YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1503
KARAR NO : 2021/1248
KARAR TARİHİ : 15.02.2021
MAHKEMESİ :BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 04.05.2017 tarih ve 2015/415 E. – 2017/154 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 07.02.2020 tarih ve 2017/1670 E. – 2020/193 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; 2008/05503 (BALEA N) ve 2008/5467 (BALEA) numaralı markaların davalı adına tescilli olduğunu, davalılar adına kayıtlı bulunan markaların 5 yıldan fazla bir süredir kullanılmadığını ileri sürerek, davalı adına tescilli BALEA VE BALEA N markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar … ve … vekili, davanın reddini istemiştir.
Davalı … davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacının 556 sayılı KHK’nın 14. maddesi gereğince markanın kullanmama nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ettiği, ancak, dava açıldıktan sonra yargılama devam ederken 06.01.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 14.12.2016 tarihli 2016/148 esas ve 2016/189 karar sayılı kararı ile 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinin iptaline karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralına dayanılarak daha önce verilip kesinleşmiş olan hükme etkili olmasının olanaklı olmadığı, ancak derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararı maddi anlamda kesinleşmiş hükümler dışında kalan davalar yönünden usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğu, davanın yasal dayanağını oluşturan KHK’nın 14. maddesi ortadan kalkmış olup, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu geriye yürüyemeyecek olması nedeniyle, bu kanuna göre uyuşmazlık
çözümlenemeyecek olup, uluslararası anlaşma hükümleri görülen davalarda doğrudan hüküm sebebi olmayıp, davaya konu uyuşmazlık TRİPS uluslararası anlaşma hükümlerine göre çözümlenemeyeceğinden, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları reddine, ancak, yargılama sırasında, davanın dayanağını oluşturan kanun maddesinin iptali nedeniyle dava red edilmesi gerektiğinden, davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olup, davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf itirazları yerinde olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen husus dışında, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, kullanmama nedeni ile markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın açıldığı tarihten sonra davanın dayanağı olan 556 sayılı KHK’nın ilgili hükmünün Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği gerekçesiyle davanın reddine, davalı kendisini vekil ile temsil ettiğinden davalı lehine vekalet ücreti ödenmesine hükmetmiş, karara karşı davacı vekilinin istinaf istemleri kısmen kabul edilerek, bölge adliye mahkemesince davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerine bırakılmasına, taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. Ancak, Dairemizin 2019/2096 E., 2020/320 K. ve 13.01.2020 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 331/1 maddesinde “davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği” düzenlenmiş olup, ilk derece mahkemesince dosyaya kazandırılan 01.23.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre, dava tarihi itibarıyle davalının uyuşmazlığa konu markayı kullandığının ispat edilemediği tespit edilmiş olup, bu durumda mahkemece, davanın açıldığı tarihte davacının davayı açmakta haklı olduğu kabul edilip yargılama giderlerinden davalıların sorumlu tutulması gererkirken, bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz istemlerinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 15.02.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Dava, davalı adına tescilli markaların kullanmama nedenine dayalı olarak iptali istemine ilişkin olup davanın hukuki nedeni, bir başka söyleyişle, yasal dayanağı mülga 566 sayılı KHK’nın 14. maddesidir.
Söz konusu KHK hükmü, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarih ve 148-189 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararın RG’de yayımlanması üzerine Anayasamızın 153. maddesi çerçevesinde davanın hukuki nedeni ortadan kalkmıştır. Bu durumda, yasal dayanağı bulunmayan davanın esastan reddine hükmedilmesi gerekir. Nitekim, ilk derece mahkemesince de durum bu biçimde kabul edilerek dava reddedilmiş ve yargılama giderlerinin davacıya yüklenmesine hükmedilmiş ise de, davacının vaki istinaf başvurusu üzerine ise bölge adliye mahkemesince davacı aleyhine yüklenen vekalet ücreti yönünden başvurunun kısmen kabulü ile yukarda yazılı olduğu üzere esastan yeni karar verilmiştir.
Daire çoğunluğunun görüşünün aksine, davanın açıldığı tarihte söz konusu KHK hükmünün mevcut olması davanın esası yönünden hüküm kurulmasına, daha doğru bir ifadeyle davanın yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle reddine engel nitelikte değildir. Yani bu gibi hallerde, davanın esasına yönelik bir karar verilmesi gerekir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi kararının, dava nedeni ile dava konusu üzerinde bir etkisi yok ise de, söz konusu karar, davanın dayandığı hukuki sebebi ortadan kaldırmış olup bu nedenle yukarda da belirtildiği üzere davanın esastan reddi gerekir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bu nedenle, iptal edilen kanun yahut KHK hükmüne dayalı olarak açılan derdest (devam eden) davalara da kesin olarak etkilidir.
Yasal dayanağı bulunmayan yahut açıklandığı biçimiyle hukuki nedeni bulunmayan bir davanın konusuz kalmasından değil dayanaksız olduğu açıktır. Dava esastan görülmüş olup bu esas üzerinden sonuçlandırılmalı, kısaca ve tekraren söylemek gerekirse reddedilmelidir. Bu durumda, yargılama giderleri bakımından HMK’nın 331/1. maddesinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Nitekim, davanın açıldığı tarihte haklı nedenlere dayalı olup olmadığının değerlendirilmesi, haklılığın iptal edilen KHK hükmüne dayalı olarak değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle çelişkili bir yaklaşımı beraberinde getiriyor olmakla benimsenemez. Şu halde, aksine bir kanun hükmü bulunmadığı gözetildiğinde, HMK’nın 326/1. maddesi hükmü uyarınca, asıl davada yargılama giderlerinin ve bu arada vekalet ücretinin de, bölge adliye mahkemesince ortaya konulan düşüncesinin aksine, aleyhine hüküm verilen davacıya yükletilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesi hükmünün davalı yanca temyiz edilmemiş olması nedeniyle temyiz edenin sıfatına göre yerel mahkeme kararının onanması düşüncesinde olduğumdan Dairemizin bozma kararına katılamıyorum.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, 556 sayılı mülga KHK’nun 14. Maddesinden kaynaklanan tescilli markanın kullanılmaması nedeniyle iptali talebine ilişkindir.
Yargılamanın devamı esnasında ilgili maddenin Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmesi sonucunda dava konusuz kalmıştır.
Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir edeceği HMK 331/1 hükme bağlanmıştır.
Derdest davaların konusuz kalması değişik şekillerde vuku bulabilir. Bu durum taraflardan birinin işlem ve eylemi nedeniyle gerçekleşmişse dava tarihindeki haklılık durumunu belirlemek nispeten kolaydır. Ancak somut dosyada görüldüğü Anayasa Mahkemesinin tasarrufu nedeniyle gerçekleşmişse her iki tarafa da kusur izafe edecek bir durum söz konusu olamayacağından TMK’nun 4 maddesinde yer alan “ Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir” hükmü gereğince hakimin her bir tarafın yaptığı yargılama giderini kendi üzerinde bırakması keza tarafların leh ve aleyhine vekalet ücretine hükmetmesi hakkaniyete daha uygun düşecektir.
Bozmanın açıklanan görüş doğrultusunda yapılması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.