Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/1479 E. 2021/1221 K. 15.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1479
KARAR NO : 2021/1221
KARAR TARİHİ : 15.02.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.05.2018 tarih ve 2015/480 E. – 2018/510 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 11.12.2019 tarih ve 2018/1398 E. – 2019/1795 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketinin müvekkili ve davalılarının murisi olan … tarafından kurulduğunu ve kuruluş esnasında davalı …’ın da hissedar olarak gösterildiğini, şirket müdürlüğü görevinin 2003 yılından 2014 yılındaki ölümüne kadar davalıların murisi tarafından yürütüldüğünü, davalıların murisinin müvekkilinin şirket işlerine ilişkin bilgisizliğinden de faydalanarak şirket bilançolarını gerçeğe aykırı olarak düzenlediğini ve şirket gelirlerini kendi uhdesine aktardığını ileri sürerek, davalılarını murisinin şirkete verdiği zararların tespiti ile şimdilik 100.000,00 TL zararın miras payları oranında davalılardan tahsili ile müvekkiline ve şirkete ödenmesine karar verilmesini istemiş, akabinde mahkemeye hitaben sunduğu 18.01.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle, davayı talep ve hukuki sebep yönünden ıslah ettiklerini belirterek, davalı şirketin 01.06.1999, 28.05.2002 ve 04.06.2003 tarihli genel kurullarında sermaye artırım kararı alındığını, şirket müdürlerinin bu sermaye artırım kararlarından sonra kanundan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı davranarak müvekkiline rüçhan hakkını kullandırmadıklarını, bu suretle müvekkilinin kuruluş aşamasında %51 olan hissesinin önce %8’e sonrasında ise %5’e düşürüldüğünü, pay oranındaki bu azalışın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, anılan genel kurul kararları müvekkilince de imzalanmış gibi gözükse de müvekkilinin bu toplantılara katılmadığını, toplantı tutanaklarının hile ve ikrahla imzalatılmış olduğunu, zararlarının sermaye payının bu suretle hile ve ikrah azalatılması suretiyle oluştuğunu zira müvekkilinin pay oranı ve dolayısıyla da kar payı düşürülürken davalılarınkinin aynı oranda artırıldığını, işbu dava bakımından dayandıkları hukuki sebebin hile ve ikrah olduğunu belirtmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı yanın hile ve ikraha ilişkin iddialarını ispatlayamadığı, bir an için hile ve ikrahın varlığı kabul edilse dahi, bu iddiaların ileri sürülmesinin 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu, davanın 12.12.2014 tarihinde açıldığı, iş bu davanın hukuki sebebi olarak hile ve ikraha dayanılan ıslah dilekçesinin ise 18.01.2016 tarihinde sunulduğu, ıslah dilekçesinde yeni bir vakıa ileri sürülmeyip, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların hile ve ikraha dayandırıldığı, dolayısıyla davacının en geç 12.12.2014 tarihi itibariyle hileyi öğrendiği veya ikrahın etkisinden çıktığının kabulü gerektiği, ıslah adı altında sunulan 18.01.2016 tarihli dilekçenin ise 12.12.2014 tarihinden itibaren 1 yıllık sürenin aşılmasından sonra sunulduğu bu nedenle hile ve ikrah iddiası yönünden hak düşürücü sürenin geçirildiği, davacı yanca, şirket müdürlerinin sermaye artırım kararlarından sonra rüçhan hakkını kullandırmadığı iddia edilmişse de, somut olayda rüçhan hakkının kullandırılmasını gerektirecek bir sermaye arttırım kararının olmadığı, sermaye arttırımının, kısa yoldan sermaye arttırımı yoluyla gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı TTK. 429/1. maddesiyle, değiştirilen esas sözleşme hükmüyle sermeye artırım taahhüdünde bulunulabilmesine cevaz verildiği, davacının sermeye artırımına ilişkin tüm genel kurullara bizzat katıldığı ve sermeye artırım taahhüdünde bulunduğu, davacının şirketteki payının düşmesinin her sermaye arttırımına pay oranından daha düşük bir oranda katılmasından kaynaklandığı dolayısıyla şirket müdürleri tarafından rüçhan hakkının kullanılmasının engellendiği, şirketteki pay oranının düşürüldüğü ve bu şekilde zarara uğratıldığı iddiasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve dava dilekçesinde davalılarının murisinin davacıya yönelik hileli davranışlarının ileri sürüldüğü ve ıslahla değiştirilen hukuki sebebin de irade fesadı temeline dayandığı görülmekteyse de, sermaye artışına ilişkin genel kurul kararlarında öngörülen apel sürelerinin bitimi göz önüne alındığında dava ve ıslah tarihi itibariyle hak düşürücü sürelerin geçmiş olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine. aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 15.02.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.