YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/7109
KARAR NO : 2022/130
KARAR TARİHİ : 11.01.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce bozmaya uyularak davanın reddine-kısmen kabulüne dair verilen 01.07.2020 tarih ve 2020/871 E. – 2020/638 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının 08.10.2012 tarihinden bu yana davalı Norsel İnternational İnşaat Ltd. Şti. %50 paylı ortağı olduğunu, kalan %50 payın ise diğer davalı …’e ait olduğunu, 26.06.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’ nde ilan edilen 07.06.2013 tarihli genel kurul toplantı tutanağı ile davalılar … ve …’un ilk 5 yıl için şirket müdürlüğüne seçildiklerini, fakat genel kurul toplantı tutanağında bulunan imzanın davacıya ait olmadığını, yine 18.08.2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’ nde ilan edilen ve 07.08.2014 tarihli genel kurul toplantı tutanağındaki imzanın da davacıya ait olmadığını, sahte imza ile davacının onay vermeyeceği bir karar alındığını, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek, sahte imza ile alınan 07.06.2013 ve 07.08.2014 tarihli genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, davalıya husumet düşmediğini, şirketin esas sözleşmesinde davalının 16.12.2016 tarihine kadar tek yetkili müdür olduğunu, yetkileri ile diğer davalı …’u tam yetkili vekil olarak tayin etme hakkının olmasına rağmen sahte imza ile karar almaya tenezzül etmesinin mantıklı bir nedenin olmadığını, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili, dava konusu genel kurul kararlarının ortaklara fazladan herhangi bir hak bahşetmediği gibi ortak haklarını da haleldar etmediğini, kararlardan birinin yeni TTK’ ya uyum için alındığını, diğerinin ise yönetimde herhangi bir hukuki ve fiili değişikliğe neden olmayan tek bir müdürün atanması kararı olduğunu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/77625 hazırlık sayılı soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, davanın üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, genel kurul kararlarındaki imzaların dolaştırılarak alındığını, davacının dava konusu 07.06.2013 tarihli karardan haberdar olduğunu ve uzun süre bu kararın uygulanmasına muvafakat ettiğini, hatta bu karara istinaden çıkarılan sirkülere dayanılarak kendisine vekalet verildiğini ve bu vekaleti kullandığını, davanın TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savuranak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, davada davalı …’ye husumet düşmediğini, davalının, davalı şirketin dışarıdan atanan müdürü olduğunu, dava konusu genel kurul kararlarında imzasının olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davaya konu edilen 06.06.2013 tarihli genel kurul kararına dayanılarak düzenlenen imza sirküleri gereğince, davacıya Türkmenistan’da şirketin işlerini yürütmesi için vekaletname düzenlendiği, anılan vekaletnamenin dayanağında imza sirküleri ve dava konusu 06.6.2013 tarihli genel kurula atıf yapıldığı, davacının bu vekaletnameyi kullanarak işlemler gerçekleştirdiği gözetildiğinde, davacının müdür seçimine ilişkin 06/06/2013 tarihli genel kurul kararlarını bilmediği yönündeki iddiasının, uzun süredir bu kararların uygulanmasına sessiz kalması ve hatta bu kararlara dayanılarak kendi adına çıkartılan vekaletnameleri kabul edip, kullanması nedeniyle TMK ‘nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına ve çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturduğundan TMK’nın 2. maddesi uyarınca dava açma hakkının düştüğünün kabulü gerektiği, dava konusu olan 10.07.2014 tarihli kararın ise çağrılı bir genel kurul sonucu alınmadığı, çağrısız genel kurul toplantısının geçerli olabilmesi için ortakların tamamının toplantıya katılmış olması gerektiği, davacının ıslak imzasının bulunmadığı, kaşe imzaya yönelik ilk derece mahkemesinin değerlendirmesinin yerinde olduğu, bu halde hem toplantı çağrı merasimine uyulmadığından, çağrısız genel kurulun yasal şartları bulunmadığı gibi alınan karar için TTK’ nın 421/1. maddesi kapsamında esas sermayenin yarısından fazlasını temsil eden ortakların olumlu oyunun sağlanmadığı anlaşıldığından, davalı şirketin 10/07/2014 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti gerektiği, ilk derece mahkemesince kabul edilen dava konusu 10.07.2014 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, butlanına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın kaldırılarak yeniden hüküm verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında dairece yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda; davalılar … ve … aleyhindeki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı şirket aleyhindeki davanın kısmen kabulüyle; davalı şirketin 06.06.2013 tarihli genel kurul kararları hakkındaki davanın reddine, davalı şirketin 10.07.2014 tarihli genel kurul kararları hakkındaki davanın kabulüyle 10.07.2014 tarihli genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, limited şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince verilen 01.03.2018 tarihli kararda Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görevli üyelerden Dr. …’ nün, bu kararın istinaf incelemesinin yapıldığı Bölge Adliye Mahkemesince verilen 06.07.2020 tarihli kararda da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinde görevli üyelerden biri olduğu anlaşılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 36/1. Maddesi uyarınca hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması halinde taraflardan biri hakimi reddedebileceği gibi hakim de bizzat çekilebilir.
Anılan düzenleme uyarınca, ilk derece mahkemesinde işin esası hakkında yargılama yaparak karar vermiş ve bu konuda görüş açıklamış olan hakimin denetim mercii olarak üst yetkili Bölge Adliye Mahkemesinde karar veren heyet üyelerinden biri olarak görev yapması ret sebebi teşkil ettiğinden davacı tarafın temyiz isteminin kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.