YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3451
KARAR NO : 2020/4771
KARAR TARİHİ : 05.11.2020
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17.07.2018 tarih ve 2018/256 E. -2018/572 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dr. … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının inşa etmiş olduğu apartmanı için davalıdan boya malzemeleri satın aldığını, satın aldığı malzemeleri kullandığını ve apartmandaki daireleri sattığını, ancak dış cephede dökülmeler yaşandığını, bunun üzerine davacının yeni boya malzemeleri temin ederek dış cepheyi yeniden boyadığını, dökülmeler başladığı sırada tespit yaptırdığını, bu tespit ile davalıdan alınan boya malzemelerinin mevzuata uygun olmadığının anlaşıldığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 39.000,00 TL zararının meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunmuş, davacının zararının davalının sattığı boya malzemesinden kaynaklanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen ilk hüküm Yargıtay 13. HD.’nin 07.03.2018 gün, 2016/20095 esas ve 2018/2876 karar sayılı kararı ile görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğundan bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama neticesinde, taraflar arasında ticari satış sözleşmesi bulunduğu, davacının davalıdan satın almış olduğu boya malzemelerini kullandıktan sonra malzemelerde bozulma olması üzerine tespit yaptırdığı, tespit raporu ibraz edildikten çok sonra eldeki davayı açtığı, davalının süresinde zamanaşımı itirazında bulunduğu, davacının satın almış olduğu ürünlerdeki ayıbı öğrendikten sonra derhal bildirimde bulunmadığı gibi tespit raporu aldıktan çok sonra eldeki davayı açtığı, varsa gizli ayıbı öğrendikten hemen sonra dava açması gerektiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ticari satıştan kaynaklanan ayıba dayalı tazminat istemine ilişkindir. TTK. m. 23/c hükmü, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” düzenlemesini, TBK. m. 223 hükmü
ise; “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.” düzenlemesini içermektedir.
TTK. m. 23 hükmü yollaması nedeniyle TBK. m. 231. maddesi uyarınca satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu hüküm uyarınca malın 22.09.2013 tarihinde fatura ile satın alındığı, eldeki davanın ise 22.04.2015 tarihinde zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmış olup mahkemece davalının zamanaşımı savunmasının reddi gerekirken davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Ancak, mahkemece ayıp ihbarının yasal süre içerisinde yapılmadığı belirtilmiş ise de, ayıbın ihbarı konusunda yukarıda açıklanan madde hükümleri uyarınca inceleme yapılarak ayıp ihbar sürelerine uyulup uyulmadığı değerlendirilmeden ve tartışılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılması gereken iş, süresinde ayıp ihbarının yapılmamış olması halinde davanın bu yönden reddi, yoksa süresinde ayıp ihbarı yapılmış ise davanın esasına girilerek inceleme yapmaktan ibaret olmalıdır. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 05.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.