YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/34
KARAR NO : 2020/3038
KARAR TARİHİ : 22.06.2020
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 13/06/2019 tarih ve 2018/386-2019/273 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Esperanza isimli gemiye 20/02/2014 tarihinde İstanbul Boğazından geçiş yaparken verilen hizmet sırasında müvekkili kuruluşa ait M/Tug Kurtarma-4 isimli römorkörün, 42 m uzunluğunda 60 mm çapındaki Grommet halatının zarar gördüğünü ve kullanılamaz duruma geldiğini, sorumluluğun davalı tarafa ait olduğunu ileri sürerke halat bedeli 16.000,00 USD+KDV’nin olay tarihi olan 20/02/2014 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hasarın oluşumunda yabancı bayraklı geminin herhangi bir kusurunun veya ihmalinin bulunmadığını, davacı şirkete ait römorkörün kaptanının hasardan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu Römorkaj hizmetinin, TBK’nın 502. ve devamı maddelerinde düzenleme altına alınan vekalet sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda, davacının hizmeti veren vekil, davalının ise hizmeti alan müvekkil konumunda olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın müvekkilin hukuki sorumluluğunun taraflar arasında yapılacak bir anlaşmayla genişletilip genişletilemeyeceği noktasında toplandığı, TBK ve TTK’da sorumluluk anlaşmalarına ilişkin bir hüküm ittihaz edilmemiş olmakla birlikte sözleşme serbestisi ilkesi gereğince taraflarca bu hususta bir anlaşma yapılmasına engel bulunmadığı, bu anlaşmalarla borçlunun sorumluluğunun kanuni sınırlardan daha geniş bir şekilde tayin edilebileceği, kanun koyucunun bu hususa özel bir sınırlama hükmü getirmediği ancak sorumsuzluk anlaşmalarında alacaklı aleyhine hakkaniyete aykırı sonuçlar ortaya çıktığı gibi, sorumluluk anlaşmaları ile de borçlu aleyhine adaletsiz durumların ortaya çıkabileceği, bu durumda, tüm hukuki işlemler bakımından geçerli olan genel sınırlayıcı hükümlerin sorumluluk anlaşmalarına da uygulanabileceği, bu açıdan, TBK’nın gabine ilişkin 28. maddesi ile TMK’nın 2. maddesinin genel sınırlayıcı düzenlemeler olduğu, ayrıca TBK’nın 115. maddesinin de kıyas yoluyla somut uyuşmazlığa uygulanabileceği, somut olayda, davacı yanın davalının sorumluluğu noktasında dayanak aldığı sözleşme hükmü gabin ve dürüstlük kuralları hükümlerine göre geçersiz olduğu gibi, davacının kamu makamlarından aldığı imtiyazla hizmet verdiği de gözetildiğinde, dayanak sorumluluk anlaşmasının TBK 115/3 hükmüne göre de geçersiz olduğu, zira davalıya atfı kabil bir kusur tespit edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 22/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.