YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5156
KARAR NO : 2021/5357
KARAR TARİHİ : 24.06.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13.02.2018 tarih ve 2016/698 E. – 2018/119 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 25.09.2019 tarih ve 2018/922 E. – 2019/1075 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, dava dışı Zirve Elek. Dağ. Tük. San. Tic. Ltd. Şti. ile davacı bankanın … Şubesi arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine davalının müteselsil kefil olarak imza koyduğunu, asıl borçlunun borcunu ödememesi üzerine hesap kat istemi yapılarak icra takibi başlattıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalının kefil olduğu Genel Kredi Sözleşmesi borcunun ödenerek kapatıldığını, 14.11.2013 tarihinde kefalet borcunun sona erdiğini, bu tarihten sonra asıl borçlu için yapılan limit artırımları nedeniyle sorumluluğunun olmayacağını, davacı bankanın Kayseri 7. İcra Dairesi’nin 2016/12960 esas sayılı dosyası ile rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlattığını, bankanın rehni aşan kısım yönünden ilamsız icra takibi başlattığını takip talebinde belirtmediğini, takibin usulsüz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın yerleşik içtihatlarına göre davacı bankanın TBK’nın 586. maddesi uyarınca asıl borçluya müracaat etmeden ve rehinleri nakde çevirmeden takipte tekerrür olmamak kaydıyla kefil aleyhine ilamsız icra takibi başlatmasında, İİK’nın 45. ve TBK’nın 586. maddelerine aykırılık bulunmadığı, davalının kefalet limiti ile borçtan sorumlu olduğu, bilirkişi raporunun dosya kapsamı ile uyumlu ve denetime elverişli bulunduğu, alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile hesap kat tarihi itibariyle davacı bankanın davalı şirketin kullandığı taksitli ticari kredi, teminat mektubu bedeli, şirket kredi kartı ve kredili mevduat hesabı nedeniyle alacağının bulunduğunun tespit edildiği, davalının, takip konusu 14.11.2013 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzasını inkar etmediği, ancak limit artışlarına ilişkin sözleşmelerde kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını ve 14.11.2013 tarihinde dava dışı şirkete kullandırılan 200.000,00 TL miktarlı kredi nedeniyle 19.435,05 TL borcu kaldığını, limit artışlarında imzasının bulunmaması nedeniyle daha sonra kullandırılan kredilerden sorumlu olmadığını savunduğu, dava konusu kredilerin davalının 429.000,00 TL limitle kefil olduğu 14.11.2013 tarihli sözleşmeden kaynaklandığı, kefalet sözleşmesi sona ermediği sürece davalının kullandırılan krediler nedeniyle kefalet limiti ile sorumlu olduğu, davacı bankaca icra takibinde davalının kefalet limiti belirtilerek bu miktardan sorumlu olduğunun açıkça yazıldığı ve mahkemece de toplam borcun 541.710,22 TL olarak tespit edilmesine karşın davalının takip tarihi itibariyle kefalet limiti olan 429.000,00 TL’lik miktar üzerinden sorumlu olduğu belirtilerek hüküm kurulduğu anlaşıldığından davalının bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, taraflar arasında akdedilen ve dava konusu icra takip dayanağı olan genel kredi sözleşmesinin 10.5 maddesinde, müşterinin kullandığı kredinin türü ne olursa olsun temerrüt tarihinde banka tarafından borçlu cari hesap şeklinde çalıştırılan kredilere uygulanan en yüksek cari faiz oranının iki katı oranında temerrüt faizi uygulanacağının düzenlendiği, taksitli ticari kredi için % 38 temerrüt faizi esas alınarak hesaplama yapılması gerekmekle birlikte hesap kat tarihindeki toplam asıl alacak tutarı davalının kefalet limiti olan 429.000,00 TL’den fazla olup, davalı her halükarda 429.000,00 TL’nin üzerindeki asıl alacak miktarından sorumlu olmayacağından takipten önce %38 oranına göre temerrüt faizi oranı hesabı yapılmasının sonuca etkili olmayacağı, ancak, davalının takip tarihi itibariyle sorumlu olduğu 429.000,00 TL’nin taksitli ticari krediler ve teminat mektubu kredisinden kaynaklanan kısmı için takip tarihinden itibaren yıllık % 38 oranında temerrüt faizi uygulanması gerekirken ilk derece mahkemesince bu husus gözetilmeksizin takip talebinde istenen % 54 faiz oranının uygulanmasına cevaz verecek şekilde takibin kaldığı yerden devamına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, bu nedenle davalının faiz oranına ilişkin istinaf isteminin yerinde görüldüğü, öte yandan, dava konusu icra takibi “Kayseri 7. İcra Müdürlüğünün 2016/12959” esas sayılı takip dosyası olmasına rağmen mahkemece hüküm kısmında davalının “Kayseri İcra Dairesi’nin 2016/12960 esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptaline” şeklinde hüküm kurulmuş ise de, gerekçeli karar içeriğinde hükmün Kayseri 7. İcra Müdürlüğü’nün 2016/12959 esas sayılı takip dosyasına yönelik olarak kurulduğu belirtilmiş olmakla, hüküm kısmında “2016/12960” olarak yazılması da hatalı olduğundan bu hususun da re’sen düzeltilmesi gerektiği, açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun taksitli ticari kredi ve teminat mektubu kredisine takip tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi oranı yönünden kabulü gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, Kayseri 7. İcra Dairesi’nin 2016/12959 esas sayılı dosyası ile yapılan takipte dava dışı asıl borçlu Zirve Tel. Elekt. Day. Tük. Mal. Teks. San. Tic. Ltd. Şti.’nin davacı bankaya takip tarihi itibariyle; a) Taksitli ticari kredi yönünden 311.440,79 TL asıl alacak, 280,46 TL akdi faiz, 934,32 TL temerrüt faizi, 46,72 TL BSMV olmak üzere 312.702,29 TL, b)Ticari kredili mevduat hesabı yönünden 10.613,42 TL asıl alacak, 30,99-TL akdi faiz, 17,83 TL temerrüt faizi, 0,89-Tl BSMV olmak üzere 10.663,13 TL, c) Şirket ticari kredi kartı yönünden 41.179,37 TL asıl alacak, 198,88 TL akdi -/-
faiz, 69,18 TL temerrüt faizi, 3,46 TL BSMV olmak üzere toplam 41.450,89 TL, d) Teminat mektubu kredisi yönünden 175,922,88 TL asıl alacak, 416,87 TL akdi faiz, 527,77 TL temerrüt faizi, 26,39 TL BSMV olmak üzere toplam 176.893,91 TL olmak üzere toplam 541.710,22 TL borcu olduğu belirlenmekle, davalı müteselsil kefil …’nun takip tarihi itibariyle kefalet limiti olan 429.000,00 TL’lik miktar üzerinden itirazının iptali ile taksitli ticari kredi ve teminat mektubu kredisi yönünden takip tarihinden itibaren % 38 oranında, şirket ticari kredi kartı ve ticari kredili mevduat hesabı yönünden takip tarihinden itibaren % 30,24 oranında temerrüt faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilen toplam alacak miktarının %20’si oranında (85.800,00 TL) icra inkar tazminatının davalı borçludan alınarak davacı alacaklıya verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21.978,75 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 24.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.