Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/2547 E. 2021/1140 K. 11.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2547
KARAR NO : 2021/1140
KARAR TARİHİ : 11.02.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Çorum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.05.2018 tarih ve 2013/298 E- 2018/173 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 26.10.2018 tarih ve 2018/1209 E- 2018/1380 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı … ’nin davacı şirket aleyhine kambiyo senetlerine dayalı olarak icra takipleri yaptığını, takiplere dayanak olan bonolarda şirket kaşesi üzerindeki imzanın, dava dışı, davacının eski yönetim kurulu başkanı …’a ait olduğunu, …’a kambiyo senedi tanzim yetkisi verilmediği gibi, davacı şirketin eski ortağı olan … dışındaki davalıların dava dışı …’dan olan şahsi alacakları için şirket adına bonoların tanzim edildiğini, bu hususun konu ile ilgili soruşturma dosyasındaki davalı beyanlarıyla ispatlanacağı, takip alacaklısı …’nin de diğer davalıların akrabaları olduğu, davacı şirketin bonolardan sorumlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında kısmi ödeme yaptığını, ayrıca takibe konu edilmeyen bonoların da bulunması nedeniyle bunların tespitinin gerektiğini ileri sürerek, davacının takipler ve takibe konu edilmeyen bonolar nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitini, davalılara ödenen bedelin faizi ile birlikte istirdadını talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, dava dışı …, davacı şirketin yönetim ve temsil yetkisine sahip yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalılar …, … ve …’in davacı şirketten alacaklı olmaları nedeniyle bonoların tanzim edildiğini, bonoların illetten mücerret olduğunu, yetkiye dair diğer iddiaların şirketin iç meselesi olduğunu, diğer
davalı … ’nin davalı …’in damadı olduğunu ve …’in davacı şirketten doğan bir kısım hakkının kızına ait olacağı düşüncesiyle damadına ciro silsilesine uygun olarak ciro ve temlik edildiğini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada, davalıların dava konusu senetleri, davacı şirketten olan alacakların tahsili için düzenlendiğini savundukları, dava dışı … hakkındaki ceza yargılamasındaki davalı beyanlarından ise dava konusu bonoların davalıların hisse devri karşılığı tanzim edildiğinin anlaşıldığı, bonolar nedeniyle davacının borçlu olmadığı, davalıların bu durumu bilerek hareket ettikleri, davalı … ’nin bonoların son hamili ve lehtar davalı …’in damadı olduğu, isticvap ve ceza yargılamasındaki çelişkili beyanları ile akrabalık ilişkisi nedeniyle davalının iyiniyet iddiasına itibar edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının takiplere dayanak bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip sırasında ödenen bedelin davalı … ’den istirdadına, tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, davalıların menfi tespit davasının görüldüğü hukuk yargılamasındaki beyanları ve davacı şirketin eski yöneticisi …’ın ceza yargılaması sırasında tanık beyanlarının farklılık oluşturduğu gibi her ne kadar kambiyo senetleri illetten mücerret olsa da ceza yargılamasındaki beyanlar ve bu davada sunulmuş protokol neticesinde senedin veriliş sebebinin irdelenmesi gerektiği, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davalılar …, … ve … yönünden yapılan temyiz isteminin incelenmesinde, yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından adı geçen davalılar yönünden yapılan temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı …’in, davaya konu bonolarda herhangi bir sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın bu davalı yönünden pasif husumet yokluğundan dolayı reddi gerekirken, bu davalı yönünden de davanın kabulü doğru görülmemiştir .
SONUÇ: Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar …, … ve …’in temyiz istemlerinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı … yararına BOZULMASINA, HMK’nın 373. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 11.02.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde de “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı” düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalılar …, … ve …’in tüm temyiz itirazları reddedilmesine, kararın kesinleşmesine rağmen, adı geçen davalılar yönünden onama kararının verilmemesi de isabetli değildir. Zira davalı … yönünden kararın bozulması, bozma gerekçesine göre temyiz itirazları reddedilen diğer davalıların hukuki durumları hiçbir şekilde etkilemeyeceği gibi, aleyhlerine bir sonuç da doğurmayacaktır. Onama kararının verilmemesi durumunda tüm temyiz itirazları reddedilen ve haklarındaki karar kesinleşen davalılar yönünden dava şeklen derdest olmaya devam edecek, davacının, bu davalılar yönünden kesinleşmiş kararı icra ettirmesi mümkün olmayacaktır. Bu hal ise T.C. Anayasasının 141/son maddesinde ifa edilen davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması ve HMK 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesine de aykırıdır.
Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi kararında hükmolunan nisbi karar ve ilam harcının, maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle davalılar …, … ve … yönünden kararın HMK 370/1 maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.