YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2139
KARAR NO : 2022/7690
KARAR TARİHİ : 02.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 05.06.2018 tarih ve 2016/1173 E. – 2018/409 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 03.12.2020 tarih ve 2019/277 E. – 2020/1179 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.11.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkil şirket ile davalı … İnşaat Tic. San Ltd. Şti arasında 04/07/2011 tarihinde protokol, 12/07/2011 tarihinde ise 5 yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalandığını, davalı …’ün ise sözleşmeleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, davalı şirketin müvekkil şirketten yıllık 1.000 m3 beyaz ürün (benzin, motorin) satın almayı taahhüt ettiğini, taahhüdünün altında alım gerçekleştiğinde, müvekkili şirketin uğrayacağı kâr mahrumiyetini tazmin etmeyi yükümlendiğini, davalı bayiye, müvekkili tarafından protokolün özel şartlar başlıklı 2. maddesi gereğince 250.000.-TL hibe verildiğini, taahhüde aykırılık halinde hibenin de iadesi gerektiğini ileri sürerek müvekkili şirket tarafından verilen 250.000.-TL hibe miktarı ile fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere, 2011-2012, 2012-2013 yılları eksik ürün alımından dolayı oluşan kar mahrumiyetine ilişkin şimdilik 105.528,00.-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında 05/03/2018 tarihli ıslah dilekçeleri ile kar mahrumiyetine dair taleplerini 27/02/2018 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda 84.512.98 TL arttırarak, 190.040.98 TL’ nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili, taraflar arasında halihazırda devam eden bir sözleşme olduğunu, davacının sözleşme sona ermiş gibi 105.528,00 TL kâr kaybı ve 250.000,00 TL alacak talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen ek protokolün özel şartlar başlıklı 2. maddesinde “şirket bayiye beş yıl çalışma karşılığı 250.000,00 TL fatura karşılığı hibe verecektir” maddesinin yer aldığı, dava tarihi itibarıyla dava konusu sözleşmenin ayakta olması nedeniyle, hibenin iade koşulunun oluşmadığı, 04/07/2011 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi ve 04/07/2011 tarihli protokolün “bayinin taahhüdü” başlıklı 1. maddesi ile “anlaşma şartları” başlıklı 8. maddesi gereğince, davalı şirketin davacı şirketten yıllık 1.000 m3 beyaz ürün (benzin, motorin) satın almayı, taahhüdünün altında kalırsa müvekkil şirketin kârının eksik kalan kısmını ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, bayilik sözleşmesinin 15. maddesi gereği davalı şirketin düzenli şekilde mal almayı ve sürümü artırıcı faaliyetlerde bulunmayı, satışın gerekli düzeyin altında kalması halinde müvekkil şirketin uğrayacağı kâr mahrumiyetini tazmin etmeyi yükümlendiği, davalı şirketin sözleşme ve protokollerle yükümlendiği miktarda ürün alımı yapmayarak davacı şirketin zararına neden olduğu, bilirkişi incelemesi ile belirlenen 190.040,98 TL kâr mahrumiyeti bedelinden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın alacak talebi yönünden kabulüne, 190.040,98 TL kâr mahrumiyeti alacağının, dava tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacının hibe bedelinin iadesi talebi yönünden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davacının kar mahrumiyeti isteminin, ifaya ekli ceza koşulu niteliğinde olduğu, davacı tarafın çekince koymadan ifayı(ödemeyi) kabul ettiği ve sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye (ürün satmaya) devam ettiği, dava tarihi itibariyle taraflar arasındaki sözleşme yürürlükte bulunduğundan davacı yanca davalıya sözleşmenin ilk iki yılı için eksik beyaz ürün alımı yapmasından ötürü herhangi bir ihtarname gönderilmediği, bu hususun tacir olan davalı bayi de kar mahrumiyetine ilişkin davacı yanca tazminat istenilmeyeceğine dair haklı bir güven oluşturduğu, davacının ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki kar mahrumiyetini ve protokolün 8. maddesi uyarınca davalı bayiye verilen 250.000.