Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/4875 E. 2021/4698 K. 02.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4875
KARAR NO : 2021/4698
KARAR TARİHİ : 02.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 09.01.2018 tarih ve 2015/50 E. – 2018/14 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 07.10.2019 tarih ve 2018/747 E. – 2019/1438 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.06.2021 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Alman Yasalarına göre kurulmuş uluslararası acentalık işleri alanında faaliyet gösteren bir şahıs işletmesi olduğunu, davalı ile aralarında 2003 yılı Temmuz ayında yapılan müzakerelerin ardından müvekkilinin Almanya’da belli bölgelerde davalı Pınar Döküm’ün acenteliğini yapması hususunda mutabakata vardığını, davalı tarafından 07.08.2003 tarihinde gönderilen sözleşmenin 1. maddesi ile davalı şirketin davacıyı tek temsilci olarak Almanya’nın belirlenen bölgelerinde tam işlenmiş çelik parçalarının satışı konusunda görevlendirdiğini, davalının daha önce iş ilişkisi içerisinde bulunduğu 16 adet şirketin listelenerek sözleşme kapsamı dışında tutulduğunu, 10 yılı aşan bir süre ile sözleşmenin uygulandığını, acente komisyonunun düzenli bir şekilde ödendiğini, cironun her yıl arttığını, buna rağmen davalı şirketin 27.02.2014 tarihli fesih bildirimi ile 31.03.2014 tarihi itibariyle sözleşmeyi fesh edeceğini bildirdiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ıslah talebindeki miktarlarla birlikte 39.422,31 Euro denkleştirme (portföy) tazminatının ve 24.638,94 Euro mahrum kalınan kâr bedelinin 3095 sayılı Kanun’un 4/a md uyarınca dövize uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davaya Türk Hukukunun uygulanması gerektiğini, davacı tarafın teminat yatırmasının zorunlu olduğunu, aralarındaki ilişkinin acentelik olmadığını, davacının acenteleri olmadığı gibi sözleşme yaptığı bir firmanın iflas etmiş olması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, acente olduğu düşünülse bile parça başı iş yaptığını, talep edilen kâr mahrumiyetinin
tamamen haksız ve hakkaniyete aykırı olduğunu, taraflar arasında yapılan ilk işin 07.08.2003 tarihli olduğunu, birer yıllık periyotlar halinde yenilendiğini, buna göre bitiş tarihinin 07.08.2014 olması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte en çok 3 aylık bir kar mahrumiyeti talep etme hakkının bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki ilişkinin aracı acentecilik ilişkisi olarak değerlendirildiği, davacı faaliyetinin davalı şirketin Almanya’da bulunan faaliyetleri ile sınırlı olduğu, işbu nedenle MÖHUK 24. maddesine göre taraflar arasındaki hukuki ilişkiye Alman yasalarının uygulanması gerektiği, Almanya TK 89. maddesi hükmüne göre davacı tarafın kusuru olmadan davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak davalı şirketin Almanya’da kendi bürosunu kurması sebebiyle feshedildiği, davacının Alman TK 89. maddesi hükmüne göre ticari ilişki süresince acentenin temin ettiği yeni müşteriler nedeniyle davalının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından da yarar sağlayacağı, bu nedenle davacının Alman TK 89/b maddesi hükmü gereğince son 5 yıllık ticari ilişki kapsamında davalıdan sağladığı gelirin yıllık ortalamasının 1 yıllık tutarı üzerinden hesaplanan 39.422,31-Euro denkleştirme (portföy) tazminatı alacağını hak ettiği, yine Alman TK’nun 89. maddesine göre 5 yıldan fazla süren belirsiz süreli sözleşmenin tek taraflı ve süre verilmeden feshedilmiş olması sebebiyle davacının işbu ticari ilişki kapsamında sağladığı 6 aylık döneme ilişkin kazanç kaybını davalıdan talep edebileceği, yapılan hesaplamaya göre bu kapsamda davacının 24.638,94-Euro yoksun kalınan kâr kaybını davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre, yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, acentelik ilişkisinin süresinden önce son bulması nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı ve mahrum kalınan kar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, MÖHUK 24. maddesi gözetilerek, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin karakteristik edimi nedeniyle uyuşmazlığa Alman Hukuku’nun uygulanmasına karar verilmesi doğru olmakla birlikte, Alman Ticaret Kanunu 89. maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin 6 aylık bir bildirim süresi verilerek feshedilmesi gerekirken, davalı tarafça yapılan fesih bildiriminde sadece 1 aylık süre verilerek sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin anlaşılması nedeniyle, bu durumda mahkemece eksik kalan 5 ay yönünden mahrum kalınan kâr hesabı yapılması gerekirken, 6 aylık süre için hesap yapılması doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Ayrıca, tazminat hukukunda geçerli olan zenginleşme yasağı uyarınca, ancak zararı giderecek ölçüde tazminat talep edilebilecek olup, mahrum kalınan kâr hesabı yapılırken 5 aylık süre içerisinde davacı tarafın yapmaktan kurtulduğu masrafların da tespit edilip hesaptan düşülmesi gerekirken, bu hususta herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmaması da doğru olmamış, bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 02.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.