. 2020/1904 K. 24.02.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3647
KARAR NO : 2020/1904
KARAR TARİHİ : 24.02.2020

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21/03/2018 tarih ve 2017/263 E- 2018/172 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabul-kısmen reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 12/07/2019 tarih ve 2018/1175 E- 2019/930 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinin davalı şirkette % 41 oranında hisse sahibi olduklarını, davalı şirketin 27.12.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 3 numaralı kararla, şirket ortağı…’in şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atanmasına karar verildiğini, toplantıya ilişkin çağrının usulüne uygun yapılmadığını zira şirket müdürlüğü görevi … ve …tarafından yürütülmekteyken …’in bu görevinden 30/09/2016 tarihinde istifa ettiğini, bu istifa neticesinde şirkette % 59 oranında pay sahibi olan çokluğun vekili Av. …’ın adi yazılı bir çağrı kağıdıyla ve yeni müdür seçilmesi gündemiyle şirketi toplantıya çağırdığını ancak bu tarihte müvekkili …halen müdür olduğundan ve organ boşluğu olmadığından genel kurulun ancak TTK’nın 411. maddesindeki prosedür işletildikten sonra şirket ortaklarınca toplantıya çağrılabileceğini, ayrıca, toplantıya şirkette % 59 oranında pay sahibi olan çokluğun vekili olarak katılan Av. … tarafından ibraz edilen vekaletnamenin TTK’nın 433. ve Yönetmeliğin 9/3. maddesinde aranan şartları taşımadığından geçersiz olduğunu ileri sürerek, 27.12.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 3 numaralı kararın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, vekaletnamenin usulüne uygun olduğunu, davacıların toplantı tutanağına, toplantının şekli ve vekaletnamede var olduğunu iddia ettikleri eksiklikle ilgili hiçbir çekince koymadıklarını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, genel kurul çağrısının yetkili organ ve kişilerce yapılmadığı, kanunla belirlenen şekle uyulmadığı, bu nedenle de dava konusu toplantının genel kurul toplantısı niteliğinde olduğunun kabul edilemeyeceği, bu sebeple alınan kararların yok hükmünde olduğu, davalı şirketin % 59 oranında hissesine sahip ortakların vekili olarak toplantıya iştirak eden Av. …’ın genel kurulda kullandığı vekaletnamenin geçersiz olduğu, bu durumun nizalı kararın alınmasını etkilediği, alınan kararın bu sebeple de yok hükmünde olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 27.12.2016 tarihli genel kurulda alınan 3 numaralı kararın iptaline karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, mahkemenin, söz konusu genel kurulda alınan kararın yoklukla malul olduğuna ilişkin tespitinde isabetsizlik bulunmadığı ancak hükmün gerekçe kısmında, söz konusu kararın yoklukla malul olduğu belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında kararın iptaline karar verildiği, iptal ve yokluğun farklı sonuçlar doğuran müesseseler oldukları gibi mahkemece bu suretle gerekçe ve hüküm arasında çelişki oluşmasına sebebiyet verildiği gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle, davanın kabulüne, 27.12.2016 tarihli genel kurulda alınan 3 numaralı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle, dava konusu genel kurulda alınan, müdür seçimine ilişkin (3) numaralı kararın yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Dava konusu, 27.12.2016 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin çağrının, davalı şirketin %59 hissesinin sahibi olan ortakları temsilen Av. … tarafından yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı yanca, genel kurulun müdürler tarafından toplantıya çağrılması gerektiğinden bahisle, çağrının usulsüz olduğu iddia edilmiş ve bu husus bir iptal sebebi olarak ileri sürülmüşse de, toplantıya şirketin tüm ortaklarının katıldığı ve ortaklarca toplantının şekline ilişkin bir itirazda bulunulmadığı ve toplantının sonuna kadar da ayrılmadıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda, 6102 sayılı TTK’nın 617/3. maddesinin yollamasıyla limited şirketler hakkında da uygulama kabiliyeti bulunan aynı Yasa’nın, “Çağrısız Genel Kurul” başlıklı 416. maddesindeki tüm şartlar oluşmuş olup, çağrının usulsüz olduğundan söz edilemeyeceğinden aksi yöndeki mahkeme gerekçesi isabetli görülmemiştir.
Öte yandan, şirketin bir kısım ortakları, dava konusu genel kurulda kendilerini temsil etmesi için Av. …’ı adi yazılı belgeyle temsilci olarak tayin etmişler ve adı geçen toplantıya bu ortakları temsilen katılıp oy kullanmıştır. Bölge adliye mahkemesince, Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkındaki Yönetmeliğin 21/1 maddesine göre, vekaletnamelerin noter onaylı olması gerektiği, söz konusu vekaletnamelerde noter tasdiki bulunmadığından geçersiz olduğu gerekçesiyle, kararın yok hükmünde olduğu sonucuna ulaşılmışsa da, anonim şirket genel kurul toplantılara ilişkin olan mezkur yönetmeliğin limited şirketler bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı gibi, 6102 sayılı TTK’da da vekaletnamenin/temsil belgesinin noter tasdikli olarak düzenleneceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, anılan gerekçeyle dava konusu genel kurulda alınan 3 numaralı kararın yok hükmünde olduğuna karar verilmesi de doğru görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.