YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1953
KARAR NO : 2022/7866
KARAR TARİHİ : 07.11.2022
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.05.2018 tarih ve 2013/341 E. – 2018/667 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.11.2020 tarih ve 2020/86 E. – 2020/323 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 25.10.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin yurt içinde TOTAL markası altında petrol ürünlerinin satış ve dağıtımını bizzat ve sözleşmeli bayiler vasıtasıyla yaptığını, bu amaçla müvekkili şirket ile davalı Metsan Akaryakıt Otomotiv İnş. Nak. Tic. ve San.Ltd. Şti. arasında 02.03.2011 tarihinde istasyonlu bayilik sözleşmesi imzalandığını, diğer davalı …’ın sözleşmede kefil olarak yer aldığını, taraflar arasındaki sözleşmelere ve sözleşmelerdeki yükümlülüklere aykırı davranan, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalı şirkete müvekkili şirket tarafından gönderilen Beyoğlu 41.Noterliği’ninihtarnamesi ile sözleşmelerin haklı nedenle feshedildiğinin bildirildiğini, davalıların istasyonlu bayilik sözleşmesi uyarınca müvekkili şirkete 50.000,00 USD cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu, ayrıca davalıların sözleşmeye aykırı davranışları, tonaj taahhüdüne aykırı davranmış olmaları ve sözleşmelerin süresinden önce feshine neden olmaları nedeni ile 59.536,00 USD cezai şart ödemekle yükümlü olduklarını, işbu tonaj ihlali cezai şartın bilirkişiler marifeti ile de hesaplanması gerektiğinden şimdilik 5.000,00USD’sinin davalılardan tahsilini talep ettiklerini, davalı şirketin sözleşmeye aykırı davranışları ve sözleşmelerin süresinden önce feshine neden olmaları nedeni ile davalıların işbu sözleşme uyarınca müvekkili şirkete 200.000,00 USD cezai şart ödemekle yükümlü olduklarını, dolayısıyla işbu davada toplamda şimdilik 255.000,00 USD cezai şart alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, 14.08.2013-02.03.2016 dönemi için hesaplanan akaryakıt ve madeni yağ için toplam 547.655,00 USD kar mahrumiyeti alacakları söz konusu olduğunu, ancak işbu bedellerin müvekkili şirket tarafından hesaplanan bedeller olduğundan ve bilirkişiler marifetiyle hesaplanması gerektiğinden fazlaya dair tüm talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00USD’sinin tazminini talep ettiklerini iddia ederek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, istasyonlu bayilik sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şart borcundan dolayı 50.000,00 USD alacaklarının ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının, davacının haklı nedenle fesih tarihi olan 14.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalılardan tahsiline, 02.03.2011 tarihli sözleşme gereği tonaj taahhütlerine aykırılıktan kaynaklanan cezai şart borcundan dolayı, hesaplanması gereken bir alacak olması sebebi ile şimdilik 5.000,00 USD alacakların her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının, davacının haklı nedenle fesih tarihi olan 14.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalılardan tahsiline, 02.03.2011 tarihli sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan cezai şart borcundan dolayı 200.000,00 USD alacakların her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının, davacının haklı nedenle fesih tarihi olan 14.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalılardan tahsiline, davacının haklı fesih tarihi olan 14.08.2013 ile sözleşmelerin normal bitiş tarihi olan 02.03.2016 tarihleri arasındaki kar mahrumiyeti sebebiyle uğradığı zararın hesaplanması gereken bir alacak olması sebebi ile şimdilik 5.000,00USD’sinin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının, davacının haklı nedenle fesih tarihi olan 14.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkilinin sözleşmeye müteselsil kefil sıfatı ile imza attığını, ancak sözleşmeden yaklaşık 7 ay sonra 07.10.2011 tarihinde davalı şirketteki hissesini devrettiğini, böylece diğer davalı şirket ile hiçbir ilgisinin kalmadığını, daha evvelden davalı şirketin başka kaynaklardan akaryakıt temin ettiğinin saptanmasına rağmen davacının buna sessiz kaldığını, sözleşmeyi feshetmediğini, müvekkili kefilin asıl borç ilişkisinin sona ermesinden kaynaklanan zarardan ve ceza koşulundan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, taraflar arasındaki kefalet akdinin BK döneminde kurulmuş ise de sona ermesi ve tasfiyesinin 