YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5883
KARAR NO : 2021/3574
KARAR TARİHİ : 12.04.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.02.2020 tarih ve 2018/783 E. – 2019/858 K. sayılı ek kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 17.06.2020 tarih ve 2020/861 E. – 2020/592 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı banka ile davalı şirket arasında genel kredi sözleşmesinin imzalandığını, davalı şahsın bu sözleşmeye müteselsil kefil olduğunu, asıl borçlu ve kefillere ihtarname gönderilerek sorumluluklarına başvurulduğunu, ancak sonuç alınamadığını, bu nedenle bakiye borcun ödenmesi amacıyla davalılara yönelik ilamsız takip başlatıldığını, fakat davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacı tarafından gönderildiği iddia edilen hesap kat ihtarının davalılara tebliğ edilmediğini, bu nedenle icra takibinin haksız olduğunu, ayrıca davacı banka ile yeni sözleşmeler yapıldığını ve takip dayanağı kredinin KGF destekli kredi halini aldığını, bu nedenle buna ilişkin tahsilat sürecinin başlatılması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılamaya göre, davalılara kat ihtarının tebliğ edildiği ve bakiye kredi borcun davalılar tarafından ödenmediği gerekçesiyle tahsilde tekerrür olmamak üzere 1.175.776,81 TL üzerinden itirazın iptaline, takibin devamına, fazla istemin reddine, takip tarihinden itibaren 1.116.521,14 TL taksitli ticari kredi asıl alacağına % 32,16 üzerinden faiz yürütülmesine ve faizlerin %5 BSMV’si ile tahsiline, hüküm altına alınan 1.175.776,81 TL’nin % 20’si oranında icra inkar tazminatının davacı lehine davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından her bir davalı için ayrı ayrı istinaf başvuru harcı ve maktu istinaf karar harcı yatırılmak suretiyle istinaf edilmişse de, mahal mahkemesince eksik yatırılan nispi harcın yatırılması için davalılara usulüne uygun muhtıra tebliğ edilmiştir. Buna rağmen davalılar vekili, HMK’nın 344. maddesi kapsamında eksik harçları yatırmamış, verdiği dilekçeyle davalıların tüm malvarlığının hacizli olması ve temyiz harçlarını ödeyemeyecek durumda olmaları nedeniyle adli yardım talebinde bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede, HMK’nın 334/2. maddesinde adli yardımdan yararlanabilecek kişiler kapsamında davalıların olmadığı, ayrıca aynı kanunun 336/2. maddesince davalı gerçek kişinin mali durumuna ilişkin herhangi bir delil dosyaya sunmadığı gerekçesiyle HMK’nın 337/1 maddesi gereğince davalıların adli yardım taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davalılar vekilinin itirazı üzerine, davalıların adli yardım talebinin reddi kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi tarafından incelenmiş ve aynı gerekçeyle adli yardım talebinin reddi kararına yapılan itirazın reddine kesin olarak karar verilmiştir. Bunun üzerine dosya mahal mahkemesine gönderilmiş olup, davalılara eksik istinaf harçlarının tamamlanmasına ilişkin usulüne uygun muhtıra tekrar gönderilmiştir. Buna rağmen davalılar tarafından eksik harçlar yatırılmamış olduğundan, mahal mahkemesince davalıların istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin 12.02.2020 tarihli ek karar verilmiş olup, ek karar davalılar vekili tarafından tekrar istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede, aynı gerekçelerle HMK’nın 344 ve 353/1,b,1 maddelerine dayalı olarak davalılar vekilinin 12.02.2020 tarihli ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ek karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin İlk Derece Mahkemesinin ek kararına yönelik esastan ret kararının HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 12.04.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, nispi değere tabi bulunan ve kabulüne karar verilen davada, kararın davalı tarafça istinaf edilmesi durumunda alınması gerekli istinaf peşin harcının maktu mu yoksa nispi mi olacağına ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince, verilecek kararlardan istinafa başvuran davalının en fazla aleyhine sonuç doğuran karar, HMK 353/b-1 maddesinde ifade edilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararıdır.
İstinaf başvurusu üzerine alınacak peşin harcın, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebileceği ihtimaline göre alınması gerekir.
Bu halde Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi durumunda alınacak istinaf red harcı maktu mu yoksa nispi mi olmalıdır?
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır. Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, davalı tarafça istinaf peşin harcı olarak maktu harç yatırılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi durumunda alınması gereken harç maktu olduğundan, peşin harcın maktu olarak ödenmesinde açıklanan yasa ve tarife hükümlerine bir aykırılık bulunmamaktadır.
İlk Derece Mahkemesince, davalıdan istinaf peşin harcı olarak nispi harç istenmesi, muhtıraya rağmen yatırılmaması nedeniyle HMK 344 maddesi gereğince istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi, ek kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine bu kez Bölge Adliye Mahkemesince ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan red edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.