Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5567 E. 2021/3920 K. 21.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5567
KARAR NO : 2021/3920
KARAR TARİHİ : 21.04.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Niğde 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.05.2018 tarih ve 2015/809 E- 2018/320 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nce verilen 21.10.2019 tarih ve 2018/1431 E- 2019/1133 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl ve birleşen davada, borçlular aleyhine Niğde 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/5989 Esas ve 2014/5990 sayılı dosyalarında davalılar aleyhine ilamsız icra takibi yapıldığını, borçlular … ve …’ın süresi içerisinde icra takibine itiraz ettiklerini, itirazların haksız olduğunu zira davalıların borçlarının kambiyo senedine bağlı olduğunu, borçluların keşide ettikleri senetlerin arka kısmına senetlerin dava dışı Umay Turizm Ltd. Şti.’ye ait bir kısım hisselerin davacıya devri karşılığında düzenlendiği ve devir yapıldığı takdirde senetlerin hükümsüz olduğu ibaresinin yazıldığını, buna rağmen müvekkiline devredilmesi gereken şirket hisseleri devredilmediği gibi şirketin çoğunluk hisselerinin başka bir şahsa devredildiğini, müvekkilinin davalılar tarafından dolandırıldığını, davalıların senetlerde yazılı olan borcu müvekkiline ödemediklerini ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, davalıların alacağın %20’si tutarında icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili asıl ve birleşen davada, zamanaşımı definde bulunarak, müvekkillerinin takibe konu bonoyu imzaladıklarında Umay Turizm şirketinin hissedarı olduklarını, 08.10.2013 tarihli şirket toplantı tutanağına göre davacının şirketin %46’sını satın aldığını, müvekkilleri ile önceki ve şimdiki şirket hissedarları arasında güven ilişkisinin olduğunu, dolayısıyla davacının da imzasının bulunduğu son hisse dağılımı durumunu bildiren tutanağın resmiyette görülmediğini fakat fiiliyatta şirketin bu hisse dağılımı ile yönetildiğini, davacının hiçbir zaman davalılara para yada taşınmaz vermediğini, davacının para ve taşınmazlarını şirkete verdiğini bu nedenle bonoların müvekkilleri açısından karşılıksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; takip dayanağı bonoların arka kısmında bonoların şirket hissesi ve taşınmazdaki hisse devri karşılığı verildiği hususunda kayıt düşüldüğü ve alacağın şarta bağlandığı, bonoların tanzim tarihi ve vade tarihleri birlikte değerlendirildiğinde bononun ve alacağın bağlandığı şartın davalılar tarafından yerine getirilmediği, bononun arkasına yazılı şartın bono ihdas ve ödeme tarihine göre davalılar tarafından ifa imkanına rağmen yerine getirilmediği, davalılar tarafından şartın yerine getirildiği hususu ispat edilemediği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne, Niğde 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/5989 Esas ve 2014/5990 Esas sayılı takip dosyasında, davalıların yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin kaldığı yerden devamına, alacak belli ve likit olduğundan asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce; davalıların dava konusu bonoların düzenlenme tarihinde dava dışı şirket ortağı oldukları ve hisse devri borçlarını yerine getirmedikleri gibi senet bedellerini de ödemedikleri, işbu davanın açılmasından sonra davacının hisse devrini kabule zorlanamayacağı, davacının dava konusu senet bedellerini davalılara verdiğini iddia ettiği, dava konusu bonoların kayıtsız şartsız borç ikrarı içermesi nedeniyle söz konusu paranın dava dışı şirkete verildiği ve kendilerinin borçtan sorumlu olmadıkları yönündeki davalı savunmalarının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 44.697,84 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 21.04.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.