Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/4877 E. 2021/4949 K. 09.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4877
KARAR NO : 2021/4949
KARAR TARİHİ : 09.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 19.09.2019 tarih ve 2019/1670 E- 2019/1220 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 08.06.2021 günü hazır bulunan davacı …Ş vekilleri Av. …ile Av…. ile davalı …vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin müşterisi …’e ait GSM hattının sim kartının 3. şahıslar tarafından sahte nüfus cüzdanı ibraz edilmek suretiyle kopyasının çıkartılarak şubedeki interaktif hesabına girilip rızası dışında havale işlemi yapıldığı iddiası ile … tarafından İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/149 E. sayılı dosyası ile davacı banka aleyhine alacak davası açıldığını mahkemece, davanın kabulüne 80.000.- TL’nin olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte bankadan tahsiline dair verilen kararın kesinleştiğini, müvekkilinin 23.12.2013 tarihinde 162.046,26 TL ve 20.01.2014 tarihinde 10.916,00 TL olmak üzere toplam 172.962,26 TL ödemek zorunda kaldığını, davacı banka müşterisi …’in maruz kaldığı dolandırıcılık eyleminde asıl kusurlunun davalı …Ş. olduğunu, somut olayda müşterinin banka sistemine kayıtlı GSM hattına mobil onay kodu gönderilerek bankacılık işlemleri gerçekleştirildiğinden, sahte kimlikle müşterinin GSM hattının sim kartı değişikliği yapılması sebebiyle onay kodunun dolandırıcıların eline geçtiğini ve davaya konu olan paranın transfer işleminin gerçekleştiğini, sim kartı değişikliğinde sahte kimlik kullanılması anlaşılabilir nitelikte olmasına rağmen, davalının basiretli bir tacir gibi hareket etmeyerek, gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, davacı banka tarafından ödenen müşteri zararı nedeniyle davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek 172.962,26 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı süresinin geçtiğini, somut olayda davalıya sorumluluk yüklenemeyeceğinin … tarafından açılan davada verilen mahkeme kararlarıyla sabit hale geldiğini, davalı şirkete affedilebilecek bir kusurun varlığı kabul edilse bile, zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, ilk derece mahkemesinin kusur oranlarını tayin ederken bilirkişi raporundaki belirlemeden uzaklaşıp uzaklaşma sebebini hukuken geçerli argümantasyonla ifade ettiği, davacının müşterisine ait hesabı ve müşteri bilgilerini muhafaza etmede kusurlu olduğu, fakat davalının bayisinin usulsüz sim kart verdiği, gerekli araştırmayı yapmadığı, 3. Şahısların talebiyle müşterisinin sim kartını değiştirdiği, böylelikle aynı zamanda davacı bankanın müşterisine GSM hattı üzerinden gönderilmesi gereken onay kodu-dinamik şifrenin, para transferini yapan dolandırıcıların eline geçmesini sağladığı, ilk derece mahkemesinin taraflara yüklediği kusur oranlarının olayın oluşuna ve hakkaniyete uygun olup her iki tarafın da oluşan zarardan kusurları oranında sorumluluklarının hukuki koşullarının oluştuğu gerekçesiyle tarafların istinaf taleplerinin HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin 1. bendi “Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.” 2. bendi “Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp yeniden esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay’ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek direnme, gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK’nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK’nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya direnme konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir. Bozmaya uyduğu takdirde artık yargılamaya hüküm mahkemesi sıfatıyla devam etmekte olduğundan bozma kararına uygun olarak yeniden esas hakkında karar vermelidir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 13.12.2016 tarihli davanın kısmen kabulüne dair kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 26.10.2017 tarihli kararla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün ortadan kaldırılmasına, karar verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı vekilince temyizi üzerine Dairemizin 20.06.2019 tarihli kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Dairemizin bozma ilamına uyulmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince hüküm mahkemesi sıfatıyla bozmaya uyulduğundan artık davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken bundan zuhulle bu kez denetim mahkemesi sıfatıyla tarafların istinaf taleplerinin HMK’nın 353/1-b1 maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden re’sen bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 09.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Oluşa göre Bölge Adliye Mahkemesinin Dairemizin bozma ilamına uyarak İlk Derece Mahkemesi’nin kararına karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine karar vermesinde muhakeme hukukuna bir aykırılık bulunmamaktadır. Bu sebeple Dairemizce işin esasının incelenmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun kararın yazılı şekilde bozulması yönündeki görüşüne iştirak etmiyoruz. 09.06.2021