-TL’lik hibeyi talep edemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine, davalılar vekilinin esasa ilişkin istinaf isteminin HMK’nın 353/1-b-3. maddesi uyarınca kabulü ile yeniden hüküm kurularak davanın tümden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve sözleşmenin eki niteliğindeki protokol hükümleri uyarınca, bayinin yıllık asgari alım taahhüdüne aykırı davrandığı iddiasına dayalı kâr mahrumiyetinin ve protokol kapsamında bayiye hibe edilen bedelin davalılardan tahsili istemi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yıllık asgari alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle kâr mahrumiyeti talebinin kabulü, sözleşme ayakta olduğu için hibe bedelinin iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle bu talebin reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının, yıllık asgari alım taahhüdüne aykırı davranışları nedeniyle davalıya ihtar göndermediği ve karşı tarafta haklı bir güven oluşturduğundan kâr mahrumiyetini ve hibe bedelini talep edemeyeceği davacının taleplerinin haksız olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki ticari ilişkinin 04.07.2011 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesine dayandığı, ayrıca sözleşmenin eki niteliğinde aynı tarihli bir de protokol bulunduğu, protokolün “bayinin taahhüdü” başlıklı 1. maddesi ile “anlaşma şartları” başlıklı 8. maddesi gereği davalı şirketin davacı şirketten yıllık 1.000 m3 beyaz ürün (benzin, motorin) satın almayı, taahhüdünün altında kalırsa müvekkil şirketin kârının eksik kalan kısmını ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, davalı şirketin sözleşme ve protokollerle taahhüt ettiği miktarda ürün alımı yapmayarak davacı şirketin zararına neden olduğu, sözleşmenin “hakların kullanımı” başlıklı 31. maddesinde “işbu sözleşmeden doğan herhangi bir hakkın şirket tarafından kullanılmaması, gecikmeli olarak kullanılması veya hatalı olarak kullanılması, şirketin söz konusu haktan feragat ettiği anlamına gelmediği gibi, bu durum bayiye sözleşmenin söz konusu hükmünü veya sözleşmenin tamamını meriyetten iskat talebinde bulunma veya kazanılmış hak iddiasında bulunma hakkı vermez” hükmüne yer verildiği gibi 29. maddedeki cezai şarta ilişkin düzenlemede de bayinin”…cezai şartı ihtarname keşidesine ve mahkeme kararı alınmasına gerek kalmaksızın ilk yazılı talep üzerine…” ödeyeceği ifade edilmiştir. Bu durumda davacı tarafından sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca davalıdan cezai şart talep etme hakkının bulunduğu değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile bu talebin reddi doğru olmamıştır.
Davacının dava dilekçesinde yer verdiği diğer talebi ise hibe bedelinin iadesi istemine ilişkin olup, 04.07.2011 tarihli protokolün “özel şartlar” başlığı altındaki 2. maddesi gereğince, şirketin bayiye 5 yıl çalışma karşılığı 250.000.- TL hibe verdiği, aynı protokolün “anlaşma şartları” başlığı altındaki 8. maddesinde bayinin her yıl için alım taahhüt miktarının düzenlendiği, 9. maddede ise bayinin alım taahhüdünü yerine getirmemesi halinde şirket tarafından taahhüde bağlı verilen her nevi kredi ve hibelerin muaaccel hale geleceği, şirketin ilk yazılı talebi halinde derhal defaten bayinin şirkete ödeme yapacağını kabul ettiği görülmüştür. Bu durumda, davacının ödediği hibe bedelinin iadesini talep edebilmesinin sözleşmenin feshi şartına bağlanmadığı, protokolün yukarıda ifade edilen ilgili hükümleri gereğince bayinin alım taahhüdüne aykırı davranışı ile davacının hibe bedelini talep hakkının doğduğu gerekçesiyle talebin kabulü gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince davacının bu talebiyle ilgili herhangi bir gerekçeye dahi yer verilmeksizin talebin reddine karar verilmesi de doğru olmamış, bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02.11.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1. Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinde yapılan asgari alım taahhüdüne uyulmamasından kaynaklanan sözleşmeye dayalı alacak istemlerine ilişkindir.
2. Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf incelemesi sonucunda İDM kararı kaldırılarak, sözleşmede öngörülen cezai şartın kar mahrumiyetinden doğan alacağa ekli cezai şart niteliğinde olduğu, davacı tarafça ihtirazi kayıt konulmaksızın davalı bayinin eksik ürün alarak yaptığı ifayı kabul etmiş ve davalıya ürün vermeye devam etmiş ve ihtarname de göndermemiş olması nedeniyle, kar mahrumiyeti yönünden ifaya ekli cezai şart niteliğindeki meblağı ve 250.000 TL’lik hibenin iadesini isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Daire çoğunluğu tarafından, Sözleşmenin 29 ve 31. maddesinde yer alan hükümlere istinaden ihtirazi kayda gerek bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
4. Yerleşmiş Türk yargı içtihatlarında henüz doğmamış haklardan peşinen feragat edilmeyeceği ve hukuki tasarruflara konu olamayacağı onlarca kararda kabul edilmiştir (“… Dolayısıyla 24.01.2007 tarihinde yapılan beyanın doğmamış haktan feragatin hukuki sonuç doğurmayacağına ilişkin kural gereğince eldeki davaya bir etkisinin bulunmadığının kabulü gerekmiştir. … ” HGK’nın 21.02.2018 E.2017/1673 K.2018/251; “… doğmamış haktan peşinen vazgeçilemeyeceği yolundaki evrensel hukuk ilkesi gözden kaçırılarak, …” 11.HD. 14.10.1997 E.1997/4264 K.1997/7002; “… menfi tespit ilamının 15/09/2014 tarihinde kesinleştiği, bu ilama bağlı alacakların bu tarihte istenebilir hale geldiği, doğmamış bir haktan feragat edilemeyeceği… 11 HD 20.04.2016 E.2015/15239 – K. 2016/4397” ; “”… doğmamış bir haktan peşinen feragat edilemeyeceğinden, sözleşmenin bu hükmü geçersizdir …” 13. HD.11.10.2004 E.2004/6611 K.2004/14120; “… Doğmayan bir haktan feragatte hukuken sonuç doğurmaz …” HGK. 31.03.1993 E. 1992/16-759 K. 1993/132; “… Böyle bir kayıt aynı zamanda ilerde doğacak alacağının bir bölümünden işçinin vazgeçtiği anlamına gelir ki doğmamış haktan vazgeçilemez kuralı gereği de geçersizdir …” 9. HD 25/05/2015 E.2015/8108 – K.2015/18890; “… her ne kadar davalı tarafça bu haktan davacı tarafından feragat edildiğine ilişkin feragatname ibraz edilmiş ise de, bu belgenin tarihsiz olması ve doğmamış haktan feragat edilemeyeceğinden …” 23. HD 11.04.2014 E.2013/7940 – K.2014/2858; “… Davalı kefilin, kredi başvurusu sırasında taahhütname ile “BK’nın 488.maddesi haklarından” feragati, doğmamış haktan feragat niteliğinde olduğundan geçerli değildir…) 23. HD 26.11.2012 E.2012/4752 K.2012/6954).
5. Somut olayda da, Sözleşmenin 29 ve 31. maddelerinde, her ne kadar dönemsel alım edimlerinin eksik ifası nedeniyle sözleşmeden doğacak hakların kullanılmaması, geç kullanılması, ihtarname gönderilmemiş olması hallerinde bu durumun haktan feragat anlamına gelmeyeceğine dair düzenleme bulunmakta ise de, 4 no’lu bentte yer alan gerekçelerle bu hak sözleşmenin tanzimi sırasında değil, sözleşmenin ifası sırasında doğan bir hak olup, henüz doğmamış haktan önceden vazgeçilemeyeceğinden sözleşmenin bu hükümlerine istinaden davanın reddi gerektiğine ilişkin Daire çoğunluk görüşüne karşıyım.
6. Ayrıca, 6098 sayılı TBK’nın 104. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca, alacaklı tarafından dönemsel edimlerden biri için, çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır. Bu düzenlemenin kaynağı dürüstlük kuralına ilişkin özel bir düzenleme olduğundan, aynen TMK’nın 2. Maddesinde olduğu gibi, TBK’nın emredici düzenlemeleri arasında olduğu kabul edilmelidir. Emredici nitelikteki bu düzenlemenin aksine dair sözleşmenin 29 ve 31. madde hükümlerinin TBK’nın 27. maddesi uyarınca kesin hükümsüz (butlan) niteliğinde olduğu dikkate alınarak olaya uygulanmaması gerekir. Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının aksi düşünceyle bozulmasının da isabetli olmadığını düşündüğümden Daire çoğunluğunun görüşlerine bu sebeple de katılmıyorum.