Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/3811 E. 2021/2487 K. 16.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3811
KARAR NO : 2021/2487
KARAR TARİHİ : 16.03.2021

MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 11. Tüketici Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 02.04.2019 tarih ve 2019/27-2019/124 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili ve davalı banka vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının 2004 yılında nufüs cüzdanını kaybettiğini, kimlik bilgilerinin kullanılarak davalı bankadan kredi kartı alındığını, kredi kartı borcu nedeniyle icra takibi yapıldığını, bu icra takibine karşı menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanarak kesinleştiğini, davalı bankanın kesinleşen karara rağmen davacı hakkındaki borç kaydını silmediğini, davacının kredi kullanmak amacıyla herhangi bir bankaya müracaat ettiğinde borç kaydı çıkması nedeni ile kredi kullanamadığını, davalının haksız işlemleri nedeni ile davacıyı mağdur ettiğini belirterek, 5.500,00TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kimliğini koruyamamış olması nedeni ile dava konusu olayın vuku bulduğunu, davalı bankanın kendisine ibraz edilen resmi belgeye göre işlem yaptığını, gerekli kontrolleri de yaparak üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, davalıya atfedilecek bir kusur bulunmadığını,olayda manevi tazminat şartlarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davacının kendisine ait olmayan sözleşme nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ilişkin dava açtığı, icra baskısı altında kaldığı, ayrıca dava dilekçesinde açıklandığı üzere ihtiyaç duyduğu krediyi almak için bankaya müracaatında Merkez Bankası kayıtlarında borçlu görünmesi nedeni ile krediyi alamaması nedeniyle manevi üzüntü ve sıkıntı yaşadığı, Borçlar Yasasının 49. maddesi gereğince kişisel çıkarları halale uğrayan kimsenin manevi tazminat isteyebileceği, zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar verilecek bir para tutarının adalete uygun olması gerektiği, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşıdığı, manevi tazminatın bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmediği, o halde
bu tazminatın sınırının onun amacına göre belirlenmesi gerektiği, takdir edilecek miktarın mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiği, 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterildiği, her olaya göre değişebileceğinden hakimin bu konuda taktir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
1- 5219 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 5236 sayılı Kanun’un 19.maddesiyle HUMK’ya eklenen Ek-Madde 4’te öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2019 yılı için 3.200,00 TL’dir. Davalı vekilince temyize konu yapılan miktar anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığından ve kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 tarih ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden davalı vekilinin temyiz isteminin miktar yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı Banka’ya iadesine, 6502 sayılı Yasa’nın 73/2. maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, 16.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.