YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1936
KARAR NO : 2021/1626
KARAR TARİHİ : 23.02.2021
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25.04.2016 tarih ve 2014/298 E. – 2016/264 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davacılar … ve …’in kızı, davacı …’ın eşi olan …’ın 27.07.2013 tarihinde davalı şirkete bağlı olan …plakalı ticari otobüs ile yolcu olarak seyir halinde iken araç sürücüsü …’ın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiğini, müşterek kızlarını kaybeden davacılar … ve …’in manevi olarak çöktüğünü, davacı …’ın vefat eden ile henüz bir buçuk aylık evli olduğunu, davacının eşinin ani ve beklenmedik ölümü sebebi ile tarifi imkansız acı ve ölçülemez manevi zararlara maruz kaldığını ileri sürerek davacıların uğramış oldukları manevi zararların tazmini amacıyla her biri için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı vekili, haksız fiil sonucu bedensel zararlar nedeni ile açılan davada asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, davanın yolcu taşıma sözleşmesinden kaynaklanmadığını, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılamaya göre; yolcu olan …’ın otobüsün tek taraflı yaptığı ve sürücünün % 100 kusurlu olduğu kazada vefat etmesi sebebiyle, vefat edenin anne, babası ve eşi olan davacıların manevi zararlarından sorumlu olunduğunun anlaşıldığı, davacıların duyduğu elem ve ızdırabı bir derece giderebilmek için kazanın oluş şekli, sürücünün kusur oranı, vefat edenin yaşı, davacıların vefat edene yakınlıkları, davacıların sosyal ve ekonomik durumları göz önüne alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için ayrı ayrı 15.000.- TL manevi tazminatın 27.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3.044,75 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 30,10 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 23.02.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Dava, davalı taşıma şirketine ait otobüste seyahat etmekte iken meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden …’ın ölümü nedeniyle yakınları olan davacıların manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Davacıların yakınının davalı ile yolcu taşıma sözleşmesi akdetmiş olması bu sonuca etkili olmayıp taraflar arasındaki borç ilişkisinin sözleşmeye dayalı olduğu söylenemeyeceği gibi kanunun hatalı yorumuna dayalı eski Yargıtay uygulamalarına bakılarak davacıların “yansıma” yoluyla bir zarara uğradıkları da ileri sürülemez. Şu halde, davanın yasal dayanağı 6098 sayılı Kanun’un 56/2. maddesi olup davacıların tacir olmadıkları da gözetildiğinde, olaya yolcu taşıma sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerekeceğinden bahisle 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinin uygulanması suretiyle davanın asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması doğru olmamıştır.
Görev hususu, davanın her aşamasında ve taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece re’sen nazara alınması gereken bir usul hükmü olup 6100 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca davanın görüm ve çözüm yeri asliye hukuk mahkemesi olmakla yerel mahkeme kararının öncelikle bu nedenle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan Daire çoğunluğunun aksi yöndeki düşüncesine katılamıyorum.