YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6182
KARAR NO : 2021/4784
KARAR TARİHİ : 07.06.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28.12.2017 tarih ve 2016/396 E. – 2017/722 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 13.07.2020 tarih ve 2018/554 E. – 2020/709 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, borçlu Efe Bijuteri…Ltd. Şti. ile müvekkili banka arasında imzalanan Kredi Genel Sözleşmesi’ne istinaden dava dışı şirkete kredi kullandırıldığını, davalının sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek borcun ödenmesi için ihtarda bulunulduğunu, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine ilamsız icra yoluyla icra takibine geçildiğini, davalının söz konusu icra takibindeki borca, tüm faiz ve fer’ileri ile birlikte itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşmede kefil olan davalının sorumlu olduğu miktarın ve kefalet tarihinin yazılı olmaması nedeniyle TBK’nun 583. maddesi veya BK’nın 484. maddesi hükmü gereğince kefaletin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 818 sayılı B.K’da kefaletin geçerliliğine ilişkin herhangi bir şekil şartı öngörülmemiş iken, 6098 sayılı TBK’nın 583.maddesine göre, geçerli bir kefaletten söz edilebilmesi için, kefilin sorumlu olacağı miktarın ve kefalet tarihinin açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu, ayrıca kefilin eşinin rızasının alınması gerektiği, takip dayanağı genel kredi sözleşmesinde sözleşme limiti yazılı olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olması halinde geçerli olduğu aksi halde TBK’nın 583. maddesinde yazılı şartları taşımadığından dolayı geçersiz olduğu, bu husustaki ispat yükünün davacıda olduğu, takibin dayanağı olan sözleşmede tarih bulunmadığı, bu boşluğun davalı lehine yorumlanması gerektiği, davacının sözleşmenin TBK’nın yürürlüğünden sonra imzalandığını ispata yarar delil sunamadığı bu nedenle kefaletin geçersiz olduğu, mahkemece belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin, davaya konu genel kredi sözleşmesinin 818 sayılı BK’nın yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olması halinde davalının kefaletinin geçerli olduğuna ilişkin gerekçesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak mahkemece, kredi sözleşmesinin hangi tarihte imzalandığı hususunda yeterli ve denetime açık bir şekilde inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, banka kayıtları üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılarak, asıl borçluyla imzalanan genel kredi sözleşmesinin hangi tarihte banka kayıtlarına işlendiği, kredi sözleşmesi sebebiyle ilgili kurumlara vergi ve bu gibi adlar altında yapılan ödemelerin hangi tarihte yapıldığı, asıl borçluya 23.01.2012 tarihinde kullandırıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmayan kredinin davaya konu genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarının tespit edilmesi ve bu suretle genel kredi sözleşmesinin hangi tarihte imzalandığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 07.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.