14.08.2013 tarihinde, davacı tarafın keşide etmiş olduğu ihtarname ile yani TBK döneminde gerçekleştiği için kefilin sorumluluğunun sınırı tespit edilirken TBK 589/4 hükmünün uygulanması gerektiğini, davacının tonaj taahhüdünden kaynaklanan talebini 02.03.2013 tarihinden sonra dava etmesi gerekir iken bunu yapmadığını, böylece sözleşmenin tonaj taahhüdüne ilişkin hükmünün de artık ölü bir hüküm haline geldiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı şirket, davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce,taraflar arasında hem istasyonlu bayilik sözleşmesi hem de sözleşme adı altında iki sözleşme bulunduğu, istasyonlu bayilik sözleşmesinin 27. maddesinde bayi tarafından sözleşmeye uyulmayan her husus için 50.000,00 USD cezai şart talep hakkının olduğunun düzenlendiği, yine aynı tarihte imzalanan sözleşmede ise bayinin sözleşmeyi herhangi bir şekilde yerine getirmemesi halinde 200.000,00 USD’nin fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası’nın cezai şart olarak ödeneceğinin düzenlendiği, dolayısıyla bir hukuki ilişkide sözleşmeye aykırı davranışta aynı sebeplerle ihlal dahi olsa iki farklı cezai şartın düzenlendiği, bu iki cezai şartın aynı konuya ilişkin olduğu, davacının bu şekilde bir cezai şart düzenlemesinde sadece bir cezai şart talep edebileceği, bu itibarla davacının sözleşme başlığı altındaki sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen 200.000,00 USD cezai şartı talep edebileceği, bu bağlamda davacı tarafın istasyonlu bayilik sözleşmesi sebebiyle talep etmiş olduğu 50.000,00 USD’lik cezai şart talebinin yerinde olmadığı, davacı tarafın ikinci cezai şart talebinin eksik alım ve tonaj ihlali olduğu, taraflar arasında akdedilen sözleşmeler uyarınca davalının 2011 yılından 2013 yılına kadar eksik ürün alımında bulunduğu, ancak davacının son dönem olan 02.03.2013 tarihi itibariyle sözleşmenin fesih edildiği 17.07.2013 tarihinden önceki dönemlere ilişkin eksik ürün alımı ile ilgili davalıya herhangi bir ihtarname çekmediği ya da cezai şart istemini saklı tutmadığı, dolayısıyla davacının sadece yeni başlayan dönem olan 02.03.2013 tarihi ile 17.07.2013 tarihi arasındaki dönemde eksik ürün alımında bulunduğu, belirtilen dönem için bilirkişiler tarafından hesaplanan cezai şart miktarının 30.008,00 USD olduğu, dolayısıyla davacının bu miktarda bir cezai şart talebinde bulunabileceği, davacı tarafından ise dava dilekçesinde 5.000,00 USD cezai şart talebinde bulunduğu, davacının belirtilen cezai şart istemine ilişkin yargılama sonuna kadar herhangi bir ıslah talebinde bulunmadığı anlaşılmakla davacının talebine bağlı kalmakla 5.000,00 USD cezai şarta hükmedildiği, davacı tarafça kar mahrumiyetine ilişkin açılan dava yönünden ise, mahkemece kabul gören bilirkişi raporuna göre davacı tarafın belirtilen dönemde uğradığı kar kaybının 64.013,00 TL olduğu, bunun döviz karşılığının 30.909,00 USD olduğu, davacı tarafça kar mahrumiyetine ilişkin 5.000,00 USD’nin istendiği ve ıslah yapılmadığı, bu itibarla tespit edilen kar kaybı miktarının talep edilenden fazla olduğu anlaşılmakla taleple bağlı kalınarak 5.000,00 USD kâr kaybının kabul edildiği, sözleşmenin 8. maddesi uyarınca öngörülen cezai şartın 200.000,00 USD olduğu, ancak 200.000,00 USD cezai şarta hükmetmenin hem davalı şirketin hem de diğer davalı kefilin ekonomik mahvına neden olacağı, söz konusu cezai şarttan takdiren ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği gereği 80.000,00 USD indirim yapılarak 120.000,00 USD cezai şarta hükmedildiği, davalı …’ın kefaletinin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı tarafın istasyonlu bayilik sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şart istemi olan 50.000,00 USD yönünden açmış olduğu cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şartın dava tarihi olan 06.11.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde mükerrer olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafça sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 120.000,00 USD cezai şartın dava tarihi olan 06.11.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde mükerrer olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafın kâr mahrumiyeti talebinin kabulü ile 5.000,00 USD kâr mahrumiyetinin dava tarihi olan 06.11.