Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/5133 E. 2020/3333 K. 30.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5133
KARAR NO : 2020/3333
KARAR TARİHİ : 30.06.2020

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 29/03/2018 tarih ve 2016/413 E- 2018/415 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 03/10/2019 tarih ve 2018/1399 E- 2019/1214 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin % 35 oranında hissedarı olduğunu, şirketin 01/02/2016 tarihli genel kurulunda 2, 3, 4, 5, 6 ve 7. maddeleri ile alınan kararlara red oyu kullanıp muhalefetini de açıkça şerh ettirdiğini, 2, 4 ve 5. maddelerdeki kararların esas sözleşmeye ve TTK 589/1 maddesine aykırı olarak alınmış olup yok hükmünde olduğunu, ana sözleşmede şirketin ilzamının müşterek imza ile gerçekleştirileceği kararlaştırılmasına rağmen genel kurul kararı ile münferit ilzamın bir kişiye verilmesinin kanuna aykırı olduğunu, sözleşme değişikliğinin sermayenin üçte ikisini temsil eden ortaklar tarafından karara bağlanması gerekirken oy çokluğu ile karar alındığını, müvekkilinin şirketi iflas erteleme sürecinde müdür olarak yönetip iflas erteme sürecini başarı ile yönettikten hemen sonra alınan kararlar ile dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı şekilde müdürlük görevinden el çektirilip kötü niyetli olarak şirketten uzaklaştırılmaya çalışıldığını, müvekkilinin daha önceki genel kurulda diğer müdürün hisse devrine icazet vermesine rağmen kendi hisselerini devretmesi konusunda genel kurulda 7. maddede alınan kararda devre icazet verilmediğini ve çifte standart uygulandığını, bu durumun TTK 627. maddesindeki eşit işlem ilkesine aykırı olduğunu, emredici hükümlere aykırı olarak alınan tüm kararların geçersiz olduğunu ileri sürerek, 01/02/2016 tarihli 2016/1 karar numaralı genel kurul kararlarının 2,3,4,5 ve 7. numaralı maddelerinin butlanının tespitine, aksi halde iptal edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, şirket müdürü değişikliği kararının esas sözleşme değişikliği niteliğinde olmayıp oy çokluğu ile alınabileceğini, nitelikli nisap gerektirmediğini, şirketin iflastan kurtulması sürecinde gerekli olan sermaye bedelinin şirketin genel müdürü olan davacı dışındaki ortak ve diğer ortak tarafından ödendiğini, davacının şirketin iflasına seyirci kaldığını, diğer şirket müdürünün hisselerini devrettiği tarihteki hukuki şartların davacının hisselerini devrettiği tarihteki hukuki şartlar ile aynı olmadığını, şirketin 19/11/2015 tarihinde aldığı ve davacının da imzası bulunan karar ile hisse devrini belli şartlara bağladığını, bu nedenle eşitler arasında eşitlik söz konusu olmadığını, hisse devrine rıza verilmemesinin müdürlük kararı değil ortaklık kararı olduğunu, bu nedenle TTK 627. maddesinin olayda uygulama yeri olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin esas sözleşmesinde çifte imza sisteminin benimsendiği, dolayısıyla genel kurul tarafından bu konuda değişikliğe gidilebilmesi için esas sözleşmenin ilgili maddesinin değiştirilmesinin gerektiği, TTK 589 maddesinde esas sözleşme değişikliği için aksi öngörülmemişse üçte iki nisap aramakta olup, davalı şirket esas sözleşmesinde aksine bir düzenlemeye rastlanılmadığı, limited şirketlerde müdürlerin azli ve yerine yenilerinin seçilmesi hususunda genel kurul yetkili olup TTK 630 md.sinde ayrıca bu konuda bir nisap öngörülmediği, müdürün azline ilişkin 2 no.lu gündem maddesi ile yeni müdür atanmasına ilişkin 4 no.lu gündem maddesinin TTK md. 630 md.sine uygun nisapla alındıkları için geçerli olduğu, 5 no.lu gündem maddesinin TTK md. 