Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5558 E. 2021/3921 K. 21.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5558
KARAR NO : 2021/3921
KARAR TARİHİ : 21.04.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada …1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13.11.2018 tarih ve 2016/909 E. – 2018/761 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair …Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 30.12.2019 tarih ve 2019/773 E. – 2019/2472 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davacının, davalı şirketten satın aldığı kitap bedeli olarak davalı şirkete Yapıkredi Bankası …100. Yıl Şubesine ait … çek numaralı 31/12/2016 keşide tarihli 50.000,00 TL tutarlı ve … çek numaralı 31/01/2017 keşide tarihli 50.000,00 TL tutarlı çeklerin keşide edildiğini, ancak FETÖ terör örgütünün 15/07/2016 tarihli kalkışmasından sonra, terör örgütüne üye olması nedeni ile davalıya kayyum atandığını, yayınlarının satışının durdurulduğunu ve şu aşamada da herhangi bir yayın satışının yapılmadığını, bu sebeple alınan malların davalı şirket ile görüşüldükten sonra iade edildiğini, mal bedeli olarak düzenlenen çeklerin iadesinin istendiğini, davalının anılan çekleri iade etmediğini, 31/12/2016 ve 31/01/2017 keşide tarihli çeklerin davalı şirkete hiçbir haklı sebep bulunmaksızın ödenmesi durumunda müvekkil şirketin zarara uğrayacağını ileri sürerek çeklerden dolayı davalıya borçlu olmadığının tesbitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkil şirketin de aralarında bulunduğu Kaynak Holding A.Ş. ve Holding bünyesindeki firmalara ve iştiraklere, söz konusu şirketlerin FETÖ/PDY kapsamında ve bu şirketlerin söz konusu örgütün kontrolü altında yönetildiği şüphesiyle yönetim kurulu organının yerine geçecek şekilde kayyum ataması yapıldığını, kayyum atama kararından itibaren piyasadaki kişilerle ticari alım-satım ilişkilerini sürdürdüklerini, böyle bir olağanüstü durumda müvekkil şirketin hızlı karar alma ve uygulama imkanının zaman zaman geciktiğini, gecikmenin müvekkil şirketin kusurundan kaynaklanmadığını, davacının sebepsiz iade etmek istediği ürünleri değiştirerek başka ürün ikame ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; dava konusu her biri 50.000,00 TL bedelli iki adet çekin yargılama sırasında davacıya iade edildiği, davacının lehe yargılama gideri ve vekalet ücreti talebi nedeniyle yargılamaya devam edildiği, bu çekler nedeniyle davacının davalı şirkete borç bakiyesi olan 49.360,00 TL’yi dava tarihinden sonra ödediği, dolayısı ile yargılama gider ve vekalet ücretinin buna göre hesaplanacağı gerekçesiyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce; davacının davalının yayınladığı kitapları satın alarak karşılığında 50.000,00 TL bedelli iki adet çek verdiği, ancak davalı şirkete İstanbul Anadolu 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 17/11/2015 tarih ve 2015/2903 D.iş sayılı kararıyla FETÖ/PDY bünyesinde olduğu gerekçesiyle kayyım atandığı, TMSF’nin 19/01/2017 tarihli yazı cevabına göre davalı şirketin 677 sayılı KHK.’nın 7. maddesine göre davalı şirket kayyımlarının yetkilerinin Fona devredildiği, Fon Kurulunca davalı şirketin yönetim kurulu oluşturularak üyeliklerine atamalar yapıldığı, davalı şirketin TMSF”den ayrı tüzel kişiliğinin devam ettiği, dava takibi ile borçlarından şirketin sorumlu olduğunun bildirildiği, bu durumda davalı şirket hakkında 670 sayılı KHK ve 675 sayılı KHK hükümlerininin uygulanma durumunun bulunmadığı, davanın açıldığı tarih itibarıyla davalı elinde toplam 100,000,00 TL bedelli iki adet çek bulunduğu, buna karşılık davacının davalıya 49.360,32 TL borcu bulunduğu, davanın açılmasındaki haklılık durumu nazara alınarak yargılama giderine hükmedilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 5.123,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 21.04.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY

Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, dava konusu çeklerin yargılama esnasında davacıya iade edilmesi nedeniyle konusu kalmayan davada esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve maktu karar ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiş, karar aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.