Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/2374 E. 2022/6461 K. 29.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2374
KARAR NO : 2022/6461
KARAR TARİHİ : 29.09.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.03.2020 tarih ve 2019/341 E- 2020/372 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nce verilen 10.12.2020 tarih ve 2020/1627 E- 2020/1180 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 26.07.2001 tarih ve 24474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmelik” kapsamında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesine koyulan ödenekten ortakların mülkiyetinde uygulanmak üzere … T.K.K. 300 başlık damızlık sığır yetiştiriciliğ projesinden yararlanan davalı … ile müvekkil banka arasında 04.09.2006 tarihinde… T.K.K Ortaklar Mülkiyetinde Proje Uygulayan Kooperatiflerin Ortaklardan Alman Taahütname ve Borçlanma Sözleşmelerinin imzalandığını, söz konusu sözleşmeyi … asıl borçlu; … ve …’nin ise müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, söz konusu sözleşmenin 16 nolu maddesine göre; ödemelerin belirli aralıklarla vade tarihlerinde yapılacağının belirtildiği; ancak borçluların sözleşmede belirlenen tarihlerde üzerlerine düşen sorumluluklarını yerine getirmediklerini, bunun üzerine 25.09.2009 tarihinde Batman İcra Müdürlüğü’nün 2009/82 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçluların itirazları üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 72.875,10 TL toplam alacağın (33.182,06 TL asıl alacak 39.693,04 TL birikmiş faiz) dava tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkiller ile davacı banka arasında imzalı herhangi bir sözleşme ve/veya taahhütname bulunmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan ortaklar sözleşmesinin imzasız olduğu gibi bu sözleşmenin davacı ile müvekkiller arasında olmadığını, müvekkillerin borcu bulunmadığını, davaya konu imzasız sözleşme 04.09.2006 tarihli olup alacağın zamanaşımına uğradığını, sözleşme tarihine ve ilk ödeme vadesine göre alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının talep ettiği faiz miktarının yüksek olduğunu, Ortaklar sözleşmesinin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın tarımsal destekleme projesi kapsamında imzalandığını, bu kapsamda Bakanlık tarafından teslim edilen büyükbaş hayvanlarda brucella hastalıklı tüm hayvanların telef olduğu, Ortaklar sözleşmesinin imzalandığında müvekkilerce öngörülmeyen ve müvekkilerden kaynaklanmayan bu durum nedeniyle ifanın istenilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın, tarımsal kredi sözleşmesinden kaynaklı alacak davası olduğu, davacı ile davalı … Akdi arasında 04.09.2006 tarihinde tarımsal kredi sözleşmesinin yapıldığı, diğer davalıların ise kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıkları, davalı … Akdi’nin borcunu ifa etmemesi nedeniyle davacı tarafından Beşiri İcra Dairesinin 2009/82 esas sayılı takip dosyası ile 29.05.2009 tarihinde davalılara karşı ilamsız takip başlatıldığı, iş bu davanın 31.05.2019 tarihinde açıldığı ve zamanaşımını kesecek nitelikteki ilk işlemin icra takibi olduğu, TBK 154 ve 146 maddeleri gereğince on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce dava konusu alacağın, 04.09.2006 tarihli ve davalı …’nin asıl borçlu, diğer davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları sözleşmeden kaynaklandığı, eldeki dava, sözleşme kapsamında alacak istemine ilişkin olup davacı alacağının on yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davalılar vekilince cevap süresi içinde zamanaşımı itirazında bulunulduğu, davalı …’ye davacı banka tarafından 04.09.2006 tarihli sözleşme ile 23.820,00 TL kredi tahsis edildiği, sözleşmeye göre birinci yıl olan 2007 yılında geri ödeme yapılmayacağı, ikinci yıl olan 2008 yılında ise 31.08.2008 vade tarihinde 1.191,00 TL faiz ödemesi yapılacağının kararlaştırıldığı, dosya kapsamında davalılar tarafından yapılan herhangi bir ödemeye rastlanılmadığı, sözleşmedeki ödeme planında belirtilen ilk ödeme faiz ödemesi olup 31.08.2008 tarih olduğu, sözleşmedeki ilk ödeme tarihi olan 31.08.2008 tarihinin üzerine gerek sözleşmenin 3. maddesi gerekse Yönetmeliğin 16. maddesi uyarınca üç aylık bekleme süresinin eklenmesi ile vade tarihinin 30.11.2008 olduğu, dava konusu alacak bu tarihte muaccel olduğundan 01.12.2008 tarihinden itibaren işlemeye başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 01.12.2018 tarihi itibariyle dolduğu, dava konusu alacak için davacı tarafça Beşiri İcra Müdürlüğü’nün 2009/82 Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapılmış ise de davacı vekilince süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu ilamsız icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, Mahkemece, belirtilen bu gerekçelerle davanın davalı asıl borçlu … yönünden zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı ve davacı tarafça yapılan icra takibinin zamanaşımı süresini kestiği ve icra takip tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, diğer yandan, davacı alacağının dayanağı olan 04.09.2006 tarihi sözleşmede davalı … asıl borçlu, diğer davalılar … ve … müteselsil kefil konumunda oldukları, davanın, kefil durumunda olan davalılar … ve … hakkında sözleşme tarihi olan 04.09.2006 tarihinden itibaren 10 yıllık süre içinde açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra 31.05.2019 tarihinde açıldığı, Mahkemece davanın, kefil olan bu davalılar yönünden, yasada öngörülen 10 yıllık yasal süre içinde açılmadığı ve sürenin kesilmesinin de söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle, adı geçen davalılar yönünden de asıl borçlunun tabi olduğu genel zamanaşımı süresinin geçerli olduğu ve icra takip tarihine göre bu sürenin dolduğu şeklindeki yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, ayrıca somut olayda, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşamaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin re’sen yargılama gideri olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderlerinden sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması da yerinde görülmediği, belirtilen sebeplerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, kamu düzeni de gözetilerek resen yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-b-2 gereğince yerel mahkeme kararının gerekçesi düzeltilerek, davanın, davalı … yönünden zamanaşımı süresinin 01.12.2018 tarihinde dolması ve davanın zaman aşımı süresi geçtikten sonra açılması nedeniyle reddine; diğer davalılar … ve … yönünden ise 10 yıllık yasal sürede açılmaması nedeniyle reddine; arabuluculuk ücretinin ise davacıdan tahsiline dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebeplerinin reddine, kamu düzeni yönünden re’sen 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ,davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesi’nce verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen hususlar dışında dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin bulunmamasına ve 04.09.2006 tarihli kredi sözleşmesine kefil sıfatıyla imza atan borçlular yönünden TBK’nın 598/3. maddesindeki 10 yıllık sorumluluk süresinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, tarımsal kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece, alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi’nce; davaya konu alacak nedeniyle ilamsız icra takibi yapılmış ise de, borçlu tarafından takibe itiraz edilmesine rağmen süresi içerisinde itirazın iptali davası açılmadığından icra takibinin düştüğü, bu nedenle somut olayda yapılan icra takibinin zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı gerekçesiyle asıl borçlu yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle, kefiller yönünden de hak düşürücü süre nedeniyle redddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 150. maddesinde, işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde yenilenmeyen davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiş olup, aynı maddenin 7. fıkrasında ise, her ne sebeple olursa olsun açılmamış sayılmasına karar verilen davadaki talebin dahi vaki olmayacağı düzenlemiştir. Ancak İcra Hukuku’nda, 6100 sayılı HMK’nın 150. maddesi anlamında takibin açılmamış sayılmasına dair bir kurum bulunmadığından, gerek itirazın iptali davası açılmaması gerekse de takip dosyasının işlemden kaldırılması sebebiyle, takibin hiç yapılmamış gibi kabul edilmesine imkan bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olaydaki gibi itiraza rağmen itirazın iptali davasına konu edilmemiş bir takip ve bu takipte alacağın tahsiline yönelik yapılan her işlem zamanaşımını kesecek ve yeni bir zamanaşımı süresi başlatacaktır. Somut olayda, borçlulara karşı 29.05.2009 tarihinde takip başlatılmış olup, ödeme emri tebliğ edilememesi üzerine alacaklı vekili 11.06.2009 tarihli dilekçe ile borçluların T.C. kimlik no’larını bildirerek mernis adreslerine tebligat yapılmasını istemiştir. 11.06.2009 tarihli dilekçe TBK 157/2 maddesi gereğince zamanaşımının yeniden işlemeye başlamasını gerektiren işlemlerden olup bu tarihten itibaren 10 yıllık yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlamıştır (6098 sayılı TBK’nın 154/2 ve 157/2. maddeleri). Davacı yan 25.04.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurmuş olup, 24.05.2019 tarihinde arabuluculuğun başarısızlıkla sonuçlandığına dair tutanak düzenlenmiş, 31.05.2019 tarihinde ise işbu dava açılmıştır. 10 yıllık zamanaşımı süresinin 11.06.2009 tarihinde işlemeye başladığı, 6325 sayılı Kanun’un 16/2. maddesine göre arabuluculuk sürecinde zamanaşımı süresinin durduğu ve davanın 10.06.2019 tarihinde açıldığı gözetildiğinde asıl borçluya karşı açılan davanın zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, asıl borçluya karşı açılan davanın esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülememiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan davalı kefiller … ve … yönünden davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) no’lu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin asıl borçlu … yönünden verilen karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, HMK. 373/2. maddesi gereğince dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29.09.2022 oybirliğiyle karar verildi.