Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/2734 E. 2022/7987 K. 09.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2734
KARAR NO : 2022/7987
KARAR TARİHİ : 09.11.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 18.10.2018 tarih ve 2015/1001 E- 2018/1048 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 10.12.2020 tarih ve 2020/287 E- 2020/409 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 08.11.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. …ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında yapılan protokol ve bayilik sözleşmesi gereği 19.09.2010 tarihinden beri müvekkili şirketin davalı şirketin bayiliğini yaptığını, yapılan bayilik sözleşmesinin eki olan Protokolün 6. maddesi/g fıkrasında belirtilen ve bayii kâr marjını belirleyen unsurların birçok faturada bayi aleyhine ve davalı şirket Lehine kâr marjlarının yanlış hesaplanarak müvekkilinin zarara uğratıldığını bunun üzerine 20.02.2015 tarihli ihtarnamenin keşide edildiğini ve yanlış hesaplanan indirim tutarlarının ve bayi kâr marjlarının karşılıklı olarak sağlıklı bir şekilde kontrol edilmesini ve eğer eksik bayi kâr marjı varsa tarafına yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ettiğini, davalı şirket tarafından 17.03.2015 tarihli cevabi ihtarnamesi ile kâr marjı hesaplamasının taraflar arasında akdedilmiş sözleşme ve protokollerde uygun olarak gerçekleştiğini, iddialarının gerçeklere uygun olmadığını, hesaplamanın bir yöntem içerisinde, rafineri fiyatlarına ve ticari teamüllere uygun olarak yapıldığına dair beyanları ile ve ihtar öncesi ve sonrası devam eden görüşmelerde davalı şirketin sorularına açık cevap vermediğini, sözleşme denetleyecekleri bilgi ve belgeleri tarafına vermediğini, taleplerinin karşılanmadığını, bu firma ile LPG satışı ile ilgili husus içinde açmış bulundukları davanın da İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1262 E. sayılı dosyası ile devam ettiğini, kâr marjının hesaplanmasında müvekkilinin zarara uğratıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000.-TL asıl alacağın tahakkuk tarihlerinden itibaren ile birlikte ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşme gereği davacıya düzenlenen faturaları kayıtlarına işlediğini ve herhangi bir ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin müvekkiline ödediğini, davacı tarafın defterlerine işlediği ve bedellerini herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin müvekkiline ödediği faturaları ve bu faturalara konu bedeli kabul etmiş sayılacağını, bir an için söz konusu faturaların taraflar arasında akdedilen sözleşmelere aykırı olarak düzenlediği varsayılsa bile, tarafın itirazına uğramayan, her iki tarafın defterine de kaydedilen faturanın tarafları bağlayacağının ve sözleşme hükümlerinin de fatura içeriğine göre değiştiğinin kabulü gerekeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkmesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında imzalanan protokolün 6. maddesinin “g” fıkrası uyarınca ödenen eksik bayi kar marjının hesaplanması için alınan bilirkişi raporu ile 5 yıllık sözleşme döneminde her bir alım için tek tek Tüpraş fiyatı, pompa fiyatı farkı, alınan tonaj, sözleşmedeki kâr kaybı oranları uyarınca davacının davalıdan 459.723,75 TL alacaklı olduğu, kâr payının eksik hesaplandığı, davacının ıslah dilekçesi de nazara alınarak talebinde haklı olduğu ancak faizin davalıyı temerrüte düşürmediğinden dava tarihinden başlaması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraf vekilleri karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacı tarafça 18.09.2010 tarihli sözleşme tarihinden sözleşmenin sona erme tarihi 17/09/2015 tarihine kadar olan kâr marjı fark alacağı talep edildiği, ancak davacı taraf sözleşme tarihinden davalıya keşide ettiği 20/02/2015 tarihli ihtarnameye kadar davalının düzenlediği faturalara itiraz etmediği gibi bu faturaları ticari defterlerine kaydederek çekincesiz olarak davalıya ödediği, her ne kadar davacı, faturaların maddi gerçeğe aykırı olarak ayıplı düzenlendiği ve bu faturaların denetiminin yapılamadığı, ayrıca davalı firmanın gerçeğe aykırı olarak kar marjını belirleyebileceği ve buna göre belge tanzim edeceğinin düşünülmediği savunulmuş ise de, tacir olan davacının TTK’nın 18/2. maddesi uyarınca, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, taahhüt edilen kâr marjı paylaşımının protokole uygun yapılmamasına rağmen sözleşmenin başından sözleşmenin son yılında çekilen ihtarnameye kadar alıma devam eden davacı sözleşmenin kâr marjı paylaşımına ilişkin hükmünün fiili uygulama ile değiştirilmesine faturaları benimseyerek ticari defterine kaydedip ödemek suretiyle rıza gösterdiği, sözleşmenin haklı sebeble fesih imkanı var iken kullanmayan davacının faturalara itiraz etmeden ticari defterlerine kaydedip ödediği bu bedelleri davalıdan talep edebilmesinin mümkün olmadığı, davacının, davalıya keşide ettiği ihtarname 20/02/2015 tarihinden sözleşmenin sona erdiği 17/09/2015 tarihine kadar olan dönem için ise, davacı tarafça çekincesiz ödeme yapılan ve davalı tarafçada benimsendiği kabul edilen önceki döneme ilişkin uygulamadan farklı bir usule göre kâr marjı paylaşımı yapıldığı iddia ve ispat edilmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar erilmiştir.
Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.
TTK’nın 21/2 ( eTTK’nın 23/2 ) maddesi uyarınca faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olup, süresinde itiraz edilmemekle mündeceratından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine oluşturur. Buna göre fatura, ifa anına ilişkin belge olup taraflar arasındaki sözleşmeyi değiştirecek nitelikte değildir. Davada ileri sürülen talep dikkate alındığında, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak faturaların düzenlendiği ileri sürülerek uğranılan zararın tahsili istenmiş olduğundan, ve davalı tarafın tek taraflı olarak düzenlediği fatura bedellerini doğrudan davacının alacağından mahsup ettiğinden ve kar marjına ilişkin faturalardırma yapılırken protokolün 6. maddesi/g fıkrasına göre belirlenen hesaplamadaki kalemler ayrıca dercedilmediği için kar marjı tutarı hakkında açık net bir tespit olmadığı ve bu faturalarada itiraz imkanı bulunmadığından, soyut ticari deftere kaydedilmiş olması, sözleşmenin tadili yada fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelmeyeceğinden Bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde verilen karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir edilen 8.400.-TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 09/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.