Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/4483 E. 2021/6662 K. 29.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4483
KARAR NO : 2021/6662
KARAR TARİHİ : 29.11.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.03.2017 tarih ve 2014/1242 E- 2017/321 K. sayılı kararın davacı ve davalı şirket vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 16.01.2020 tarih ve 2017/3687 E- 2020/37 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı şirket vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirketin keşidecisi, diğer davalının ise avalisti olduğu 2 adet çeke dayalı olarak davalılar hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yaptığını, takip kesinleştikten ve bir kısım tahsilatlar yapıldıktan sonra davalıların çeklerin zamanaşımına uğradığından bahisle icranın geri bırakılması için İcra Hukuk Mahkemesine dava açtıklarını ve dava neticesinde icranın geri bırakılmasına karar verildiğini, çekler zamanaşımına uğramış olsa da 6102 sayılı TTK’nın 732. maddesine göre, davalı şirketin müvekkili ile aralarındaki temel ilişki sebebiyle, diğer davalının ise sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak çek bedellerinden sorumlu olduğunu ileri sürerek, 199.310,19 TL alacağın keşide tarihi olan 08/02/2008 tarihinden itibaren işletilecek temerrüt faizi birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, zamanaşımı definde bulunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şahsın davaya konu çeklerin avalisti olduğu, zamanaşımına uğramış kambiyo senedi sebebiyle aval verene karşı sebepsiz zenginleme davası açılamayacağından, davalı şahsa husumet yönetilmesinin doğru olmadığı, davacının çeklerin keşidecisi olan davalıya karşı ise aralarındaki temel ilişkiye dayalı olarak başvurabileceği, taraf şirketler arasında ticari ilişki bulunduğu ve bu ilişki sebebiyle davacının davalı şirketten 48.522,29 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle, davalı şahıs hakkındaki davanın reddine, davalı şirket hakkındaki davanın ise kısmen kabulüyle 48.522,29 TL’nin 07/02/2008 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı davacı ve davalı şirket vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davacı ve davalı şirket vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalı şirket vekilleri temyiz etmiştir.
1-) HMK’nın 6763 sayılı Kanun’un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK’nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibarıyla 72.070,00 TL’dir. Davacı yan, 119.310,19 TL alacağın davalılardan tahsili istemiş, ilk derece mahkemesince, davalı şahıs hakkındaki davanın reddine, davalı şirket hakkındaki davanın ise kısmen kabulüyle, 48.522,29 TL’nin davalı şirketten tahsiline karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı şirket vekillerince yapılan istinaf başvurusu ise esastan reddedilmiştir. Davalı şirket vekilince, bölge adliye mahkemesinin anılan kararına karşı temyize başvurulmuşsa da kabul edilen tutarın yukarıda belirtilen Yasa hükmüyle belirlenen temyiz sınırın altında olup, temyizi kabil olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, 6100 sayılı HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davalı şirket vekilinin temyiz isteminin miktar bakımından reddine karar vermek gerekmiştir.
2-) Davacı vekilince ileri sürülen temyiz itirazlarına gelince, yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda aşağıda belirtilen hususlar dışında bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3-) Dava, zamanaşımına uğramış çeke dayalı alacak istemine ilişkindir. Davaya konu 2 adet çekin toplam tutarı 155.000.- TL olup, ilk derece mahkemesince, bu tutardan kambiyo takibinde yapılan kısmı ödemeler ve davalı yanca, davaya konu çeklerden kaynaklanan borcun tasfiyesi için davacıya verildiği iddia edilen 2 adet toplam tutarı 70.000.- TL olan çeklerin bedeli mahsup edilerek, 48.522,29 TL’nin davalı şirketten tahsiline karar verilmiştir. Ancak davacı taraf, bilirkişi raporuna itirazında, davalı aleyhine cari hesap borcunun tahsili için Bursa 1. İcra Müdürlüğü’nün 2008/3859 Esas sayılı dosyası üzerinden ayrı bir takip yaptıklarını, 70.000.- TL tutarlı 2 adet çekin bu borcun tasfiyesi için verildiğini, yapılan ödemenin davaya konu çeklere ilişkin bir ödeme olmadığını ileri sürmüş, iddiasını ispat zımmında bu çeklerden birine ilişkin çek teslim makbuzunu dosyaya sunmuştur. Gerçekten de 07.05.2008 tarihli makbuzda çekin Bursa 1. İcra Müdürlüğü’nün 2008/3859 Esas sayılı dosyasına konu borcun tasfiyesi amacıyla verildiği yazılıdır. Bu hale göre mahkemece, davacı yanın bu iddiası üzerinde durulup, cari hesap alacağına ilişkin icra dosyası da getirtilerek gerekirse bu hususta bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin temyiz isteminin miktardan reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davacı ve davalı şirkete iadesine, 29/11/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, dava dilekçesindeki anlatımlardan hareketle, davalılardan şirket ile davacı arasındaki satım ilişkisinden kaynaklanan açık hesap bakiyesinin tahsiline yönelik bir alacak davası olup bu dava kesimi bakımından münhasıran davalı şirkete husumet yöneltilmiştir. Davada, diğer davalı …’e ise, Bursa 13. İcra Müdürlüğü’nün 2008/61 sayılı takip dosyasına konu edilen ve takip sırasında zamanaşımına uğramış bulunan toplam 155.000.- TL değerindeki iki adet çekten ötürü TTK’nın 732. maddesi çerçevesinde husumet yöneltilmiştir.
