YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/502
KARAR NO : 2020/4992
KARAR TARİHİ : 12.11.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce bozmaya uyularak davanın kabulüne dair verilen 13.11.2019 tarih ve 2019/952 E. – 2019/1125 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi ayrı ayrı davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanunun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının “m”, “m+şekil”, “mm”, “mm+şekil”, “mmm”, “mmm+ şekil” ibareli çok sayıda tanımış markaları bulunduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “MM” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2013/23038 sayılı başvuruya yapılan davacı itirazının nihai olarak TPMK tarafından red edildiğini, oysa başvurunun davacı markaları ile benzer olduğunu ve iltibas yaratma ihtimalinin bulunduğunu, tüketicilerin başvuruyu davacı şirketin seri markalarından birisi olarak algılayacağını ileri sürerek TPMK YİDK’nın 2015-M-5494 sayılı kararının iptaline, tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı vekili, harf markalarının ayırt edicilik vasfının düşük olduğunu, taraf markalarının benzer olmadığını, davacı markalarının 34. ve 35. sınıflar için tescilli bulunmadığını, davalının markayı ihdas eden ve maruf hale getiren sıfatıyla davacıya nazaran rüçhaniyeti bulunduğunu, davalının 2007/05375 sayılı 34. sınıfta tescilli “MM” ibareli markasından kaynaklanan müktesep hakkının bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen 24.01.2017 tarih 2015/340-2017/10 sayılı kararın istinaf edilmesi sonrasında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 08.02.2018 tarih 2017/1274-2018/124 sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi sonrasında ise Dairemiz’in 22.05.2019 tarih 2018/213 -2019/4037 sayılı kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafın 2007/53475 sayılı önceki tarihli markasının davalı lehine müktesep hak teşkil edip etmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiği, davalı şirketin dava konusu marka tescil başvurusunun 11.12.2012 rüçhan tarihli olarak yapıldığı, başvurunun TPMK kayıtlarına geçme tarihinin ise 10.04.2013 olduğu, davalı şirketin 2007/53475 sayılı önceki markasının tescil tarihinin ise 22.09.2009 olduğu, davalının önceki markasının tescil tarihi ile işbu davanın konusunu oluşturan başvuru tarihi arasında hem rüçhan hem de TPMK kayıtlarına geçme tarihi itibariyle 5 yıllık süre geçmediği, kazanılmış hakkın varlığının kabulü için aranan “kazanılmış hak iddia edilen tescilli marka ile dava konusu markanın en azından hükümsüzlük davası açılabilecek kadar belli bir sürede çekişmesiz şekilde kullanılması” koşulunun gerçekleşmediği, davalının önceki tarihli 2007/53475 sayılı markasının işbu dava konusu başvuru yönünden davalı taraf için müktesep hak teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı TPMK YİDK’nın 2015-M-5494 sayılı kararının iptaline, davalı şirketin 2013/23038 sayılı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin temyiz istemlerinin ayrı ayrı reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istekleri halinde aşağıda yazılı 34,40 TL harcın temyiz eden davalılara iadesine, 12.11.2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.