YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4573
KARAR NO : 2022/125
KARAR TARİHİ : 11.01.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.11.2016 tarih ve 2014/1080 E. – 2016/608 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nce verilen 14.05.2019 tarih ve 2017/1944 E. – 2019/812 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı tarafça davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak davalı taraf ile yapılan mutabakat görüşmeleri sırasında bir borcun belirlendiğini, bu belirlemede daha önceden davalıya verilen ve ödenmeyen bono ve çeklerin de hesaba dahil edildiğini, oysa bunların hesaba dahil edilmemesi gerektiğini, davacının takip miktarı kadar borçlu olmadığını belirterek, davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı tarafın, taraflar arasındaki ticari ilişki sonucunda ortaya çıkan cari hesap borcunu ödemediğini, takibin bu nedenle başlatıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, menfi tespit davalarında genel olarak ispat yükünün alacaklı olduğunu beyan eden davalıda olduğu, ancak alacaklının elinde imzası inkar edilmemiş senet ya da borç ikrarını içeren belge varsa ispat yükünün tekrar borçlu olan davacıya geçtiği, alınan ve yeterli görülen bilirki raporunda da kısmen değinildiği gibi mutabakat protokolü varsa da bunun yeterli olmadığı, davacıların parayı ödediği ve borcu olmadığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacılar vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı tarafça kendisine iade edildiğini iddia ettiği bonoların kime iade edildiği, bu konuda tutanak tutulup tutulmadığı ve ödenip ödenmediği konusunda yazılı belgenin davacı tarafça dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın istinaf dilekçesinde de bu ödemelerin gayri resmi kayıtlarda yer aldığının belirtildiği yani resmi olarak tutulan defterlerde yer almadığının dolaylı yoldan kabul edildiği, dolayısıyla dava dilekçesinde bahsedilen ödeme savunmasının kanıtlanmamış olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle girişilen ipotek belgesine dayalı icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davacının iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada eksiklik görülerek alanında uzman iki bilirkişiden rapor ve ek rapor alınmıştır. Yapılan inceleme sonucunda ise istinaf aşamasında alınan bilirkişi raporlarına da dayanılarak ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde yeni bir bilirkişi raporu aldırılarak inceleme (tahkikat) yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, bir yandan kararın gerekçesinde ilk derece mahkemesi yargılama eksikliğine ve bunun Bölge Adliye Mahkemesince giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Öte yandan hükümden sonra02.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkrası ile 353/1-b-3 fıkrasına eklenen “başvurunun esastan reddine” ibaresi de yukarıdaki yorumdan farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada yeni delil niteliğine sahip tespitler yapılacak şekilde bilirkişi raporu alınmak sureti ile dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme (tahkikat) yapılması halinde verilmesi gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 11/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.