Davacının davalı şirkete yönelttiği dava kesimi bakımından, dosya kapsamı ve bu kapsamda alınan bilirkişi raporları uyarınca, davacı ile davalı şirket arasında önceye dayalı olup 2008 yılına değin süregelen bir satım ilişkisi bulunduğu ve bu ilişkiden kaynaklanan alacak-borç durumunun davacı defterlerinde cari şekilde işletilen bir hesapta takip edilmekte bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı yanın, taraflar arasında birden fazla ticari ilişki bulunduğuna yönelik bir iddiası bulunmamaktadır. Bu durumda, davalı şirketin taraflar arasında varlığı sabit tek bir ilişkiye dayalı olarak yapmış olduğu tüm ödemelerin, bu arada kambiyo taahhüdünde bulunmak suretiyle yapılmış olan ödemeler ile bu nevi senetler nedeniyle girişilen icra takipleri nedeniyle yapılan ödemelerin de (tekerrüre yer vermemek kaydıyla) nazara alınarak sonuca varılması gerektiği izahtan varestedir.
Mahkemece, davacı defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde, bizzat davacı kayıtları ile sabit olduğu üzere davalı şirketin yapmış olduğu ödemeler neticesinde, açıklanan temel ilişkiden kaynaklanan açık hesap bakiyesinin 118.522,29 TL tutarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı şirket vekili, davacı defterlerinde görünmemekle birlikte yine davacı yanca taraflar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan borca ilişkin girişilen icra takibi nedeniyle, davacı yana üç ayrı çekle ödemeler yaptığını ileri sürmüş, buna ilişkin çek örneklerini de dosyaya sunmuştur. Bilirkişi tarafından yapılan incelemede, davacı defterlerinde bu çeklere dayalı bir ödeme kaydı bulunmadığı saptanmış ancak çeklerden 70.000.- TL tutarındaki ikisinin müşteri çeki olarak doğrudan davacı şirkete ciro edilmiş olduğu ve bedellerinin ödenmiş bulunduğu bizzat davacı kayıtları ile sabit olup bu çeklere dayalı ödemelerin de davacının alacağından düşülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim, mahkemece de, bu yolda tanzim edilen bilirkişi raporu benimsenmek suretiyle, davalı şirketin davacıya temel ilişki çerçevesindeki borcunun miktarı 48.522,29 TL olarak belirlenmiş ve bu rakama hükmedilmiş olup varılan bu sonuç yerinde bulunmakla kararın onanması gerektiği düşüncesindeyiz.

Daire çoğunluğunca, davanın nitelendirilmesinde hataya düşüldüğü, temel ilişki çerçevesinde açılmış böyle bir davada, ilişkinin başlangıcından sonlandığı tarihe değin tüm alacak-borç durumunun nazara alınması gerektiğinin göz ardı edildiği ve davalı yanı hiçbir suretle ilzam etmeyen tek yanlı düzenlenmiş bir belgeye dayalı olarak bozma düşüncesine varıldığı, esasen, taraflar arasında tek bir borç doğuran ticari ilişkinin varlığı nedeniyle, davalı savunmasına konu çeklerin yine bu ticari ilişkiden kaynaklanan borca dayalı olarak girişilmiş icra takibine dayanak borç nedeniyle verilmesi halinde dahi, bunun davalı şirketin temel ilişkiden kaynaklanan ve mahkemece saptanan bakiye borcunun miktarına etkili olmayacağının gözden kaçırıldığı kanısında olduğumuzdan Daire çoğunluğunun bozma kararına katılamıyoruz.