Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5838 E. 2021/4864 K. 08.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5838
KARAR NO : 2021/4864
KARAR TARİHİ : 08.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.05.2018 tarih ve 2017/817 E. – 2018/505 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 06.02.2020 tarih ve 2018/1706 E. – 2020/101 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 17/01/2017 tarihinde tasfiye sözleşmesi imzalandığını, müvekkili şirketin tasfiye sözleşmesi ile üstlendiği edimleri yerine getirmiş olmasına rağmen davalı şirketin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmediğini, tasfiye sözleşmesinin 4.2. maddesi ile Ata Pazarlama ve Dış … Şirketine ait … ile … plakalı araçların Altaylar İthalat ihracat Pazarlama ve San. ve Tic. A.Ş. veya gösterecekleri bir şirkete devredileceğinin ve devir bedeli talep edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, müvekkili şirketin tüm yazılı ve sözlü taleplerine rağmen davalı şirket tarafından sözleşmeye konu araçların müvekkili şirkete devredilmediğini, davalı şirket ile aynı adreste faaliyet gösteren dava dışı bir şirket hakkında muvazaalı olarak icra takibi başlatıldığını, davaya konu sözleşmenin açıkça şirket tasfiye sözleşmesi olması sebebiyle taraf olarak şirket ortaklarının gösterildiğini, halbuki sözleşmenin taraflarının zımnen şirketler olduğunu, davalı tarafın sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmediğini, gönderilen ihtarname ile davalı tarafın temerrüde düşürüldüğünü, davalı tarafın mezkur sözleşmeden doğan edimini yerine getirmemek için dava dilekçesinde belirtildiği şekilde muvazaalı icra takibi yaptırmak suretiyle davaya konu araçlara haciz koydurduğunu ileri sürerek … ile …1 plakalı araçların müvekkili şirket adına tesciline, olmadığı takdirde araçların bedellerinin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikle davalı şirketten tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin, davaya dayanak yapılan ve dava dilekçesinin ekinde sunulan 17.01.2017 tarihli sözleşmenin tarafı olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının da bu davada taraf ehliyeti olmadığını,davacının İstanbul 29. İcra Müdürlüğü’nün 2017/22092 E. sayılı icra dosyasına ilişkin ileri sürdüğü muvazaa iddiasının taraflarınca kabul edilmediğini, ilgili takibin alacaklısının piyasada müvekkilinden bile eski olduğunu savunarak öncelikle davanın husumet yoksunluğu ve dava şartı eksikliğinden reddine, olmadığı takdirde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacı 17/01/2017 tarihli tasfiye sözleşmesine dayanarak iki adet aracın devir ve tesciline karar verilmesini istediği, dosya içerisinde bulanan 17/01/2017 tarihli sözleşmesinin dava dışı …, … ve Asil … arasında imzalanmış olduğu, davalının davaya konu sözleşmede taraf olmaması nedeniyle davalının pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davacının davasının pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 17.01.2017 tarihli sözleşmenin taraflarının …, Asil …ır ve …ır olduğu, …’in alıcı, diğerlerinin ise satıcı sıfatıyla anıldığı, davacı şirketin sözleşmede taraf olarak yer almamakla birlikte, sözleşme bu şirket yararına yapılmış bir sözleşme (üçüncü kişi yararına sözleşme) niteliğinde olduğundan, TBK’nın 129/2. maddesi uyarınca, davacı şirketin bu sözleşmeye dayanarak talepte bulunma hakkının bulunduğu, gerek davacı şirketin, gerekse de davalı şirketin sözleşmenin tarafı olmadığı, sözleşmenin konusunun ise sözleşmenin tarafı olan gerçek kişilerin, işbu davanın tarafı olarak gösterilen davacı ve davalı şirketteki paylarının karşılıklı olarak devri taahhüdüne ilişkin olduğu, sözleşmenin şirket adına ve onu temsilen düzenlendiğine dair bir kaydın bulunmadığı, sözleşmede satıcılar olarak tanımlanan Asil …ır ve …ır, sözleşmede taraf olarak yer almayan Ata Pazarlama ve Dış Ticaret Limited Şirketi’ne ait iki adet aracın mülkiyetini davacı şirkete veya onun göstereceği bir kişiye devretmeyi üstlendiği, davalı şirketin organları tarafından ve şirket yöneticisi sıfatıyla yapılmış bir devir taahhüdünün olmadığı, ortaklar, şirketin mal varlığının devrini gerektiren bir taahhütte bulunursa, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği, bu taahhüdün sadece taahhütte bulunanı bağladığı, şirket tüzel kişiliği adına, 2918 sayılı KTK’nın 20/d maddesine uygun şekilde yapılacak bir devir sözleşmesi bulunmadıkça, ortağın kendi şahsı adına yaptığı taahhüdün, sözleşmeye taraf olmayan şirketi bağlamayacağı, KTK’nın 20/d maddesindeki şekil şartı geçerlilik şartı olup, adi yazılı sözleşmeyle yapılan taahhüdün hukuki bir sonucunun da olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, dava dışı kişilerin, davanın tarafı olan şirketlerdeki paylarının devri hususunda yaptıkları 17.01.2017 tarihli sözleşmeye dayalı, araç mülkiyetinin davacı adına tescili, olmadığı takdirde sözleşmeye konu araçların bedellerinin tahsili istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, davalı Ata Pazarlama ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin davaya konu sözleşmede taraf olmamasından ötürü pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davaya konu 17.01.2017 tarihli sözleşme incelendiğinde alıcıların ve satıcıların ortak oldukları şirketlerin hak ve alacakları üzerine tasfiye protokolü düzenleyip imzalamış oldukları, davalı Ata Pazarlama ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin tüm ortaklarının imzasının bulunduğu, davacı Altaylar İth. İhr. Paz. ve San. Tic. A.Ş. yönünden ise de temsile yetkili ortaklar tarafından tasfiye protokolünün imzalanmış olduğu görülmektedir. Bu durumda davaya taraf şirketlerin işbu sözleşmeyle bağlı olmadıklarına yönelik olarak ileri sürülen savunma, TMK’nın 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğundan, davalı şirketin 17.01.2017 tarihli sözleşemeye taraf olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin yapmış olduğu istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.