Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/578 E. 2021/2857 K. 24.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/578
KARAR NO : 2021/2857
KARAR TARİHİ : 24.03.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/03/2018 tarih ve 2015/650 E. – 2018/169 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nce verilen 24/09/2019 tarih ve 2018/792 E. – 2019/966 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin Mersin OSB içindeki fabrika ve silo tesislerine davalı şirketçe 15.09.2014-2015 vadeli … nolu ticari risk sigortası yapıldığını, 30.07.2015 tarihinde merkezi sigortalanan tesise 40 km mesafede 5.2 şiddetinde bir deprem meydana geldiğini, depremden sonra meteoroloji kayıtlarına göre deprem fırtınası olduğunu bundan sonra 08.08.2015 tarihinde buğday tahliyesi sırasında silolardan birinin yan yattığını ve yaslandığı 2 silonun da 3 dakika içinde yan yatıp parçalandığını, içindeki buğdayların çevreye yayıldığını, olayın deprem nedeniyle meydana geldiğini, OSGB tarafından düzenlenen tutanak olduğunu, davalı şirkete ihbar yapıldığını ve eksper gönderildiğini, davalı şirketin eksper raporu sonucu 08.09.2015 tarihli yazı yazarak meydana gelen hasarın poliçe teminatı kapsamında olmadığı kanaatiyle zararı ödeyemeyeceklerini belirttiğini, davalının hasarı ödememek için belirttiği sebeplerin gerçeklerle örtüşmediği gibi dayanaktan da yoksun olduğunu, meydana gelen hasarın poliçe kapsamında olup, davalı tarafından ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, sigorta poliçesi kapsamında hasara uğrayan 3 adet silo ve enkaz kaldırma bedeli olmak üzere toplam 378.238,00 TL’nin 08.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu olay olduktan sonra sigortalının davalıya ihbarda bulunulduğunu, olaya ilişkin eksper raporu alındığını, olayın ve hasarın bilimsel bir tetkike ve değerlendirmeye ihtiyaç duyulması sebebiyle uzman raporu alındığını, sigorta eksperinin ve uzman bilirkişinin yaptığı incelemeler sonucunda, hasarın yüksek nem ve silo için havalandırma ile birlikte buğdayın hacimsel olarak genişlemesi, basınç yapması, çekim kuvvetinin artması, silonun içinde kemerleme yapması ile silodan alınan buğdaydan sonra tahılın düşerek dinamik etki yapması sonucu siloya zarar verildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle hasarın poliçeden temin edilen riskler sonucu gerçekleşmediğini, davalının herhangi bir tazmin yükümlülüğünün bulunmadığını, temerrüdün oluştuğundan bahsedilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince iddia,savunma, toplanan deliller ve üm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen ticari risk sigorta poliçesinin 6. sayfasında kızışma, kekleşme, topraklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın sigorta teminatı kapsamında bırakıldığı bu kapsamda buğday silosundaki devrilmenin ve meydana gelen zararın depremden kaynaklanmayıp kullanım sırasında oluşan bir etki sonucunda meydana geldiğinden sigorta poliçesinin teminatı kapsamı dışında kaldığını, davalı … şirketinin davacının hasarı ve tazminat talebi yönünden herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; silolarda meydana gelen hasarın depremin doğrudan veya dolaylı etkisi ile gerçekleşmediği, silo içerisinde üründe meydana gelen kemerlenme nedeniyle olduğunun anlaşıldığı, sigorta poliçesinde de kızışma, kekleşme ve topaklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın teminat kapsamı dışında tutulmasının taraflarca kabul edildiği, hasar depremden kaynaklanmadığından ve sigorta teminatı kapsamında olmadığından, davalının silolarda meydana gelen zarar ve enkaz kaldırma zararı nedeniyle davacıya karşı bir sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca davacının talebinin silo hasarı bedeli ve enkaz kaldırma bedeline ilişkin olduğu ve hasara uğrayan makine tesisatı yönünden bir talebin bulunmadığı gerekesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ticari risk sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından eksik inceleme sebebiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince alınan raporların çelişkili olup hükme varmaya elverişli olmadıkları saptanarak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla yeniden rapor alınmasına karar verilmiş, duruşma icrası ve raporun benimsenmesini takiben davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan red edilmiştir.
Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu maddi uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24/03/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, İlk Derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılması durumunda, duruşma sonunda hangi kararın verileceğine ilişkindir.
Konu ile ilgili yasal düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Yasa’nın 36 maddesi ile eklenen 6100 sayılı HMK 356/2 maddesidir.
Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK 356 maddesinde “353’ncü maddede belirtilen haller dışında incelemenin duruşmalı olarak yapılacağı, bu durumda duruşma gününün taraflar tebliğ edileceği” düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar vermesinden sonra HMK 352 veya 353 maddelerde belirtilen hallerin mevcudiyetinin tespiti halinde ne şekilde karar vereceği hususunda kanunun mevcut halinde açık bir hüküm bulunmadığından, uygulamada duruşma açılmasından sonra istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile HMK 352 veya 353’ncü maddelerdeki hallerde gerekli kararların verilip verilemeyeceğine ilişkin tereddütler oluştuğundan, bölge adliye mahkemeleri arasında farklı kararlar verilmekte iken uygulama birliğinin sağlanması ve durumun açıklığa kavuşturulması için madde başlığı da değiştirilmek suretiyle HMK 356 maddesine, 7251 sayılı yasanın 36 maddesi ile ikinci fıkra eklenmiştir.
HMK 356/2 maddesi “Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir” hükmünü taşımaktadır.
HMK 356/2 maddesi hükmü hiçbir tefsir-tevil ve yoruma muhtaç olmayacak derecede vazıh ve sarih olup, hüküm gerek kendi içinde gerekse HMK’nın diğer hükümleri ile herhangi bir tenakuzu da barındırmamaktadır.
Madde gerekçesinde vurgulandığı ve madde metninde de açıkça zikredildiği üzere bölge adliye mahkemesince duruşma açıldıktan sonra, dosya içeriğine ve hukuka uygun her türlü kararın verilmesi mümkündür.
Bölge Adliye Mahkemesi, duruşma açılarak eksik görülen deliller toplandıktan sonra istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabul veya reddine karar verilmesi hususunda HMK 356/2 maddesi değişikliği ile takdir hakkı tanınmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi takdir hakkını elbetteki keyfi değil, dosya içeriğine ve hukuka uygun şekilde kullanacaktır.
HMK 356/2 maddesi hükmü, yorumu gerektirmeyecek derecede bu kadar açık iken, yasa hükmünü işlevsiz bırakacak bir yorumla yasanın öngörmediği bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Yargı organları, yasaları uygulamakla mükellef olup, yasaların Anayasa’ya aykırılığı halinde başvurulacak yol, o yasa hükmünün Anayasa Mahkemesince iptalinin sağlanmasıdır.
Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine HMK 356/1 maddesi gereğince duruşma açılmış, eksikliklerin giderilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesinin aynı gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz aşamasında yürürlüğe giren HMK 356/2 maddesi hükmü derhal uygulama ilkesi gereğince derdest davalarda da uygulanacağından, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddi yerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu halde davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararının yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.