YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1897
KARAR NO : 2021/1759
KARAR TARİHİ : 25.02.2021
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada…2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 01.10.2019 tarih ve 2018/680-2019/1061 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 364.000,00 TL’sini 05.01.2001 tarihinde Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. Aydın Şubesi’ne yatırdığını, daha sonra bu hesaptaki 200.000,00 TL’nin banka müdürü ve personelinin yönlendirmesi ile 24.03.2003 tarihinde Off-shore hesabına yatırıldığını, müvekkiline bu hesap açılırken İmar Bankası Off Shore Limited’in İmar Bankasından ayrı başka bir banka olduğu, bu hesaba yatırılan paraların devlet güvencesi altında olmadığı gibi hususlarda bilgi verilmediğini, tam tersi yönlendirmelerde bulunulduğunu, daha sonra davalı bankanın bankacılık işlemi yapma yetkisi kaldırılarak TMSF’ye devredildiğini, müvekkiline ait paranın Off Shore hesabına gitmeyip Türkiye İmar Bankası A.Ş.’de kaldığını, TMSF’nin resmi sitesinde davalı bankanın iflasına karar verildiği ve iflas sürecinin devam ettiğinin ilan edildiğini, davadan önce davalı bankaya ihtarname gönderilip talepte bulunulmasına rağmen olumsuz yanıt verildiğini ileri sürerek, 265.764,00 TL’nin vade sonu 26/08/2003 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Müflis Türkiye İmar Bankası T.A.Ş iflas idaresi vekili, davacının müflis banka aleyhine doğrudan alacak davası ikame etmesinin mer’i mevzuata, özellikle İİK’nun 235. maddesi hükmüne ve uygulamaya aykırı olduğunu, davacının iflas masasına alacak başvurusunda bulunmamış olması nedeni ile davanın dava şartı bakımından usulden reddi gerektiğini, davacının davaya konu hesapları İmar Bank Off Shore Limited nezdinde açtırdığını, davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu hesap cüzdanlarında görüldüğü üzere muhabirlik hizmeti kapsamında Müflis Banka kayıtlarında bulunan hesap açma talimatları ile havale emirlerinde açıkça İmar Bank Off Shore Limited ibaresi bulunduğunu, davacının muhatabı Off Shore Ltd. olduğundan müflis Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. İflas idaresine husumet yöneltemeyeceğini, bu nedenlerle davanın husumet yönünden ve esastan reddini istemiştir.
Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 24.03.2003 tarihinde İmar Bankası…Şubesi aracılığıyla off shore hesabına 200.000,00 TL yatırdığı, 28.04.2003 tarihinde 76.604,65 TL daha yatırdığı, 26.06.2003 tarihinde 45.000,00 TL’yi çekmesi nedeniyle hesap bakiyesinde 265.764,43 TL’sinin bulunduğu, davacının müflis İmar Bankası T.A.Ş’ye güvenerek hesap açtırdığı, kıyı bankasının bankacılık lisansının iptal edilmesi ve mal varlığının da bulunmaması nedeniyle, davacının asıl alacağını müflis İmar Bankası T.A.Ş’den talep edebileceği, davanın iflas tarihinden sonra açılmış olması nedeniyle davaya konu alacağa iflas tarihine kadar faiz işletilmesi talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 265.764,00 TL’nin iflas masasına kayıt ve kabulüne, faiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, davalıdan harç alınmasına yer olmadığına, 25.02.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, İmar Off Shore Bankasında açılan hesapta bulunan paranın faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline yönelik kayıt kabul talebine ilişkindir.
Mahkemece daha önceden husumetten verilen ret kararı isabetli ise de, buna dair bozmaya uyulmakla davacı yararına usulü kazanılmış hak oluştuğundan muhalefet şerhine konu yapılmamıştır.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş farkı, mudinin kendi talimatı üzerine Off Shore bankasına gönderilen paranın aracı bankadan istenip istenemeyeceği hususunda kaynaklanmaktadır.
Türkiye’de 1994 yılında yaşanan ekonomik krizi müteakiben özel kamu bankası ayrımı yapılmaksızın belirli bir tutara kadar tüm mevduatlara hazine garantisi verilmişti. Buna rağmen bir takım mudilerin tasarruflarını hazine garantili yerli bankalarda değerlendirmek yerine fahiş faize tamah ederek mevduat sigortası kapsamında olmayan Off Shore bankalara yönlendirdikleri görülmüştür.
Somut vakıada da, işlem bizatihi davacının imzalı onayıyla gerçekleştiğinden davacı ancak Türk Borçlar Kanununda sıralanan irade fesadına dayanabilir ki, dosya içeriğinde bu tür bir delil ve bulguya rastlanmamıştır.
Büyük kazanç elde etme hayaliyle tasarruflarını yurt dışındaki kıyı bankalarına yönlendirirken basiretli bir müşteri gibi davranıp, riziko gerçekleştiğinde ise “aracı bankanın yanlış yönlendirmesi nedeniyle” zarara uğradığını iddia etmek tipik bir çelişkili davranış yasağının ihlali olup, hukuken korunması mümkün değildir.
Burada meselenin daha iyi idrak edilmesi için bir an ters bir varsayımda bulunacak olursak; davalı banka, davacının talimatına rağmen mevduatını Off Shore bankası yerine kendi uhdesinde tutsaydı ve bu arada Off Shore bankası da batmayıp yerli bankalara nazaran daha yüksek oranda faiz tahakkuk ettirseydi, davacının talimatına rağmen mevduatı ilgili yere aktarmayan bankadan aradaki faiz kazancını istemesi mümkün müydü, sorusuna verilecek olumlu cevap, mevcut halde neden aracı bankaya başvuramayacağının da haklı sebebini oluşturacaktır.
Milli bankalara nazaran orantısız biçimde faiz kazancı vaadinde bulunan Off Shore bankalara bizzat kendi imzalarıyla mevduatlarını yönlendiren mudilerin büyük risk üstlendikleri ve tabiri caizse bir nevi kumar oynadıklarının kabulü gerekir. Tahminler tutmayıp zarar gerçekleştiğinde talimatını yerine getirmekten öte fonksiyonu bulunmayan bankalardan paranın faiziyle birlikte tahsili cihetine gidilmesi, zamanında sigorta primi ödemek suretiyle hazine garantili düşük faiz tercihinde bulunan aynı bankanın kendi halindeki diğer mudilerin dolaylı da olsa mağduriyetine yol açması kaçınılmazdır.
Açıklanan gerekçelerle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.