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde mükerrer olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, kalan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın, bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshi nedeniyle cezai şart ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkin olduğu, sözleşmeler devam ederken davalı bayinin davacı dağıtım şirketi haricindeki başka dağıtım şirketlerinden ürün aldığı ve tonaj taahhütlerine uymadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmelerin davacı şirket tarafından haklı nedenle feshedildiği, sözleşmede yıllık alım taahhüdü ihlalinden kaynaklı ayrı bir cezai şart öngörüldüğü, ayrıca taraflar arasındaki her iki sözleşmede desözleşmeye aykırılık durumunun iki farklı cezai şarta bağlandığı, başka bir ifadeyle bu iki cezai şartın da konusunu sözleşmeye herhangi bir şekilde aykırılık oluşturduğu, davacı tarafın sadece birini talep edebileceği, bu sebeple 50.000,00 USD cezai şart talebinin reddinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 22. maddesine göre tacir borçlunun fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını isteyemeyeceği, ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında kabul edildiği üzere cezai şartın fahişliği, borçlunun ekonomik mahvına sebep olacak nitelikte ise borçlunun talebi halinde bu hususun değerlendirilmesi gerekeceği, davalıların somut olayda böyle bir savunmaları olmadığı gibi, davalıların mali durumlarının tespiti yönünde de bir inceleme yapılmadan cezai şarttan indirim yapılmasının doğru olmadığı, kabule göre ise davacının 200.000,00 USD cezai şart alacağı tenkise tabi tutulmuş ise de, tenkis edilen miktar üzerinden karşı taraf yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi ve tenkis edilen tutarın kabul ve red oranlarının yargılama giderlerinin tayininde dikkate alınmasının doğru görülmediği, sözleşmenin başlangıç tarihinin 02.03.2011 olduğu, sözleşmenin imza tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği, sözleşmenin fesih tarihinin 14.08.2013 olduğu, 02.03.2011-02.03.2012 ile 02.03.2012-02.03.2013 arasındaki birinci ve ikinci bir yıllık dönemin hitamında eksik alıma ilişkin ihtarnamenin yada ikinci dönem başlangıcında ilk mal alış faturası üzerine geçmiş döneme yönelik eksik alınan ürün miktarından dolayı doğan cezai şart alacağının saklı tutulduğuna ilişkin şerhin bulunmadığı, bu sebeple davacının ilk ve ikinci döneme ilişkin cezai şart alacağı bulunmadığı, üçüncü döneme tekabül eden 02.03.2013 ile sözleşmenin feshedildiği 14.08.2013 tarihleri arasındaki dönemde davalı bayinin eksik alım yaptığı, davacının yalnızca üçüncü bir yıllık dönemden kaynaklı cezai şart alacağını talep edebileceği, kar mahrumiyetinin müspet zararlardan olup sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde akdin feshinden sonra talep edilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesinde, sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde kar mahrumiyeti istenebileceğine dair bir hüküm bulunduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşme 02.03.2016 tarihinde bitecek iken 14.08.2013 tarihinde fesihle sona ermiş olduğundan davacının 14.08.2013-02.03.2016 tarihleri arasında o bölgede bayisiz kaldığı düşünülerek davacının davalı ile yaptığı sözleşmedeki miktarda akaryakıt satışından mahrum kaldığı varsayımı ile davacının kar mahrumiyeti talebinin bulunmasının mümkün olduğu, kural olarak kar mahrumiyeti miktarı hesaplanırken davacının, davalının akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın başka bir bayisi olup olmadığı ve yoksa yeni bir bayilik tesisi için ne kadar süre gerektiği konusunda bilirkişiye inceleme ve tespit yaptırılıp davacının başka bir bayisi varsa davalıca satılmayan ürünlerin o bayice satılacağı kabul edilerek kar mahrumiyeti talebinin reddi, eğer böyle bir bayi yoksa davacının o bölgede yeni bir bayi tesis etmesi için gerekli süre kadar davalının hizmetinden mahrum kalacağı değerlendirilip sadece bu miktar için kar mahrumiyetine hükmedilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden 14.08.2013-02.03.2016 döneminin tamamını kapsar şekilde davacı yararına kar mahrumiyeti alacağına hükmedilmiş ise de, istinaf eden davacının sıfatı ve usulü kazanılmış haklar göz önüne alınarak davacının bu yöndeki istinaf sebebinin reddi gerektiği, dava tarihinden önce davalı bayiye keşide edilen 14.08.2013 tarihli fesih ihtarnamesinde, kar mahrumiyeti ve birden çok cezai şart alacağından söz edilmesine karşın