YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3252
KARAR NO : 2022/6980
KARAR TARİHİ : 13.10.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.04.2019 tarih ve 2018/746 E. – 2019/387 K. sayılı kararın davalılar … vekili ile … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 02.12.2020 tarih ve 2019/982 E. – 2020/1237 K.sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili banka ile … arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiğini, … ve …’nun sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, sözleşmeye istinaden kredi kullandırıldığını; kredi borcunun ödenmediğini, 28.09.2018 tarihli ihtarname keşide edilmesine rağmen borcun ödenmediğini bunun üzerine davalılar aleyhine icra takibine geçildiğini itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek davalıların itirazlarının iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre davacı banka ile davalı … arasında 23/06/2015 tarihinde imzalanan genel nakdi kredi sözleşmesinin davalılar … ve … tarafından kefil sıfatıyla imzalandığı, kefiller … ve …’nun eşleri tarafından kefalet sözleşmesine muvafakat verildiğinin tespit edildiği, davacı banka tarafından asıl borçlu ve kefillere yönelik 28/09/2018 tarihli hesap kat ihtarı ile borcun ödenmesi için 3 gün süre verildiği, dosya kapsamındaki gönderi takip belgesine göre ihtarnamenin davalı asıl borçluya 09/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği, kefillere ilişkin tebliğ evrakı bulunmadığı, bu bağlamda davalı … ancak 13/10/2018 tarihinde temerrüde düşmüşken 02/10/2018 tarihinde davalılar hakkında takip başlatıldığı belirlenmiş ise de Yargıtay HGK’nın 2017/19-815 esas, 2017/1007 karar sayılı ilamı ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2013/17783 esas, 2014/2861 karar sayılı ilamı doğrultusunda alacaklı tarafından icra takibine geçilebilmesi için hesabın kat edilmesi yeterli olup, kat ihtarnamesinde ödeme için verilen süreden önce icra takibine başlanması halinde bu durumun, sadece faiz hesabında dikkate alınması gerekiği, hesap kat tarihi itibariyle 59.348,01 TL asıl alacak, 3.148,76-TL işlemiş faiz, ve 157,44 TL BSMV tahakkuku ile davalıların 62.654,21 TL borcu bulunduğu, temerrüt tarihi olan 13/10/2018 tarihinden önce takibe geçildiğinden temerrüt faizi hesaplanmayacağının belirlendiği, takip tarihi itibariyle 62.654,21 TL asıl alacak, 187,96 TL faiz ve 9,40 TL BSMV tahakkuku ile 62.851,57 TL davacı bankanın icra takip tarihinde alacağının bulunduğu bilirkişi incelemesiyle belirlendiği, ancak davacının takibe konu 3320034685530001 nolu URETKRD kredisi için 10.244,01 TL, asıl alacak talep ettiğinden bu alacak için 23,03 TL kat öncesi işlemiş faiz, 1,15 TL BSMV, 30,80 TL işlemiş faiz ve 1,54 TL BSMV olmak üzere 10.300,56 TL alacak tahakkuk ettiği, yine davacının takibe konu 3320034685530003 nolu URETKRD kredisi için 48.999,40 TL, asıl alacak talep ettiğinden bu alacak için 3.123,75 TL kat öncesi işlemi faiz, 156,19 TL BSMV, 156,84 TL işlemiş faiz ve 7,84 TL BSMV olmak üzere 52.444,62 TL alacak tahakkuk ettiği belirlenmiş olduğundan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalılar … ve … vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince davacı banka ile davalı … arasında 23/06/2015 tarihinde imzalanan genel nakdi kredi sözleşmesini davalılar … ve … tarafından kefil sıfatıyla imzaladıkları, kefiller … ve …’nun eşleri tarafından kefalet sözleşmesine muvafakat verildiği, böylelikle kefaletin geçerli olduğu, davacı banka tarafından asıl borçlu ve kefillere yönelik 28/09/2018 tarihli hesap kat ihtarı ile borcun ödenmesi için 3 gün süre verildiği, dosya kapsamındaki gönderi takip belgesine göre ihtarnamenin davalılara 09/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davacı bankaca ihtarname ile verilen 3 günlük atıfet süresi beklenmeksizin 03/10/2018 tarihinde işbu dava konusu icra takibinin başlatıldığı, davacı banka tarafından kredi hesabının kat edilmesi ile birlikte davalı tarafa bir ihbar yapılmasa bile borç muaccel hale gelir ise de, alacaklının borçluya atıfet süresi tanıması halinde borcun ödenmesi atıfet süresinin sonuna kadar ertelenmiş olacağı,bu durumda verilen atıfet süresi sona ermeden de ödeme süresi bitmeden icra takibine geçilmesi Türk Medeni Kanunun 2. maddesine aykırı olduğu (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 03/04/2019 tarih, 2017/4707 Esas 2019/2247 Karar sayılı ilamı), somut olayda ise, davacı bankaca davalıların hesabının 28/09/2018 tarihinde kat edildiği, borçlulara gönderilen ihtarnamenin 09/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği, verilen 3 günlük ödeme süresinin 12/10/2018 tarihinde dolduğu, atıfet süresi dolmadan 03/10/2018 tarihinde icra takibinin erken başlatıldığı anlaşıldığından ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalılar … ve … vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19/04/2019 tarih ve 2018/746 Esas 2019/387 Karar sayılı kararının davalılar … ve … HMK’nın 353/(1)-b.2. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın … ve … yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için toplam 63.165,79 TL üzerinden başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince davanın bir kısım davalılar yönünden reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Temyiz Edilemeyen Kararlar” başlığını taşıyan 362/1-a maddesiyle, Bölge Adliye Mahkemelerince verilen ve miktar veya değeri 40.000,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin olarak verilen kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu miktar, karar tarihi olan 02.12.2020 tarihi itibariyle 72.070,00 TL’dir. Davacı vekili tarafından reddedilen 63.165,79 TL yönünden temyize gelmekle anılan miktarın yukarıda yazılı madde hükmüne göre temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin davaya ilişkin karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin miktar yönünden REDDİNE, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.