Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/6202 E. 2021/5040 K. 14.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6202
KARAR NO : 2021/5040
KARAR TARİHİ : 14.06.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16.HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.05.2017 tarih ve 2016/313 E- 2017/361 K. sayılı kararın davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 11.06.2020 tarih ve 2017/4759 E- 2020/1056 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı … tarafından alacaklı sıfatıyla, takip konusu bonoda keşideci olarak görünen davacıya ve lehtar olarak görünen diğer davalı …’a karşı 09.10.2012 ödeme tarihli, 100.000.-TL bedelli, nakden ibareli bonoya dayalı kambiyo senedine özgü takip başlatıldığını, davacının imza itirazının kabulüyle icra hukuk mahkemesi kararıyla takibin davacı yönünden durdurulduğunu, takip konusu bono üzerindeki imzanın davacıya ait olmadığını, davacının aralarında …’nin de olduğu şahıslara karşı suç duyurusunda bulunduğunu, yargılamanın halen ağır ceza mahkemesinde görülmekte olduğunu belirterek takip konusu bonodan dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti ile senedin iptaline, davalı tarafından tahsil olunan 68.384,00 TL’nin ödendiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan istirdadına ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, davacının iddalarının asılsız olduğunu, davaya konu bonodoki imzanın davacıya ait olduğunu, icra hukuk mahkemesinin dar yetkili mahkeme olması nedeniyle kararının gözönüne alınmaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, bononun düzenleme tarihine yakın tarihli belge asıllarının kurumlardan getirtilerek ve davacının mahkemece alınan imza örnekleri de gözönüne alınarak, imza asılları karşılaştarılarak stereomikroskop ve donanımlı laboratuvarda yapılan incelemede, karşılaştırma belgelerindeki …’e ait imzalar arasında grafolojik ve grafometrik tanı unsurları açısından saptanan yüksek derecedeki uyumsuzluk ve benzemezlikler nedeni ile, inceleme konusu senetteki imzaların, karşılaştırma belgelerindeki imzalarına kıyasla …’in eli ürünü olmadığının tespit edildiği, raporun denetime elverişli olduğu, imzanın sahteliğine ilişkin definin herkese karşı ileri sürülebileceği, davalı ilk ciranta … gibi son hamil olan davalı …’ye de ileri sürülebileceği, ancak son hamil aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, takibe konu bonodan dolayı davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine, davacı tarafından davalı …’ye 25.12.2013 tarihinde ödenen ¨14.390,00’nin, 23.01.2014 tarihinde ödenen ¨17.898,14’nin 24.01.2014 tarihinde ödenen ¨1.503,87’nin, 10.10.2013 tarihinde ödenen ¨24.850,76’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’den tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine, davalı …’nin tazminat taleplerinin koşuları oluşmadığından reddine, icra takibine konu senedin davacı yönünden iptaline, davacının davalı …’a yönelik kötüniyet tazminatı talebinin kabulüne, asıl alacak olan ¨111.355,48 TL’nin %20’si oranındaki ¨22.271,09 TL kötüniyet tazminatının davalı …’tan alınarak davacıya verilmesine, davacının davalı …’ye yönelik kötüniyet tazminatı talebinin koşuları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı … vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamaya göre, mahal mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğunu, senetteki imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiğini, senetteki imzada sahtelik definin, herkese karşı ileri sürülebilen mutlak def’ilerden olduğu, bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen kararın yerinde olduğu, ceza dosyasında davacının katılan, davalı …’nin sanık olarak yer aldığı, sanık hakkında resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılığa teşebbüs iddiası ile kamu davası açıldığı dikkate alındığında ceza dosyasının bekletici mesele yapılmamasının yerinde görüldüğü gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince, davalı … vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 5.123,25 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı …’den alınmasına, 14.06.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY

Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.