YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2356
KARAR NO : 2021/3870
KARAR TARİHİ : 20.04.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Beylikova Asliye Hukuk Mahkemesi’nce (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) verilen 15.02.2018 tarih ve 2016/91 E- 2018/18 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 11.03.2020 tarih ve 2019/40 E- 2020/354 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalının bir dönem müvekkili şirket bünyesinde genel müdür vekili olarak çalıştığını, müvekkili şirket nezdinde düzenlenen 26.01.2016 tarihli iç denetim raporunda; Uzermak/İzmir firmasından 12.04.2012 tarihinde 90.550,00 TL bedelli Eritme Peynir İşleme Makinesinin alımını yaptığı, bu makinenin hiç kullanılmadığı ve iade edilmeyerek 31.05.2014 tarihine kadar 2 yıl bekletildiğinin görüldüğünü, satıcı Uzermak firmasına 60.000,00 TL’ye fatura edilerek iade edildiği ve şirketi 30.550,00 TL zarara uğrattıldığının tespit edildiği, bu zararın genel kuruldan gizlendiğini, davalının bu satım alımı gerçekleştirirken üretim planı yapmadan, davalının hiç kullanılmayacak makineyi satın aldığını ve daha sonra makineyi iade ederek şirketi zarara uğrattığını, bu nedenlerle davalıdan 30.550,00 TL’nin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacı tarafın dava dilekçesinde iddia etmiş olduğu hususların yasal dayanaktan yoksun olduğu ve somut belgeler ile ispat yükümlülüğü bulunduğu, dava dilekçesinde kendisine yapılan suçlamalara dair 26.01.2016 tarihli iç denetim raporuna atıfta bulunmak dışında somut bir delile dayanılmadığını, şirketin makine alımlarının fabrika müdürünün talebi, şirket yönetim kurulunun kararı ile yapıldığını, Eritme Peynir İşleme Makinesi satın alımında da aynı prosedürün uygulandığını, bu makinenin 28.03.2012 tarih ve 212 sayılı kararı ile şirket idaresine verilen yetki çerçevesinde satın alındığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının şirkette genel müdür vekili olarak çalıştığı, yönetim kurulu üyeliğinin bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 368. maddesinde yönetim kuruluna ticari mümessil ve ticari vekilller atanabileceği öngörüldüğü, şirketin tüm iş ve işlemlerinin hızlı ve ekonomik şartlarda icra edilebilmesi için ticari temsilci konumunda müdürlere ihtiyaç duyulduğu, yönetim devri temsil yetkisinin devrini içermediği, temsil yetkisinin TTK’nın 370. maddesine göre ayrıca ve açıkça belirtilmek suretiyle devredilmesi gerektiği, müdürlerin ise yürütme işleriyle görevli olup, yönetim kurulu tarafından 28.03.2012 tarih ve 212 sayılı karar ile idareye bir adet kuru haslama makinesi alımına ilişkin talimat verildiği; bu yetkiye dayanılarak alınan dava konusu makinenin alımına ve iadesine ilişkin olarak davalıyı sorumlu tutma olanağı bulunmadığı, ayrıca 2011-2014 yılları kâr zarar hesaplarının genel kurulda ibra edildiği, söz konusu alacağın bilirkişi raporunda belirtildiği üzere iddia edilen zararın 31.05.2014 tarihli mahsup kaydı ile yapılan kayıtta 30.550,00 TL’nin diğer olağan dışı giderler ve hesabına atıldığı demirbaş zararı olarak düşüldüğü, şüpheli alacak veya alacak şeklinde kaydın olmadığı, dolayısıyla şirketin zararından söz edilemeyeceğinin belirtildiği gerekçesiyle davalının dava konusu alacaktan sorumlu tutulamayacağından davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
HMK’nın 6763 sayılı Kanun’un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK’nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibariyle 72.070.- TL’dir. Ilk derece mahkemesince reddedilen 30.550,00 TL’lik zararın yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükme yönelik TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine,
20.04.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.