borçlu şirketten asgari alım taahhüdünden kaynaklı 59.536,00 USD cezai şart ve 547.655,00 USD kar mahrumiyeti alacağının ödenmesinin istendiği, bu sebeple yalnızca davaya konu asgari alım taahhüdüne dayalı cezai şart ve kar mahrumiyeti alacakları yönünden davalıların usulüne uygun temerrüde düşürüldüğünün kabulü gerektiği, davacının davalılara göndermiş olduğu 14.08.2013 tarihli ihtarnamenin davalılara 16.08.2013 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamede mehil müddetinin 7 gün olduğu gözetildiğinde, davalıların temerrüdünün 24.08.2013 olarak belirlendiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, istinafa konu ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacı tarafın istasyonlu bayilik sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şart istemi olan 50.000 USD yönünden açmış olduğu cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şart alacağının temerrüt tarihi olan 24.08.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde mükerrer olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafça sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 200.000,00 USD cezai şartın dava tarihi olan 06.11.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde mükerrer olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafın kâr mahrumiyeti talebinin kabulü ile 5.000,00 USD kâr mahrumiyetinin temerrüt tarihi olan 24.08.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde mükerrer olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, kalan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ile davalı … vekilince temyiz edilmiştir.
(1) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
(2) Davalı … vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Davacı vekili, davacı ile davalı şirket arasında bayilik sözleşmelerinin akdedildiğini, davalı bayinin başka dağıtım şirketlerinden alım yaptığını ve yıllık ürün alım taahhüdünü yerine getirmediğini, sözleşmenin haklı nedenlerle 14.08.2013 tarihinde feshedildiğini iddia ederek cezai şart ve kar mahrumiyeti alacaklarının tahsili istemi ile eldeki davayı açmış, İlk Derece Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde, 50.000,00 USD cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şartın tahsiline, sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 120.000,00 USD cezai şartın tahsiline, davacı tarafın kâr mahrumiyeti talebinin kabulü ile 5.000,00 USD kâr mahrumiyetinin tahsiline, kalan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm yalnızca davacı vekilince istinaf edilmiştir.Davacı vekilinin istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce yeniden hüküm kurulmuş, İlk Derece Mahkemesi’nce sözleşmenin 8. maddesi uyarınca hükmolunan 120.000,00 USD cezai şartın miktarı artırılarak 200.000,00 USD cezai şart alacağının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.” düzenlemesini içermektedir. Somut uyuşmazlıkta fesih 14.08.2013 tarihinde gerçekleştiğinden, bu düzenleme uyarınca sözleşmenin sona erme ve tasfiyesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacaktır.
6098 sayılı TBK’nın 589. maddesinin dördüncü fıkrasında kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda bu yönde bir düzenleme bulunmadığı gibi İsviçre Borçlar Kanunu(OR)’nda da böyle bir hüküm yer almamaktadır. Özetle, TBK’nın 589. maddesinin dördüncü fıkrası, Türk Hukuku bakımından yeni bir düzenlemedir. Hükümde yer alan “asıl borç ilişkisinin hükümsüz hale gelmesi” ifadesinin, TBK’nın 27. maddesinde düzenlenen hükümsüzlük halinden daha öte ve geniş olarak sona erme, fesih gibi sözleşmenin tasfiyesini sonuçlayan diğer durumları da içerdiği kabul edilmelidir. Hükümsüzlük ifadesinin lafzi olarak yorumlanması halinde zaten 589. maddenin dördüncü fıkrasının uygulanmasına gerek kalmayacaktır. Zira sözleşmenin TBK’nın 27. maddesi uyarınca hükümsüz olması durumunda, kefalet sorumluluğu da söz konusu olmayacaktır.
Bu açıklamalar çerçevesinde, davalı kefil …’ın 14.08.2013 tarihinde feshedilen sözleşme/sözleşmelerde düzenlenen cezai şart/cezai şartlardan dolayı bir sorumluluğu bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi’nce bu yönler ve özellikle İlk Derece Mahkemesi’nce verilen hükmün davalı … tarafından istinaf edilmemiş olması sebebiyle davacı yararına oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı …’a iadesine, 07/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.