Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5597 E. 2021/6318 K. 17.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5597
KARAR NO : 2021/6318
KARAR TARİHİ : 17.11.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.04.2016 gün ve 2009-392/331 sayılı kararı onayan Daire’nin 23.10.2019 gün ve 2018-4774/6652 sayılı kararı aleyhinde davacı TMSF vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, …’nun 13.02.2004 tarih 13 sayılı ve 09.02.2004 tarih 51 sayılı kararı ile …Grubuna ait şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetime el koyduğunu, davacının fon tarafından yönetim ve denetime el konulan 74 adet medya şirketinden bir tanesi olduğunu, fon kurul tarafından medya grubu şirketlerinin muhasebe kayıtlarının incelemeye alındığını, inceleme sonucunda kasada olması gereken nakit tutarları ile mevcutlar arasında fahiş farklar bulunduğunun tespit edildiğini, mevcut kasa açığı miktarı tespit edildikten sonra yeni şirket denetim kurulu tarafından şirket kayıtları üzerinde inceleme yapıldığını, bunun sonucunda mevcut kasa açığının fiili olarak şirket kasasına ödenmemekle birlikte fiktif olarak ödenmiş gibi gösterilen apel ödemelerinden kaynaklandığını, şirketin zarara uğratıldığını, tespit olunan kasa açığından önceki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin, hakim ortakların, ortakların sorumlu olduklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle şirketin toplam 320.250,00 TL zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ve vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalılar …, …, …, …, .., …, …, … ve … hakkındaki davanın da HMK 150. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına, diğer davalılar yönünden davanın reddine dair verilen karar davacı TMSF vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Davacı TMSF vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre davacı TMSF vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir.
2- Mahkemece, karar başlığında davalı … gösterilmiş ise de hakkındaki dava açılmamış sayılmasına karar verilen davalılar arasında bu davalı gösterilmemiştir. Oysa ki bu davalı hakkında davacı TMSF vekilince verilen 03.08.2010 tarihli dilekçe nedeniyle mahkemenin 12.06.2012 tarihli ara kararı ile HMK 150. madde gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve o tarihten sonrada dava yenilenmemiştir. Bu durumda, hüküm fıkrasının 1. bendinde bu davalının adının da yazılmamış olması doğru değil ise de, yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK 438/7 maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bendde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine, (2)nolu bendde açıklanan nedenlerle, davacının karar düzeltme isteminin bu yönde kabulü ile Dairemizin 23.10.2019 tarihli 2018/4774 E. 2019/6652 K sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının hüküm fıkrasının 1. bendinde davalı … adının Eyyubi …’den sonra eklenmesine ve hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17/11/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, fiilen ödenmediği halde kayıtlarda ödenmiş gibi gösterilen sermaye borçlarının davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
Davacı, fiilen ödenmeyen apel ödemelerini fiktif olarak ödenmiş gibi göstermiş olmaları nedeni ile oluşan şirket zararından davalıların sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne
uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur. Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir. Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır. Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır. Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür. Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı olarak resmi kayıtlarda görünmemelerine rağmen şirketi fiilen yönettiği iddia edilen kişiler yönünden de davacının bu husustaki iddialarının incelenerek bu kişilerin ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönettiklerinin tespiti halinde bunların da somut olayla ilgili olarak haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, apel ödemelerinin yapıldığının ispatı yükünün davalılarda olduğu gözönüne alınarak, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının ortak, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönetenler ve şirket çalışanları olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir (11. HD. 12.04.2012- E.831/K 5961, 21.11.2013 E. 2012/4050/K. 2013/21038). Belgesiz harcama formu düzenleyerek gider gösterilmesi eylemini, kasa açığı ile izah etme olanağı yoktur. Bu harcama formları değerlendirilerek, harcamanın şirket için yapılmasının gerekli olup olmadığı, yapılıp yapılmadığı belirlenip sonucuna göre karar verilmesi zorunludur. Bu nedenlerle karar düzeltme isteminin kabulü ile eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile verilen kararın, bozulması düşüncesinde olduğum için çoğunluğun karar düzeltmenin reddi görüşüne katılamıyorum.