Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/3116 E. 2022/8583 K. 01.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3116
KARAR NO : 2022/8583
KARAR TARİHİ : 01.12.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 07.03.2019 tarih ve 2016/644 E. – 2019/283 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 28.01.2021 tarih ve 2019/1201 E. – 2021/78 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 29.11.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … ve davalı Autopia Gülşah İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekili Av. …. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirketin 500.000,00 değerindeki %5 hissesinin sahibi olduğunu, davalı şirket ortaklarından Keleşoğlu A.Ş.’nin Bakırköy 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/347 esasına kayıtlı davayı açarak kayyum atanmasına ve olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesine dair karar istihsal ettiğini, atanan kayyumun 17.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapılmasını temin ettiğini, 07.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için şirket ortaklarından Gülşah Şirketi’nin, Bakırköy (Kapatılan) 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/469 sayılı dosyası ile açtığı davanın red edildiğini, anılan olağanüstü genel kurul kararlarının tescil talebinin Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından red edildiğini, bunun üzerine davalı şirketin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1124 sayılı dosyası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine itiraz davası açtığını, dava devam ederken Gülşah şirketi tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/253 sayılı dosyası ile bölünme sözleşmesinin uygulanması, olmadığında şirketin feshi talepli olarak dava açıldığını, mahkemenin 17.08.2014 tarihinde ihtiyati tedbir kapsamında İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1124 sayılı davası sonuçlanıncaya kadar yönetim, sonrasında denetim kayyumu atanmasına karar verdiğini, Bakırköy (Kapatılan) 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/469 sayılı davasının red edildiğini, Yargıtay’ın kararı bozduğunu ve yargılamanın Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/80 Esasına kayıtlı olarak devam ettiğini, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/253 sayılı davasında davalı şirketin feshine karar verildiğini ve kararın temyiz incelemesinin devam ettiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1124 sayılı davasında kayyumun kasıtlı eylem/eylemsizlikleri neticesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, belirttikleri davaların yargılamaları devam etmekte ilen kayyumun şirket genel kurulunu, bölünme sözleşmesinin görüşülmesi gündemi ile 08.12.2014 tarihinde toplanmak üzere olağanüstü toplantıya davet ettiğini, toplantının nisap sağlanamadığından 22.12.2014 tarihine ertelendiğini, bu toplantının dahi 16.01.2015 tarihine ertelendiğini ve 16.01.2015 tarihinde de toplantının yapılamadığını, durum bu aşamada iken şirketin büyük iki hissedarının, her nasılsa kendi aralarında ve kayyımla anlaştıklarını, bu anlaşma çerçevesinde kayyımın şirket genel kurulunu bölünme planının görüşülmesi ve karar alınması gündemli olarak olağanüstü toplantıya davet ettiğini ve ihbarname gönderdiğini, kayyıma ve davalı şirkete ihtarname gönderildiğini ancak hiçbir netice alınamadığını, davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun 11.04.2016 tarihinde toplandığını ve bir kısım kararlar alındığını, kararların tamamına muhalefet edildiğini, kararların yoklukla malul, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısının bildirilen ve ilan edilen zamanda yapılmadığını, bakanlık temsilcisinin toplantı saati geçtikten sonra toplantı mahalline geldiğini, itirazlarına rağmen toplantıyı açtığını, toplantı başlangıcında toplantı ile ilgili noter onaylı bir karar olmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine hakim ortakların o sırada kayyuma hitaben toplantı talep ettiklerine dair yazı hazırlayarak bakanlık temsilcisine verdiklerini, toplantı saati geçtikten sonra toplantı yapılması ve toplantı yapılmasına dair noter onaylı bir karar olmadığı halde toplantı sırasında elde edilen evraka dayalı olarak toplantı yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kanuna karşı hile yapıldığını, toplantı davetinin, mahkeme tarafından atanan yönetim kayyımı tarafından yapıldığını, gündemin 3. maddesinde yer alan tam bölünme halinde TTK’nın 159/1-A maddesi gereğince şirketin tüzel kişiliği ve bu suretle mahkeme tarafından atanan yönetim/denetim kayyımının da görevinin kendiliğinden sona ereceğini, bu durum karşısında tam bölünmenin, yönetim kayyımlığının ve dolayısıyla mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu, tam bölünme gündemli olağanüstü genel kurul daveti yapmaya, mahkeme tarafından atanan yönetim kayyımının yetkili olmadığını, hakim çoğunluk hissedarların talepte bulunmasının da bu hukuki gerçeği değiştirmediğini, bilgi alma, inceleme ve denetleme hakkının yok edildiğini, taraflarına, bölünme planı, bölünme planına esas alınan 30.09.2015 tarihli bilanço, 29.09.2015-REV 755 sayılı TSKB raporu ve diğer mali kayıtların verilmediğini, incelenemediğini, bölünme planının; hukuka, mali kayıtlara ve usule uygun olup olmadığının toplantı öncesinde, makul sürede denetlenemediğini, bölünmenin, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/253 sayılı davasında fesih kararı verildiğini, kararın taraflarca temyiz edildiğini, büyük iki eski hissedarın, bu kararın sonuçlarından kurtulmayı amaçladıklarını, müvekkiline hisse devreden şirketlerin, yönetim yetkisini kötüye kullandıklarını, şirketin mali kayıtlarında usulsüzlük yaptıklarını, kendi adlarına gerçekte olmayan alacaklar yaratarak, ortaklar cari hesabına kaydettirdiklerini, bölünme konusunda anlaşan ve iş dava konusu kararları alan şirket ortaklarının, şirketi yönettikleri dönemde davalı şirketin sattığı, bedelini tahsil ettiği taşınmazları alıcılara fatura etmediklerini, bu defa bölünme sureti ile şirketin sattığı taşınmazları kendi üzerlerine geçirdiklerini, şirket mal varlığını alacaklılar aleyhine kaçırdıklarını, bölünme sonucu oluşturulan şirketlerde müvekkiline hisse verilmesinin öngörülmediğini, müvekkilinin, davalı şirketteki hissesinin yok edildiğini, ayrılma akçesi gösterilmediğini, bölünme kararının yasal karar nisaplarına uygun olarak alınmadığını, bölünme planının TTK’nın 167. maddesine aykırı olduğunu, bölünme planının, bilançoların kayyum tarafından imzalanmadığını iddia ederek davalı şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine, iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Autopia Gülşah İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili, davalı olarak Otomobil Dünyası İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.’nin gösterildiğini, oysa Otomobil Dünyası A.Ş.’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tam bölünme kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edilmesi ile birlikte sicilden terkin edilerek tüzel kişiliğini kaybettiğini, bu nedenle davanın pasif husumet ehliyeti eksikliği sebebi ile reddi gerektiğini, müvekkili şirketin ise, davacının dava konusu ettiği genel kurul kararının alındığı tarihte henüz tüzel kişilik dahi kazanmadığını, dolayısıyla yeni kuruluş suretiyle bölünme sonrasında kurulan müvekkili şirketin, yalnızca bölünen Otomobil Dünyası A.Ş.’nin mal varlığı yönünden külli halef sıfatına haiz olduğunu, fesih davası sonucunda tasfiye ile elde edilecek menfaatlerden çok daha fazlasının, bölünme neticesinde taraflarca iktisap edildiğini, davacının fesih davası sonucunda şirketin tasfiyesinden elde edeceğinden çok daha fazla gayrimenkulü, bölünme işlemi nedeniyle elde ettiğini, kayyımın yetkili olmadığı, usulsüz işlemler yaptığı ve davalı şirketi zarara uğrattığı iddialarının, genel kurul kararının iptali davasının konusunu oluşturmadığını, davacının bilgi alma hakkının ve inceleme hakkının kullandırılmadığı iddiasının doğru olmadığını, davacının gündemin 3. maddesine olumsuz oy kullanmış ise de, bu karara ilişkin muhalefet şerhini tutanağa geçirmediğini, müvekkili şirketin halefiyet yolu ile işbu davaya davalı olarak katılmasının mümkün olmaması sebebiyle davanın pasif husumet ehliyeti eksikliğinden usulden reddi gerektiğini, davacı bölünme kararının oylaması sırasında muhalefet şerhi vermediğinden davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddi gerektiğini savunarak davanın usulden ve esastan reddini istemiştir.