589’a açıkça aykırı olduğundan iptalinin gerektiği, limited şirketlerde payın devri için TTK 595 md. uyarınca ortaklar kurulu kararı gerektiği ve davalı şirket esas sözleşmesinde aksine bir düzenlemeye yer verilmediği, diğer pay sahibinin kendi payına ilişkin devri genel kurulda onaylayıp davacı pay sahibinin devrine aralarındaki sözleşmeye dayanarak onay verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edeceği, taraflar arasında payın devrine ilişkin olarak diğer ortağa teklif yapılması hususunda karar alınması ve bu kararın pay defterine kaydedilmiş olmasının ise ön alım niteliğinde bir hukuki işlem olup bu karara istinaden payın devrinin reddedilemeyeceği, payın devrine ilişkin yazılı sözleşmenin söz konusu karardan önce yapıldığı gerekçesi ile genel kurulda alınan 2, 3 ve 4. maddeler yönünden davanın reddine, 5 ve 7. maddeler yönünden davanın kabulü ile 5. ve 7. numaralı maddelerinin iptaline karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde şirketin temsilinin, 7. maddesinde ise şirketin ilzamı hususunun düzenlendiği, anılan maddelerde şirketin ancak müşterek imza ile temsil edileceği yönünde bir düzenlemeye rastlanılmadığı, sadece o tarihte müdür olan şahısların şirketi belirli süre ile müşterek imza ile temsil etmelerinin kararlaştırıldığı, bu nedenle 5 no.lu kararın şirket ana sözleşmesinin değiştirilmesi mahiyetinde olmayıp nitelikli çoğunluk aranmayacağı, TTK’nun 357. maddesinde, pay sahiplerinin eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulacağının düzenlendiği, eşitlik ilkesinin TMK 2. maddesindeki dürüstlük kuralının ortaklık hukukundaki yansıması olduğu, TTK’nun 595/4 md. uyarınca şirket sözleşmesiyle sermaye payının devri yasaklanabileceği, aynı yasanın 621/1-c md. uyarınca esas sermaye paylarının devrinin sınırlandırılması, yasaklanması ya da kolaylaştırılması yönündeki genel kurul kararının, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabileceği, TTK 595/1.md. uyarınca limitet şirketlerde davacının pay devrinin geçerli olması için sözleşmenin yazılı olması, imzaların noterce onanması ve ortaklar kurulunun buna onay vermesi gerekmekte olup bu durumda davacının hisse devrinin 25/09/2015 tarihli adi yazılı sözleşme ile geçerlilik kazanmasının mümkün olmadığı, oybirliği ile alınan 19/11/2015 tarihli 2015/03 sayılı ortaklar kurulu kararı ile şirket ortağı … haricindeki ortakların şirketteki hak ve hisselerini devrederken noterden bildirimle öncelikle …’a sunularak kendisinin hisse devrini almaması halinde onay vereceği kişilere devir yapılabileceğinin kabul edildiği, davacının hisse devrine ilişkin noter sözleşmesinin 07/12/2015 tarihinde yani davacının da olumlu oyu ile hisse devri sınırlandırılması kararı alındıktan sonra düzenlendiği, 19/11/2015 tarihli genel kurul kararının ticaret sicil gazetesinde ilanına rastlanılmamış ise de davacı tarafça iptal davasına da konu edilmeyen bu kararın ortakların iç ilişkilerinde bağlayıcı olduğu, bu durumda …’ın pay devrine onay verilirken 19/11/2015 tarihli karara dayanılarak davacının pay devrine onay verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinin kabul edilemeyeceği, zira her iki ortağın hisse devri sırasındaki şartların aynı olmadığı, ayrıca gerek 5 gerekse 7 no.lu kararlar yönünden şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan bir durum da söz konusu olmadığından butlan koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/413 Esas- 2018/415 Karar sayılı ve 29/03/2018 tarihli hükmünün kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 30/06/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.