Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/4352 E. 2021/6663 K. 29.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4352
KARAR NO : 2021/6663
KARAR TARİHİ : 29.11.2021

MAHKEMESİ : ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10.05.2018 tarih ve 2016/1834 E- 2018/574 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan kabulüne dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.06.2019 tarih ve 2018/1124 E- 2019/681 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu taşınmaz üzerine dava dışı bir kişinin davalı bankaya olan borçlarının teminatı olmak üzere ipotek tesis edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine banka tarafından müvekkili ve borçlu aleyhine ipotek takibi başlatıldığını, bu aşamadan sonra müvekkilinin bankayla sözlü olarak yaptığı anlaşma gereğince ipoteğin kaldırılması için bankaya 3 kalemde 80.000,00 TL ödeme yaptığını ancak ipoteğin kaldırılmadığını ve taşınmazın satıldığını, müvekkilinin sorumluluğunun taşınmazın satış bedelinden ibaret olması sebebiyle yapılan 80.000.- TL ödemenin bankanın sebepsiz zenginleşmesine sebep olduğunu, belirtilen tutarın tahsili için banka aleyhine yaptıkları takibin itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının kendisine ait taşınmazın tapu kaydındaki ipoteğin kaldırılması açıklamasıyla davalı bankanın kredi kullandıran şubesi nezdindeki hesaba üç kalemde toplam 80.000,00 TL tutarında havale yaptığı, buna rağmen davalı banka tarafından ipotek veren davacı ile dava dışı kredi müşterisi aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle yapılan icra takibinde davacıya ait ipotekli taşınmazın üçüncü kişiye satıldığı ve satış bedelinin davalı bankaya ödendiği, davacının kredi
sözleşmelerinde müşterek borçlu ya da kefil konumunda olmadığı, davacının kredi borçlarından sorumluluğunun ipotek verilen taşınmazın bedeli ile sınırlı olduğu, ipotekli taşınmazın satılması karşısında davacının esasen ipoteğin kaldırılması amacına yönelik olarak yaptığı 80.000,00 TL tutarındaki ödeme yönünden davalının davacı aleyhine sebepsiz olarak zenginleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, ipotek resmi senedinin 4. maddesiyle, borcun toplamının ipotek miktarını aşması halinde borcun tamamı ödenmeksizin sadece ipotek tutarı ödenerek ipoteğinin fekkinin talep edilemeyeceği ve borca mahsuben yapılan her ödemenin öncelikle ipotek miktarını aşan kısımdan mahsup edileceğinin düzenlendiği, davacı yanca, ipoteğin fekki için banka ile anlaşmaya varıldığı ve bu amaçla 3 kalem halinde toplam 80.000,00 TL ödeme yapıldığı iddia edilmişse de davalı yan taraflar arasında böyle bir anlaşma yapıldığını kabul etmediği gibi davacı tarafında da bu hususun yazılı delille ispatlanamadığı, dava dilekçesiyle yemin deliline açıkça dayanılmadığı için bu hususta yemin de teklif edilemeyeceği, fazladan ödendiği iddia edilen 80.000,00 TL’nin ipotek bedeli olan 260.000,00 TL’den daha düşük olduğu, kaldı ki, ipotek resmi senedinin 4. maddesine göre, borcun tamamı ödenmeden ipoteğin fekkinin talep edilemeyeceği, borcun 592.226,22 TL’ye ulaştığı ve ipotek bedelinden fazla olduğu, bu hale göre, davacı tarafından yapılan ödemenin resmi ipotek senedinin 4. maddesinde belirtildiği şekilde dava dışı Bülent Özbek’in borcuna mahsuben yapılan bir ödeme olarak kabul edilmesi gerektiği ve fazladan yatırılan ödeme niteliği taşımadığı, davacının yaptığı ödemeyi ancak borçludan talep edebileceği gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, yazılı gerekçeyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının maliki olduğu taşınmaz üzerine dava dışı bir şahsın davalı bankaya olan borçlarının teminatı olmak üzere ipotek tesis edildiği ve yapılan icra takibi sonucunda taşınmazın paraya çevrilerek satış bedelinin davalı banka tarafından tahsil edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının bankayla olan anlaşma gereğince ipoteğin kaldırılması için ödediğini iddia ettiği 80.000.- TL’nin davalının sebepsiz zenginleşmesine yol açıp açmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bölge adliye mahkemesince, davacı yanın ipoteğin fekki için banka ile anlaşmaya varıldığı ve bu amaçla 3 kalem halinde toplam 80.000,00 TL ödeme yapıldığını iddia ettiği ancak davalı yanca taraflar arasında böyle bir anlaşma yapıldığı kabul edilmediği gibi davacı tarafından da bu hususun yazılı delille ispatlanamadığı, bu nedenle yapılan ödemenin lehine ipotek verilenin borcuna mahsuben yapılan bir ödeme olarak kabul edilmesi gerektiği, davacının yaptığı bu ödemeyi ancak borçludan talep edeceği belirtilmişse de dosyaya sunulan dekontlarda ödemenin ipoteğin 126.000.- TL bedel karşılığında kaldırılması için yapıldığı açıkça belirtilmiştir. Davalı banka yapılan ödemeyi dekontta yazılan açıklamaya itiraz etmeksizin kabul ettiğine göre söz konusu ödemenin bankayla yapılan anlaşma gereğince ipoteğin kaldırılması için yapıldığı ve davacının bu hususu ispat ettiği kabul edilmelidir. Bu
noktada değinilmesi gereken diğer bir husus ise, taraflar arasında her ne kadar ipoteğin 126.000.- TL bedel karşılığında kaldırılması hususunda anlaşmaya varılmış ise de davacının kararlaştırılan bedelin ancak bir kısmını ödeyebilmesi sebebiyle davalı bankanın sözleşmeyi feshederek taşınmazı paraya çevirdiği başka bir deyişle sözleşmenin tarafların iradesi doğrultusunda uygulamaya konulmadığı hususudur. Bu hale göre, davalı bankanın belirtilen sözleşmeye göre tahsil ettiği 80.000.- TL’yi iade etmekle yükümlü olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, 3. kişi ipoteğinde taşınmaz malikinin sorumluluğu borcun ifa edilmemesi halinde taşınmazın paraya çevrilmesine katlanmaktan ibarettir. Taşınmazın satılmasından elde edilen miktar, alacaklının alacağının tamamını karşılamaya yetmezse, alacaklı, alacağın karşılanmayan kısmı için, borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan malike başvuramaz. Somut olayda ipotekli taşınmaz paraya çevrilip, bedeli banka tarafından tahsil edildiğine göre davacının sorumluğu son bulmuştur. Davacının sorumluluğu bu suretle son bulduğuna ve taraflar arasındaki sözleşme tarafların ortak iradesine uygun olarak yürürlüğe konulmadığına göre, davalı bankanın tahsil ettiği 80.000.- TL’yi iade etmesi gerektiği açık olup, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.