Davalı Autopia Keleş İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili, dava dilekçesinde husumetin münfesih Otomobil Dünyası A.Ş.’ye yönlendirildiğini, Otomobil Dünyası A.Ş.’nin tüzel kişiliğinin son bulmasının sebebinin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararı ile gerçekleşen tam bölünme olduğunu, bölünen şirket neticesinde 3 yeni şirket oluşmuş olsa da huzurdaki dava bakımından müvekkilinin halefiyetinin sadece bölünen şirketin aktif ve pasif malvarlığı unsurları ile sınırlı olduğunu, davanın kararının iptali istenen şirkete ve genel kurula katılan ortaklara karşı açılması gerektiğini, tasfiye işleminden sonra bir şirkete dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını, bu nedenle davanın öncelikle husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, bölünme kararının anlaşmazlığı sonlandırmayı amaçlayan kararların, payların neredeyse tamamına sahip ortakların teklifi, yönetici kayyımın konuyu mahkemeye bildirmesi ve böylece gerçekleşen mahkemenin denetimi, usul ve yasaya uygun biçimde toplanan genel kurul toplantısı ile tüm ortakların ve dava dışı 3. kişilerin menfaatine olacak şekilde alındığını, davacının genel kurul toplantısında hazır bulunduğunu, toplantı gündeminden, tarihinden ve yerinden bilgi sahibi olan davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğine yönelik soyut iddiasının da davacı tarafça ispatlanması gerektiğini, yokluğun tespiti ile iptal taleplerinin, aynı anda ileriye sürülmesi mümkün olmayan çelişkili talepler olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Autopia Yönetim Hizmetleri İnş. San. ve Ticaret A.Ş. vekili, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, davacının iptale ilişkin olarak ileri sürdüğü iki nokta bulunduğu, bunlardan ilkinin şirkete atanan yönetim kayyımının bölünme ile ilgili yetki ve görevinin bulunmaması, ikincisinin ise bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği halde kendilerine iletilmemiş olması olduğu, davacının, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmış olması dolayısıyla bölünmeye karar verilemeyeceğini bu yolla kayyımın görevinin sona erdirilerek mahkemenin kararının dolanılmış olacağını ileri sürdüğü, bölünen şirkete Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 07.08.2014 tarihinde İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/114 Esas sayılı dosyası sonuçlanıncaya kadar yönetim ve sonrasında denetim kayyımı olarak Taner …’ın atandığı, atama kararında kayyımın yetkisi borçlandırma işlemleri dışında acil ve mali konularla sınırlandırılmış olup, şirketin bölünmesine ilişkin işlemlerin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tartışılması gerektiği, kayyım tarafından böyle bir plan hazırlanması görev kapsamında kabul edildiği takdirde kayyım atanmasının diğer organların yetkilerini ortadan kaldırmayacağından bu planın genel kurulda onaylanmasında herhangi bir hukuka aykırılık olmayacağı, ayrıca anılan bölünme kararı bakımından TTK’nın 173. maddesinin yollamada bulunduğu 151. maddesinde anılan nisaplara uyulduğunun anlaşıldığı, davacının ikinci iptal sebebine ilişkin olarak TTK’nın 171. maddesinde bir takım düzenlemeler öngörüldüğü, buna göre bölünmeye katılan şirketlerden her birinin, genel kurulun kararından iki ay önce merkezlerinde, halka açık anonim şirketlerin ayrıca Sermaye Piyasası Kurulu’nun uygun gördüğü yerlerde, bölünme sözleşmesini veya bölünme planını, bölünme raporunu, son üç yılın finansal tabloları ile faaliyet raporlarını ve varsa ara bilançoları, bölünmeye katılan şirketlerin ortaklarının incelemesine sunacağı, ortakların, bölünmeye katılan şirketlerden, birinci fıkrada sayılan belgelerin kopyalarının kendilerine verilmesini isteyebileceği, suretler için bedel veya herhangi bir gider karşılığı istenemeyeceği, ortakların inceleme hakkına ilişkin düzenlemelere riayet edilmemiş olmasının doktrinde giderilebilir sakatlık olarak nitelendirildiği, giderilebilir sakatlıklarda hukuki sakatlığın giderilmesi için mahkemece süre verileceği, bu süreye ilişkin kanunda bir aykırılık bulunmadığı, bununla birlikte huzurdaki dava bakımından böyle bir süre verilmesinin anlamının olmadığı, tüm bu tartışmaların ötesinde bölünme planı hazırlanmasının dava dışı kayyımın görev ve yetkisi dahilinde olmadığı sonucuna varılmış veya bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği halde bir örneğinin kendisine ibraz edilmemiş olduğu tespit edilmiş olsa bile; yukarıda da tanımlandığı üzere Otomobil Dünyası A.Ş. yeni kuruluş yoluyla bölünmüş olup, bölünme tescil edildikten sonra tescilin onarıcı etkisi gereği yeni kurulan şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceğini (TTK md. 353/1), yeni kurulan şirketin feshi davasının da, ancak yeni kurulan şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde karar verilebileceğini (TTK md. 353/4) belirtmek gerektiği, bu durumda davalı Otomobil Dünyası A.