YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4793
KARAR NO : 2021/1731
KARAR TARİHİ : 25.02.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarih ve 2015/438 E. – 2018/872 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 16.12.2019 tarih ve 2019/652 E. – 2019/2367 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının davacı aleyhine kambiyo senedine dayalı takip yaptığını, takip dayanağı bononun kooperatif hisse devri sözleşmesi sırasında teminat amaçlı düzenlendiğini, taraflar arasında yapılan 09.03.2012 tarihli protokole ve ipotek senedine göre davalının davacıya kooperatif hisselerini devretmesi şartıyla bononun davalı emrine düzenlendiğini, bononun kambiyo vasfının bulunmadığı gibi adı geçen protokole göre davalı lehine davacının babasına ait taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, protokolde düzenlenen hisse devri şartının gerçekleşmemesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığını ileri sürerek, davacının davalıya borçlu olmadığınn tespitini, ipoteğin terkinini ve kötü niyet tazinatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kooperatif hisse devri için 01.12.2009 ve 10.12.2009 tarihli sözleşmeler yapıldığını, davacıya makbuz karşılığında 55.000 TL ödeme yapıldığını, bu sözleşmelere göre 2010 yılının sonuna kadar taşınmazın tamamlanıp teslim edilmediğini, buna göre davalıya kira bedeli ödeneceğinin kararlaştırıldığını, dava konusu bononun ve 09.03.2012 tarihli protokolün davalı tarafından yapılan bu ödemelerin iadesi için düzenlenildiğini, teminat iddiasının doğru olmadığını savunarak, davanın reddini ve icra inkar tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada, 09.03.2012 tarihli protokol ve bu protokole ve davaya konu 80.000 TL bedelli senet ile 2009 tarihli sözleşmeler ile bedel makbuzu arasında bağlantı bulunmadığı, 2009 tarihli sözleşmeler ile davalı tarafından dava dışı Mavi Boncuk Konut Yapı Kooperatifi arasında, üyelik bedeline ilişkin sözleşme yapıldığı, bu sözleşmeler kapsamında davalının kooperatif üyelik kaydının yapıldığı , 09.03.2012 tarihli protokol ile davalının SS Mavi Boncuk Konut Yapı Kooperatifi’ndeki hissesini davacıya devretmesi karşılığında 80.000 TL bedel ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalının bu protokol düzenlenmeden, 25.01.2012 tarihinde kooperatiften istifa etmesi nedeniyle protokol konusu üyelik devrinin yapılmasının mümkün olmayacağı, hisse devrinin teminatına karşılı düzenlenen dava konusu senedin, protokol ile tanzim edilen teminat senedi olduğu, protokolün şartları gerçekleşmediğinden davacının davalıya 80.000 TL borçlu olduğunun kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, ipoteğin terkinine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, 09.03.2012 tarihli protokol ile davalının SS Mavi Boncuk Konut Yapı Kooperatifi’ndeki hissesini davacıya devretmesi karşılığında 80.000,00 TL bedel ile anlaştıkları, davacının sözleşmenin teminatı olarak dava konusu 80.000,00 TL bedelli bonoyu düzenleyerek davalıya verdiği, davalının 25.01.2012 tarihinde kooperatiften istifa etmesi nedeniyle üyelik devrinin yapılamadığı, davalı tarafından sözleşme şartlarının yerine getirilmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından icra takibine konu edilen senedin protokol ile tanzim edilen bononun teminat bonosu olup davacının üyelik devri nedeniyle davalıya borcunun bulunmadığı gerekçesiyle istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.098,60 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 25.02.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda gerek Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekse Yargıtayca hükmedilecek istinaf red harcı ile temyiz onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde de “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı” düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir.(Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararına, alınan harcın niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.