YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2699
KARAR NO : 2022/7986
KARAR TARİHİ : 09.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 02.05.2019 tarih ve 2017/596 E. – 2019/308 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 29.01.2021 tarih ve 2019/906 E. – 2021/72 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 08.11.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkil şirketin jeotermal sondaj faaliyetleri konusunda tanınmış ve faaliyet gösteren bir firma olduğunu, dava dışı …’ın müvekkili şirket bünyesinde 20 yılı aşkın süre ile son olarak “Ustabaşı” sıfatı ile çalıştığını, iş yerindeki konumu itibariyle müvekkili tarafından üretilen tüm ürünlerin ve hizmetlerin teknik detaylarına ve ticari sırlarına vakıf, sahada da çalışması sebebi ile müvekkilinin müşterilerinin her türlü bilgisine sahip, eski bir çalışanı olduğunu, 28/06/2016 tarihinde işten ayrıldığını, ancak işten ayrılmadan 20 gün önce 08/06/2016 tarihinde, tek ortağı ve yönetim kurulu tek üyesi olarak, müvekkili firma ile birebir aynı faaliyet alanında iştigal eden davalı Şirketi kurduğunun ve müvekkilinin müşterilerine ve çalışanlarına teklifte bulunduğunun öğrenildiğini, müvekkili firmaya ait tüm gizli bilgileri, kendisinin kurduğu davalı Şirket yararına kullanarak haksız rekabete sebebiyet verdiğini, dava dışı …’ın işten ayrıldığı tarihi takiben, müvekkilinin toplam satışlarında çok ciddi kayıplar meydana geldiğini ileri sürerek, davalının TTK’nın 55. maddesine aykırı eylemlerinin tespiti ile haksız rekabetinin men’ine, TTK’nın 56. maddesinin “e” bendi uyarınca 10.000,00 TL manevi ve “d” bendi gereğince şimdilik 100.000,00 TL maddi zararın, temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin kurucusu dava dışı …’ın 26 yıl davacı şirkette çalıştığını, artık hizmet süresini tamamlandığını düşünen dava dışı …’ın bu düşüncesini davacı işveren ile de 02/06/2016 tarihinde paylaştığını, davacı şirket yetkililerinin, muhasebecinin izinde olduğunu, döndüğü zaman işlemlerini tamamlayacaklarını söylediğini ve dava dışı …’ın yıllık izine çıkarıldığını, yıllık izin dönüşü kıdem tazminatını da hak edecek şekilde işten ayrıldığını, hatta davacı şirket yetkililerine bu sektörde çalışacağını beyan ettiğini ve davacı şirket yetkilileri tarafından, kendi ürünlerinden % 5 kârla satış yapma teklifinde bulunulduğunu, taraflar arasında hiçbir olumsuz diyaloğun da geçmediğini, ancak iş sözleşmesinin feshini takip eden gün davacı şirket yetkilisinin, dava dışı …’a rekabet yasağı taahhütnamesini imzalattığını, sözleşmesi sona eren, henüz parasal hakları kendisine ödenmemiş olan ve söz konusu baskının etkisinde kalan dava dışı …’ın, anılan belgeyi içeriğine vakıf olmadan, daha önce davacı şirket yetkililerine de söylediği doğrultuda “muayene hizmetleri, hardbanding, omuz tahsisi işleri yapacağı” yönünde kayıt düşerek imzalamak zorunda kaldığını, bu davanın kötü niyetle açılmış olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, ispat yükü kendisine düşen davacının ileri sürdüğü davalı şirketin haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin varlığını ispat için yeterli delilleri dosyaya sunamadığı, ayrıca tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde, davacı şirketin satışlarının ve kârlılığının, davalı şirketin rekabeti sonucu azaldığını gösterir somut bir bulguya da rastlanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacının eski çalışanı ve davalı şirketin tek ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan dava dışı … tarafından, işten ayrıldığı 28/06/2016 tarihinden bir gün sonra imzalanan, bu nedenle de TBK’nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesi niteliği bulunmayan 29/06/2016 tarihli taahhütnamede, açıkça “muayene hizmetlerinin, hardbanding ve omuz tashihi işlerinin yapılabileceğinin, kendi adına bu işlerle uğraşmak için şirket kurulabileceğinin” belirtilmiş bulunduğu, tanık beyanlarından ve dosyaya sunulan tüm delillerden, davalı şirketin sadece anılan taahhütname ile ihtirazi kayıt konulan bu işlerle iştigal ettiğinin belirlendiği, bu durum karşısında dava dışı … tarafından, davacı ile aynı iştigal alanında faaliyet gösteren ve anılan taahhütnamede ihtirazi kayıt konulan işlerden başka bir işle iştigal etmeyen davalı şirketin kurulmasının ve davalı şirket tarafından da anılan işlerin yapılmasının haksız rekabet teşkil etmeyeceği, yine davalının davacının çalışanlarına iş teklif ettiğinin, davacının müşterilerini arayarak yanıltıcı bilgi ve reklam veya fiyat teklifi verdiğinin veya davacıyı kötülediğinin ve bu suretle davacının kazanç kaybına uğradığının veya davalının başka bir surette haksız rekabet yaptığının ispat edilemediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 09/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.