Ş.’nin bölünme kararının tescilinden sonra açılmış olan (bölünme sözleşmesinin kayyımın yetkisi dışında kalması ve bölünme planına ilişkin belgelerin davacıya gönderilmemiş olması dolayısıyla sakatlanmış olduğu ihtimalinde dahi) iptal davası veya yokluğun tespiti talebine dayalı olarak yeni kurulan şirketlerin TTK md. 353 f. 1 gereği butlan veya yokluğa karar verilemeyeceği, her iki kararında geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı dikkate alındığında bu yönde verilecek karar neticesinde bölünme işleminin iptali veya yok hükmünde olduğu kabul edilecek, bölünen şirketin ihyası yeni kurulan şirketlerin ise fesih ve terkininin gerekeceği, böyle bir sonucun hem hukuk ve işlem güvenliğinin sarsılmasına neden olacak hem de kanuni düzenlemeye aykırılık teşkil edeceği, yine yeni kurulan şirketlerin feshi için bu şirketlerin tescil ve ilanından sonra kanunda öngörülen üç aylık hak düşürücü süre de geçirilmiş olduğundan yeni kurulan davalı şirketlerin feshinin de artık mümkün olmadığı, son olarak TTK m. 192 f. 3 “‘bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememiş ise mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır” hükmünü içerdiği, ancak huzurdaki davada bölünme işleminin 2016 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında eksiklik olarak kabul edilen hususların giderilmesi konusunda süre verilmesinin bir çözüm olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davalı olarak “Hasyap Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş.”, davacılar olarak “Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin gösterildiği, bilahare davacı vekilince ibraz edilen 12.07.2016 tarihli dilekçe ile dava dilekçesinin başlığında davacı …ni sehven davalı, davalı Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ni de sehven davacı olarak gösterdiklerini, dava dilekçesinin başlığını HMK. m. 183’e istinaden “DAVACI:Hasyap Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş., DAVALI: Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. şeklinde düzelttiklerini beyan ettiği, Mahkemenin 19.01.2017 tarihli ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile “Tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine” karar verilerek, gerekçeli karar başlığında isimleri yazılı şirketler adına davalı olarak dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davalı tarafça husumet itirazında bulunulduğu, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi uyarınca, ancak karşı tarafın açık rızası varsa veya maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir talebin bulunması halinde karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliği yapılabileceği, dosya kapsamında davalı taraf değişikliği yapılması hususunda davacı tarafça yapılmış herhangi bir talep bulunmadığı, bu hali ile mahkemece talep olmaksızın res’en düzeltilen dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. yerine karar başlığında isimleri yazılı şirketlerin taraf değişikliği sonucunu doğuracak şekilde davaya dahil edilerek yargılama yapılıp karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 159. maddesinin birinci fıkrasının, “Bir şirket tam veya kısmi bölünebilir. a) Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir.” düzenlemesini içerdiği, tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin son bulacağı, 6100 sayılı HMK’nın 114/1-d maddesinde açıkça dava ve taraf ehliyetinin dava şartı olduğu düzenlendiği, Mahkemece res’en taraf değişikliği yapılması usule aykırı olduğu gibi, davacı şirketin Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin ortağı olup, iptalini talep ettiği genel kurul toplantısına da katıldığı nazara alındığında, davanın terkin edilen şirkete yöneltilmesinin maddi bir hatadan kaynaklandığının da kabul edilemeyeceği, bu sebeple Mahkemece dava tarihi itibarı ile tüzel kişiliği ortadan kalktığından davalı taraf ehliyetine haiz olmayan Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin aleyhine açılan davanın, taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın HMK’nın 114/d maddesinde yazılı taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK’nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, davacının pay sahibi olduğu şirketin bölünme kararının iptali ve yokluğunun tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, iş bu kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesinde yazılı taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin, tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan somut durum karşısında eldeki davada, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı Otomobil Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ni ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi halinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesi’nce davanın usulden reddi doğru görülmediğinden temyize konu kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01.12.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava, bölünmeye dair olağanüstü genel kurul kararının iptali talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi, bölünmekle terkin edilen şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiği, husumetin devralan yeni şirketlere yöneltilmesi gerektiğinden bahisle taraf teşkilini sağlayarak davayı esastan reddetmiştir.
Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ise, resen taraf teşkili yapılamayacağından ilk derece mahkemesi kararının kaldırarak davayı usulden reddetmiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf, pasif husumetin hangi şirkete yöneltilmesi gerektiği ve bölünmekle terkin edilen şirketin TTK 547 maddesi kapsamında ihyasına karar verilip verilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.

TTK 547 maddesinde öngörülen “ek tasfiye” müessesesi; şirketin sicilden terkin edilmesine rağmen halen alınması zorunlu olan bir takım ek tedbirlere ihtiyaç duyulması, dağıtım dışı kalmış aktifler, mevcut bir dava ya da takipte taraf sıfatının devam etmesi vs. gibi arızi haller için öngörülmüş bir düzenlemedir.
Terkin, birleşme veyahut bölünme gibi işlemlerden kaynaklanıyorsa yeniden tescil talebinin olmazsa olmaz şartı olan (amaca ulaşma yolundaki) tek seçenek olma hali ortadan kalkmaktadır. Somut vakıada gözlemlendiği üzere devralan şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olmakla ek tasfiyeye gerek kalmamaktadır.
Diğer yandan, belirli bir amaçla sınırlı olsa bile, şirketin yeniden tescili, bölünme kararını kısmen de olsa kadük hale getireceğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan bu gerekçelerle bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.